Gönderen Konu: Ne okuyoruz?  (Okunma sayısı 47795 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı kedidiro

  • Harvey Pekar
  • Çizgi Roman Bağımlısı
  • ****
  • İleti: 706
Ynt: Ne okuyoruz?
« Yanıtla #720 : 21 Haziran, 2017, 15:08:01 »


Mahmut şenol'un "mahmudiye üçlemesi" üst başlığıyla yayınladığı serinin ilk kitabı; "çerkes adil paşanın tahsildarlık günleri"ni okudum. Kitapta yazarının da zaten saklamaya gerek duymadığı bir şekilde belirgin 'don kişot' etkisi var. Biga'nın bir çerkes köyü olan mahmudiye'ye istanbul'dan gelip yerleşmiş bir istiklal savaşı gazisi olan üsküdarlı adil efendi kitaplarına gömülmüş çelebi karakterli bir adamdır. Dönem varlık vergisinin ilan edildiği dönemdir. Adil efendi biraz "karı dırdırından kurtulmak" çokca da vatanına hizmet etmek sevdasıyla biga yöresinin vergi tahsildarlığına gönüllü olur. Yanına kattıkları insan irisi onbaşı beşir yaman'la birlikte yola düşerler. Ancak hayat adil efendinin uzun zamandır kendini kapattığı kitaplığında tasavvur ettiği kadar naif değildir. Konusu kısaca böyle olan roman fonuna varlık vergisini almış bir muhitimiz don kişot hikayesi. Baştaki uzun sohbet bölümünü saymazsak özellikle yola çıktıklarından sonraki kısım son derece sürükleyici. Mizahi tarafı da başarılı. Çerkes kültürüne yapılan atıflarda aynı şekilde. Ancak varlık vergisi kısmı gerçekten sadece bir fon olarak kalıyor ki en azından ben konuya dair daha çok şey görmek isterdim. Sonuç olarak dönem romanı olarak çok başarılı bulduğumu söyleyemem. Malum bu toprakların kemal tahir'i var. Ama bizden bir don kişot olarak üsküdarlı adil efendiyi, bizim sançomuz midyatlı onbaşı beşir yaman'ı ben çok sevdim. Üçlemenin diğer iki kitabına da vakit geçirmeden dalacağım. 7.5/10

Çevrimdışı pizagor

  • Haddock
  • Forum Yöneticisi
  • Çizgi Roman Sevdalısı
  • ******
  • İleti: 6,761
  • Your Ego My Lego...
Ynt: Ne okuyoruz?
« Yanıtla #721 : 19 Temmuz, 2017, 10:15:52 »
Neil Gaiman'dan Vadinin Hükümdarı...

Amerikan Tanrıları'nın son bulduğu noktadan iki sene sonrasına dair anlatılan bir öykü. Yine benzer bir tema ama Amerikan Tanrıları'nın yanında biraz sönük kalıyor. Yine de beğendim.

İlk Biriktirici... Vampir Dişçisi... Huysuz ihtiyar...

http://pizagorgunlukleri.blogspot.com/

Çevrimdışı pizagor

  • Haddock
  • Forum Yöneticisi
  • Çizgi Roman Sevdalısı
  • ******
  • İleti: 6,761
  • Your Ego My Lego...
Ynt: Ne okuyoruz?
« Yanıtla #722 : 13 Ağustos, 2017, 08:07:51 »
Daha önce bu başlıkta Küçük Prens'in 'Büyük Prens' aynı adıyla ardıllarının olduğunu daha yeni farkettiğimi yazmıştım. Bunlardan Murat Nedim imzalı Kara Karga baskısı olanını bir seyahatte okumuştum. Diğer ikisini de son birkaç günde aradan çıkardım:

Büyük Prens - Mikail Adıgüzel  ve...

Büyük Prens - Emile Vigneron...

Söz konusu üç kitaptan devamı olmaya en fazla yaklaşanı Vigneron yorumu olmuş. Büyüyen Küçük Prens'in stereotip karakterlerle karşılaşmaları bu kitapta da devam ediyor. Adıgüzel ise Büyük Prens'i 'önce kendini tanı' tarzı masalsı bir bilgelik kitabına dönüştürmüş. Murat Nedim'in ise tüm özgün kurguyu tersyüz ederek Büyük Prens'i bir kara mizah öğesi haline getirdiğini daha önce yazmıştım.


İlk Biriktirici... Vampir Dişçisi... Huysuz ihtiyar...

http://pizagorgunlukleri.blogspot.com/

Çevrimdışı pizagor

  • Haddock
  • Forum Yöneticisi
  • Çizgi Roman Sevdalısı
  • ******
  • İleti: 6,761
  • Your Ego My Lego...
Ynt: Ne okuyoruz?
« Yanıtla #723 : 13 Ağustos, 2017, 09:56:00 »
Yeniden Amerikan Tanrıları...

Bu üçüncü oluyor. İlk ikisini orijinal dilinde okumuştum. Bu sefer İthaki'nin yeni baskısına başlıyorum. Gerçi İthaki deyince son okumasız, bol hatalı bir kitap endişesi kaplıyor içimi. Hadi bakalım, utandır beni İthaki!
İlk Biriktirici... Vampir Dişçisi... Huysuz ihtiyar...

http://pizagorgunlukleri.blogspot.com/

Çevrimdışı pizagor

  • Haddock
  • Forum Yöneticisi
  • Çizgi Roman Sevdalısı
  • ******
  • İleti: 6,761
  • Your Ego My Lego...
Ynt: Ne okuyoruz?
« Yanıtla #724 : 13 Ağustos, 2017, 23:56:35 »
Yeniden Amerikan Tanrıları...

Bu üçüncü oluyor. İlk ikisini orijinal dilinde okumuştum. Bu sefer İthaki'nin yeni baskısına başlıyorum. Gerçi İthaki deyince son okumasız, bol hatalı bir kitap endişesi kaplıyor içimi. Hadi bakalım, utandır beni İthaki!

Amerikan Tanrıları'nın bu basımı Onuncu Yıl Edisyonu imiş. İç kapakta Gaiman'ın oynanmamış ilk metni olarak sunuluyor. Yazarın önsözüne göre ufak bir Amerikan yayıncı esas yayıncıyla özel bir anlaşma yaparak sadece 750 adet ve çok pahalı olacak şekilde oynanmamış metni kullanacağı bir baskı planlıyor. Gaiman'ın ufak tefek bazı düzeltmeleriyle bu özel baskı gerçekleşiyor. Daha sonra kitabın onuncu yılı şerefine bu hali tekrar okura makul bir fiyatla sunuluyor. Yeni metnin ilkine nazaran yaklaşık 12 bin kelime daha uzun olduğunu da söylüyor yazar.
İlk Biriktirici... Vampir Dişçisi... Huysuz ihtiyar...

http://pizagorgunlukleri.blogspot.com/

Çevrimdışı kedidiro

  • Harvey Pekar
  • Çizgi Roman Bağımlısı
  • ****
  • İleti: 706
Ynt: Ne okuyoruz?
« Yanıtla #725 : Dün, 14:28:06 »
   Hakkında ne düşüneceğimi bilemediğim bir kitap okuyorum. Ahmet arif'in 1954-1959 yılları arasinda leyla erbil'e yazdığı mektupların derlendiği " leylim leylim- iş kültür yayınları"
   Ahmet arif'in yirmili yaşlarının sonundan itibaren yazmaya başladığı bu mektuplarda leyla erbil'e olan aşkı, tutkusu son derece açık. Çok sevdiğım şiirlerinin neredeyse tamamının bu dönemde bu aşka paralel yazıldığını görüyoruz. Bu dönem şairin yoksulluklarla, sürgünlerle, hapislerle de uğraştığı bir dönem. Güçlü, öfkeli kaleminden bu hesaplaşmaları da okuyoruz. Ancak bu aşkın karşılıksız olduğunu da görüyoruz. Leyla erbil net bir şekilde aralarına bir çizgı çekmiş, dostluk dışında bir olasılığın olmadığını açıkça belirtmiş, hatta bu mektuplasma sürecinde evleniyor bile... Tüm bunlara rağmen ahmet arif zaman zaman; " kardeşim, dostum, leyla hanım,sayın erbil" gibi ifadeler kullansa da sevmekten vazgecmediği her satırda hissediliyor...
  Şimdi gelelim baştaki ifademe. Evet bu kitap hakkında ne düşünmem gerektiğini bilmiyorum. Bir yandan o güzelim şiirlerin nasıl bir ruh ikliminde, kim düşünülerek yazılmış olduğunu görmekten memnunum. Ama diğer yandan ikisi de aileye karışmış, kendi çoluk çocuklarını ardlarında bırakarak bu dünyadan çekip gitmiş insanların mahremine girmişim, sanki onları çıplak görmüşüm gibi bir utanma hissine de sahibim. Velhasıl bu mektuplar gün ışığına çıkmalı mıydı, hadi çıktı ben okumalı mıydım emin değilim...

Çevrimdışı Hayal Kahvem

  • Çizgi Roman Sevdalısı
  • *****
  • İleti: 1,001
Ynt: Ne okuyoruz?
« Yanıtla #726 : Dün, 19:30:54 »
Kedidiro,  çok haklısın.  Şair ve yazarların mahrem yazılarını okumak insanı feci rahatsız ediyor. Öte yandan, onlar duygularını o kadar emsalsiz yazıyorlar ki, onlar olmasa sanki hayatın manası olmazdı gibi geliyor. Bakın eskilerde ben de benzer duygularla neler yazmışım :)


Şu yukarıdaki notu okurken nasıl mahcubiyet hissettiğimi anlatamam. İçim nasıl  utanma duygusu ile doldu. Öte yandan bu notu tüm merakımla tekrar tekrar okudum. Hatta bu notu  bir tablo gibi uzun uzun seyrettiğimi samimiyetle itiraf edebilirim. Aslında nasıl özel bir not bu... Çok mahrem bir not... Altında tanıdığım imza olmasa ilgimi çekmezdi belki. Ama bu Cemal Süreya'nın imzası. Bilirim.  Cemal Süreya'nın imzası çok ünlüdür. Kimileri şapkaya benzetir. Sunay Akın ise imzayı yan çevirir bakarsak, şairin profilden bir resmini elde edeceğimizi, hatta imzadaki ü harfinin noktalarının Cemal Süreya'nın vazgeçemediği sigarasını resmettiğini söyler. Cemal Süreya ressamdır aynı zamanda. Belki de imzasıyla kendisini resmetmektedir, kimbilir?  Bu notu Tomris Uyar'a yazmış. Nasıl özel bir not! Şairin en mahrem duyguları. Nasıl ortaya dökülmüşse dökülmüş işte. Şairin şiirleri gibi bu not da  bilinir olmuş. Cemal Süreya ve Tomris Uyar şimdi diğer alemdeler... Ruhlarına rahmet! Bilseler bu mahrem notun herkes tarafından okunduğunu üzülürler miydi acaba? Bilmiyorum. Bildiğim Cemal Süreya bu notu sevdiği kadına tüm içtenliği ile yazmış. Parlak sıfatlar, yürekte yankılanacak rengarek kelimeler kullanmak yerine insanın iliklerine işleyen alçakgönüllükle yazdığı nota bakar mısınız? Müthiş!