Kebir

Başlatan kharon, 03 Şubat, 2020, 02:07:46

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

kharon

https://paneller.blogspot.com/2020/02/kebir.html


Kebir

Karaoglan'in Fransa'daki yayinlanma hikayesi okurlari tarafindan bilinen bir hikaye; ama simdiye dek bu yayinlardan birini gorme firsatim olmamisti.



Sonunda -ebay sagolsun- elime Fransa'dan bir nusha gecti; oncelikle bekledigimden oldukca kucuk boyutta bir cizgi roman. Aliskin oldugumuz BD buyuk albumleri gibi degil oldukca kucuk cep boy bir cizgi roman. 1973 tarihli ve 22. sayi.

100 sayfayi asan hacminde sadece ilk 87 sayfasinda Karoglan var, sonrasinda kimi sayfalar iki ayri cizgi romanla kimi sayfalar da bazi ansiklopedik metinlerle doldurulmus.





Ayni yillarda Fransda yayinlanan Ken Parker'a icerik ve boyut olarak benziyor. Onda da asil cizgi roman disinda dolgu cizgi romanlar ve bilgi metinleri var; bu kucuk boy yayin Fransa'da buyuk yayinevlerinin buyuk albumleri disinda o donem yaygin bir yayin stili olmali.



Kapagin Yalaz elinden cikmadigi belli, icerik ise bildigimiz Karaoglan'in yeniden duzenlenmesi. Kebir Yalaz'in soyledigine gore Aksam gazatesinde yayinlanan materyaller kullanrak hazirlanmis ama anladigim kadariyla son sayilara dogru yayinci hayalet cizerlerle yeni maceralar da yaratmis.




yunusmeyra

yukarıda kharon'un paylaştığı iç sayfa görseli 1968 yılında "akşam" gazetesinde yayımlanan (aynı adla filme de çekilen) "camoka'nın dönüşü" adlı maceradan. gazetede yayımından kısa bir süre sonra aynı yıl içinde "karaoğlan" dergisinin 1967 yılı başlangıçlı 151 sayı süren ve koleksiyoncular arasında "3.seri" olarak bilinen (A. Muhtar Yavaşça sahipliğinde çıkan) yayınında yer alır. ayrıca bir sonraki yayın olan 1973 yılı başlangıçlı 155 sayılık ("4. seri" olarak bilinen ve yine A. Muhtar Yavaşça sahipliğinde basılan) "küçük boy fasikül" serisinde de aynı adla okuyucuya ulaşmıştı. kharon'un paylaştığı görselle yan yana koyduğumuz yerli baskılara ait bir alıntı ile hemen farkedileceği gibi Suat Yalaz yurtdışındaki "kebir" yayımında sayfaları ve çizimlerini elden geçirmiş bazı değişiklikler yapmıştır.





ayrıca kebir'in fransa yayınları hakkında ulaşabildiğimiz bazı bilgileri özetlemek gerekirse:

-ilk "kebir" yayını 1971-1975 arası 73 sayı sürüyor. 13*18 cm.(bazı sayıların 14*19cm olması durumunu not edelim ayrıca) ebatlarıyla yayımlandığı bilgisi var. fransız koleksiyonerler 65-73 arası sayıların başta cezayir olmak üzere fransa dışı ülkelere dağıtıldığını not ediyor. önce "aylık" başlayan yayınlar sonrasında  "15 günlük" periyotlarla tamamlanıyor (33. sayı ile beraber 15 günlük yayımı başlamış). ayrıca bunlar kalın ciltler olarak biraraya getirilmiş ve tekrar piyasaya sürülmüş halleri mevcut; "super" adı eklenerek yayımlanmış (14 cilt olabilir?!). Suat Yalaz'ın çizimleriyle yayımlanan ilk kapakların ardından (ilk 12 sayı) yabancı çizerlere ait kapak çizimlerini görüyoruz. Jean Chapelle'e ait yayınevinden çıkan seri bazı sayılarda 130 sayfaya ulaşıyor; ek yazı ve çizgi roman (mizah içerikli) içerikleriyle destekleniyor...

-ikinci "kebir" yayımı 1975-1977 tarihlerinde 15 günlük periyotlarla 46 sayı sürüyor. 16*21 cm. boyutlarında ve 48 sayfa basıldığı (önceki yayına göre ebatlar büyüyor, sayfa sayısı azalıyor) bilgisi mevcut. kapaklarda "yeni seri" (nouvelle serie) ibaresi okunuyor; bu yayınlar içinde de Suat Yalaz'a ait olmayan kapak ve macera çizimleri var. ayrıca "tek renk tonları" ile renklendirilmiş baskılar bunlar: turuncu, yeşil gibi renklerin 1-2 tonuyla tek renkli basılmış sayfalar...
HULK DEĞERLİ BİR KAHRAMANDIR!
HSD YENİ ÜYELERİNİ BEKLİYOR

kharon

cok yasa @yunusmeyra, eline saglik.
yanyana kiyaslama super olmus, acikcasi Camokanin bizdeki halini tercih ederim, Fransa'da bayagi adama donmus :)

ikinci serinin tamamen kuzey afrika pazarina verildigini bu yuzden Fransa'da pek bulunmadigi bilgisiyle de karsilastim dun yaziyi yazarken. (tipki ilk serinin son sayilari gibi)
Ayrica ilk seride de Yalaz'a ait olmayan cizimler oldugu suphesi var ama ornek bulup teyit etmek gerek.

son bir not ; Yalaz'in Fransa'da Dargaud yayineviyle gorusmesi ve gorusmenin kotu gitmesine dair anlattiklari merak edenler icin kaleme aldigi yazi
Hayalet e-dergi 13. sayida. Bu tur anilar-yazilar her zaman kendini temize cikarma islevi de gorur, o yuzden ne derece dogrudur ne derece abartmadir karar vermek okura kalmis. Sadece anlattiklari baz alinsa bile haybeye bence buyuk firsat iskalamis Yalaz bana gore.

darkwood

Detaylı Kebir bilgilendirmeler için teşekkürler, bu seride bahsi geçen Suat Yalaz'a ait olmayan kapak ve maceraları kim çizmiş onları merak ettim.
Darkwood Sakinleri..

kharon

Benim ulastigim bir isim var; imzasini goremedim ama bir iki kaynakta -ozellikle kapaklar icin- ondan bahsedilmekte.

Kebir'in de yayincisi, bu tur cokca pulp yayina imza atmis SFPI'de (Société française de presse illustrée) senelerce hem kapak hem de icerik uretmis, cok hizli calismasiyla unlenmis Pierre Dupuis ismi. Bu kadar hizli-verimli uretmesi dolayisiyla "The Alexandre Dumas of comics" denmekteymis kendisine

https://fr.wikipedia.org/wiki/Pierre_Dupuis_(dessinateur)



Gabby

Alıntı yapılan: kharon - 03 Şubat, 2020, 10:02:15
son bir not ; Yalaz'in Fransa'da Dargaud yayineviyle gorusmesi ve gorusmenin kotu gitmesine dair anlattiklari merak edenler icin kaleme aldigi yazi Hayalet e-dergi 13. sayida. Bu tur anilar-yazilar her zaman kendini temize cikarma islevi de gorur, o yuzden ne derece dogrudur ne derece abartmadir karar vermek okura kalmis. Sadece anlattiklari baz alinsa bile haybeye bence buyuk firsat iskalamis Yalaz bana gore.


Vay canına kharon!... İnanamadım, emin olmak için tekrar yazılanların bir kez daha üzerinden geçtim, çünkü uzun zaman önce bir Tv programında şamaroğlanına çevirdiği yayıncının adı Larousse idi. Hatta Montparnesse'de Couple'in karşısındaki atölyeme çok yakındı diyerek yerini de tarif ediyor: "...bir Türk gelmiş Larousse'a, çizgiroman nasıl yapılır, hakiki ressam nedir ders veriyor..." diye anlatıyordu... Yıllar sonra farklı ilaveler ve: "Ey Dargaud biz ders almayız ders veririz" girizgahıyla bu kez "Osmanlı tokadı"nı aşkettiği yayınevi yine bir başka Fransız yayıncı Dargaud olmuş, ilginç mi ilginç... Suat Yalaz'ın kendisine, biz bu kalitede iş istiyoruz diyerek gösterilen yarım afiş boyu çizgiroman sayfaları için: "hayatta yapamayacağım bir şey, amma ineklemişler" satırları Serpieri ile ilgili okuduğum, tam sayfa panelin bitmiş hali için bazen on günlük emek harcadığı bilgisini aklıma getirdi. :)

Dargaud'nun iki şefine sırf isimleri üzerinden çıkarım yaparak "Çeko-Polone-Macar kırması adamlar" diye yaftalaması ve şu an hayatta olmayan meslekdaşı Enric Sió'nun da yine soyadına bakarak kendisine "Hollandalı ana, Güney Koreli baba" icat etmeyle yetinmeyip: "Enric Sió garibi", "kopyacı", "kakalayıcı", "kötü çizgiromancı",  "antiskop ressamı" (Antiskop: orijinal görüntüyü istenilen ebatta en ince ayrıntısına kadar arzu edilen yere veya kağıt üzerine yansıtan cihaz... Yalaz'ın tarifiyle kötü ressamların kopyalama amaçlı kullandığı  âlet...) yakıştırmalarıyla yüklendikçe yüklenmesi şaşırtıcı olmasının yanında oldukça itici geldi bana. Yellow Kid ödüllü İspanyol Katalan kökenli sanatçı Sió, öyle Yalaz'ın tabiriyle bol sıfırlı maaş bir yana, ülkesindeki Franco rejimine muhalif sanatçı duyarlılığı göstermesinden dolayı sürgün bir hayatı önce İtalya, sonrasında da Fransa'da idame ettirmek zorunda kalan ve bilahare ülkesine dönebilen çizerlerden.

Sinema ve çizgiroman, özünde benzer dinamikleri barındırmasından kaynaklı karşılıklı geçişkenliğin kanıksandığı iki işkolu. Hal böyleyken: "...ünlü aktörü bizimkilere Ulyysse diye kakalamış" dediği Dargaud yayınevinde nihai kararı verebilme pozisyonuna gelmiş üst düzey iki çalışanın Kirg Douglas'tan bi' haber olması bana pek olası gelmiyor; Tam tersi pekâlâ filmin o dönemdeki popülaritesinden faydalanma anlamında çizere tavsiye bile edilmiş olabilir.

"...şimdi siz bana, Napolyon üzerine bir senaryo verseniz, ben gider Jozefin filmindeki Marlon Brando'yu çizer miyim, imparatorun ressamı David'in tablolarındaki Napolyon'u çizerim" diyerek karşısındakileri dut yemiş bülbüle çevirdiğini söylüyor Yalaz, iyi de Napolyon dediğin tipi belli  bir karakter, Odisseus (Ulyysse) öyle mi, Homeros'un yazdığı düşünülen epik, mitolojik destan kahramanı; ismi var cismi yok.

On yıl önce Sophia Loren'den kopyalandığını iddia ettiği çizim, yıllar sonra "Gina kalmadı Brigitte verelim" ara başlığında garip bir şekilde bu kez İtalyan oyuncu Gina Lolobrigida'ya dönüşmüş. "Enric dostumuz, Gina'nın sağa doğru bakan resmini bulamamış, O yöne bakan Brigitte Bardot resmi geçmiş eline, onu kopyalamış" denilen Enric Sió'nun resimlediği yayını arşivimden bulup baştan sona pür dikkat tekrar inceledim, bu Gina (ve/veya Loren) bu da Bardot diyebileceğim çizim bulamadım. Olur ya gözden kaçırmışımdır, gören-bulan olur da yeşillendirirse iyi olur, merakımı gidermiş olurum. İddiaya göre siyah saçlı olan Gina ya da Loren, sarışın da BB olmalı, incelemek isteyenler için aşağıya da kolajladım.





***



Çizgiroman dünyası, Audrey Hepburn, Rupert Evertt, Robert Mitchum, Robert Redford,   Whoopi Goldberg, Daniel Day Lewis, Sigourney Weaver , George Gabby Hayes, Samuel L.Jackson, John Goodman, Ralph Fiennes, Thomas Mitchell, John Malkovich, Pam Grier, Charles Bronson, Jean Paul Belmando, Jean Gabin,  Serge Gainsbourg ve saymakla bitmeyecek daha bi' dolusundan yüzünü ödünç almış çizgi karakterlerden oluşmuşken ve üstelik Suat Yalaz'ın Sony Ringo'su tam bir "official parade of celebrities" iken meslekdaşını bu denli hırpalaması için ne denebilir bilmiyorum kharon...

"kopyalama-kakalama", hele de "kakalama" tabiri için de uzun uzadıya yazmak içimden gelmiyor açıkçası. Çünkü yığınla uç örnekle karşılaşmama rağmen bunları; "tıkanma", "süreli yayının zaman darlığının getirdiği sıkışıklığa anlık-geçici çözüm üretme" ve en çok da "esinlenme" olarak algıladım ama çocukluğunda neredeyse tüm harçlığını çizgiromanlara harcamış, hala da  devam eden okur olarak birkaç örnek vermezsem içime dert olacak gerçekten.

***


Benim için hoş, güzel bir sürprizdi aslında, ama madem bu kadar önemsenmiş, "Ölüm Geçidi" macerasında Bayırgülü'nün, aniden Bardot'ya dönüştüğü aslanlar gibi bir BB karesi...




***


Alıntı YapÜlis'in gemisi Odisse fırtınaya yakalanıyor...Enric dostumuz, kopya edecek fırtına resmi bulamadığı için, siyah kare içine feryat balonları koymuş, çıkmış işin içinden

(Örnek panel "Yavru Düşman" macerasından...)


(Örnek panel "Yavru Düşman" macerasından...)


(Örnek panel "Kudüs İlahesi" macerasından...)

kharon

Gabby ustadim, agzim bir karis acik kimi zaman da kotu bir gulumsemeyle okudum yazinizi :)

Larousse meselesinden hic haberim yoktu, Dargaud hakkinda yazdiklarini da fazla irdelemek istemedim cunku buram buram tribune oynayan cig bir milliyetcilik kokuyor.

Yazdiklarinin biran kismen dogru oldugunu kabul edelim. Adamlarin kapisina is gorusmesi icin giden sensin (gayet normal bir durum); pulp isini begenmisler ama oyle isler degil daha detayli daha fazla emek verilen albumler yayinlamaktalar. Senden de gayet normal olarak boyle bir ornek is istemisler, verdigin cevaba bak :) Neresinden bakarsan bak elde kaliyor. Is gorusumesine gittigin yerde baska bir calisani-emekciyi kotulemek (hem de sizin gayet guzel irdelediginiz gibi sudan-sacma bahanelerle) ne kadar etik ? Kendi uretim tarihindeki calip cirpmalari gencken yaptik birseyler diye gecistirirken... Madem bu kadar cig bir milliyetcilikle kivraniyorsun Karaoglan'i Kebir yapmak, pulp erotik cizgi romanlar uretmek ne ? Ki bunlar da normal bence ayakta kalmaya - tutunmaya calisiyorsan yabanci bir ulkede... ama anlattigin hikayeyele birlikte nasil okuyacagiz, nasil bir celiskidir bu ?

Adamlarin sessiz kalmasini anlayabiliryorum (dogru oldugunu farzederek) ; ne diyor bu deli diye dusunmuslerdir.

Baska bir yerde de Asterix'i biciyordu; kedi ulasamadigi cigere misali.

Hulasa, guzel hikaye anlatiyor Yalaz :)

ferzan

    Harika bir başlık, harika paylaşımlar... Öncelikle kendi adıma çok teşekkür ederim ilk mesajdan itibaren kalite içinde devam eden bu değerli silsile için.

    Suat Yalaz, benim için Türk çizgi romanının en önemli ismidir. Daha önce gerek forumda, gerekse başka platformlarda defalarca dediğim gibi, bilhassa 1975 sonrası işlerinde kendini bulmaya başlar ve 80 'lerden itibaren kayışı koparır. Son Karaoğlan 'lar, Yakın Tarih Belgeselleri ve Son Osmanlı Yandım Ali seirisi falan kilometre taşıdır benim gözümde ama Yalaz 'ın gençlik yılları imkansızlıklar ve sinema tutkusuna da zaman ayırması dolayısıyla çizgi kalitesi olarak fazla savruk, gelişi güzel ve intihal dolu. Kendisi de bunu saklamıyor, hatta düzgün bir şekilde açıkladığında insan hak bile veriyor ama Yalaz 'ın egosu da oldukça büyük olduğundan Larousse örneğindeki gibi aslında yapıcı olması gereken ve hiçbir saldırı içermeyen mevzuları saldırıymış da bir Türk 'e yakıştığı gibi (!) bertaraf etmişcesine hala daha anlatıyor olması beni artık şaşırtmıyor. Buna denen bir tabir var ama ustaya bunu demekten gocunduğum için yazmıyorum. Ayrıca Yalaz 'ın kendi savlarını sağlamlaştırmak için meseleyi muhatapların ırk kökenlerine dair tahminlerine getirmesi de tipik bir Yalaz usta belden aşağı vuruşu örneği.

    Suat Yalaz gençliğinde ve olgunluk arifesi Paris yıllarında tam bir esnaf kafasında, bunu kendi yazılarından da anlıyoruz. Becerisinin ve çok yönlülüğünün getirdiği özgüvenle de "Hallederiz, ne olacak" diyerek aldığı pek çok işin senaryosunu da kendi yazmış. Sürekli bir pratik çözümü var, belli başlı kısayolları var. Aslında aşırı derecede yetkin ve yetenekli bir adam ama olmaya çalıştığı batılı profilinin aksine tam bir üçüncü dünyalı gibi mevzulara yaklaştığı ve karşı taraftan gelen yapıcı eleştirileri bile tehdit olarak algıladığı için kendi kendine de yazık etmiş ve hala daha ediyor diye düşünüyorum. Neyse ki olgunluk ve sonrasındaki dönemde, öncekileri telafi edecek kadar düzgün tempolarda düzgün işler yapmış da bugün ağzımı doldura doldura Yalaz Usta 'nın birbirinden güzel ustalık dönemi işlerini övebiliyorum ama belli bir yaştan öncesi teknik ve yaklaşım olarak fazlasıyla sorunlu. Fazlasıyla nabza göre şerbet veren bir yapıda ve kendini ifade edip pazarlama şekli ve kendini zaman zaman gündeme getirme üslubu da ustalığına yakışmayacak basitlikte.

    Geçmiş yıllarda Karaoğlan 'ın camiye gitmemesi üzerine yaptığı gereksiz açıklamaları hatırlayın. "Benim din bilgimin eksikliğinden biraz böyle oldu Karaoğlan." diyor. Oysa Suat Yalaz şu ana dek yapılmış en iyi ve kaliteli İslam belgesellerini çizip pek çok ülkede de yayınlatmış biri. Ayrıca bazı maceralarında Karaoğlan ve Baybora 'nın hiç de dini yönden cahil olmadığını gayet iyi görüyoruz. Tıpkı Suat Yalaz 'ın da bu konuda hiç de cahil olmadığı gibi. Bu gereksiz açıklaması tamamen nabza göre şerbet vererek dönemin hakim algısına eserini hatırlatma ve yeniden bir mecra arayışına girme çabasından ötürü geliyor bana. Yalaz ustanın sohbet yazılarını okuyanlar hatırlayacaktır, vaktiyle okurlardan gelen talep doğrultusunda Karaoğlan 'da ki erilliği ve seksist yaklaşımı körüklediğini de bizzat kendi yazılarından biliyoruz. Hal böyle olunca söz konusu nabız şerbeti açıklamalarında insan ister istemez ne oluyoruz diyor ama bir yerden sonra da şaşırmayı bırakıyor.

    Ustanın karakteri ise ne yazık ki sıkıntılı, şu yaşında bile hala sıkıntılı. Her fırsatta aynı mevzuları açmasından bunu rahatlıkla anlayabiliyoruz. Hele ki benim gibi pek çok mecrayı eş zamanlı takip edip Yalaz ustanın her yazısını ve her beyanını anında yakalayan bir hayranı için yıllardır aynı mevzuları tekrar tekrar duymak ve hiç yakıştıramadığım yersiz bir eziklik egosundan ötürü ustanın basitleşmesine tahammül etmek benim açımdan çok zorlayıcı oluyor. "İnceyılan Hanı", "Kul Bakay 'ın Mezarı", "Ba-nı Çiçek" ve daha pek çok harika öykünün yaratıcısının zaman zaman bu denli kompleksli ve sorunlu karakter özelliklerine sahip birisi olduğunu hatırlamak, bazen okuma keyfimin de içine ediyor ama neyse ki en azından Suat Yalaz ustada bunu görmezden gelebilmeyi bir nebze olsun başarabiliyorum.

    Eğer bu satırları okuyacak olursa diye ustaya şu notu bırakmak istiyorum;

    Sevgili Suat Yalaz usta, çok uzun yıllardır çalışmalarının büyük bir hayranıyım. Kendi kuşağımın en azılı Karaoğlan ve Suat Yalaz koleksiyoncusu olabilirim ki buna 30 yıllık bir süreçteki farklı gazetelerden biriktirilmiş ya da fahiş fiyatlara sahaflardan alınmış gazete tefrikaları da dahildir. Sadece çok kaliteli bir hikaye anlatıcısı değil, aynı zamanda çok yoğun çalışmış ve ömrü masa başlarında, kamera arkalarında ve yayın ofislerinde geçmiş biri olmanın dışında pek az kişinin bildiği gibi çok özel bir evlada sahip olup ona tüm bu yorucu meslek hayatına rağmen mükemmel şekilde babalık etmiş ve yıllar sonra da gökyüzüne uğurlamak durumunda kalmış örnek bir insansın. Sadece sanatınla ve birikiminle değil, bu yönünle de bana ilham veren ve zaman zaman zihnimi kaplayan kara bulutları tek üfürüşte dağıtan birisin ama keşke bu harika özelliklerini gölgede bırakacak denli egon, kendini beğenmişliğin ya da olur olmadık şeyleri tehdit olarak algılayışın olmasa. Keşke bazen azılı bir batı hayranı olup buraları gömerken, bazen de azılı bir doğu fanatiği olup oraları gömmesen, bir ortak paydada karar kılsan. Keşke uğradığın ve sonrasında başarıyla üstesinden geldiğin haksızlıkları 40 yıl sonra bile açıp, artık ahı gitmiş vahı kalmış mevzulardan ötürü kendini savunmaya çalışırken diğer yandan da basitleştirmesen, haklıyken haksız duruma düşmesen. Keşke bazı fikir ve yaklaşımlarını güncelleyip bir parça daha olumlu bir bakış açısı geliştirsen. Senin gibi bir ustaya yakıştıramadığım bazı özelliklerinden ötürü benim için iki ayrı kişisin. Kağıt üzerinde hem fırçası hem de kalemiyle harika anlatılar oluşturan Suat Yalaz bir yana, kendini ifade ederken basitleştiren ve itici olan kendini beğenmiş kompleksli Suat Yalaz bir yana.

    Velhasıl kelam, tekrar tekrar teşekkür ederim Kharon ve Gabby üstatlara bu mevzuları kaliteli bir şekilde örnekler eşliğinde masaya yatırıp yorumladıkları için...İflah olmaz bir Suat Yalaz üretimleri hayranı olmama rağmen kelimesi kelimesine katılıyorum her satırınıza.
Bağnaz okur, memnuniyetsiz beşer, işkilli büzük, sıfır tolerans iksmen, taş kalpli ahkam efendi...

https://ucuztefrika.blogspot.com

kharon

https://paneller.blogspot.com/2020/02/kebir-2.html

Kebir 2
Elime gecen ikinci bir Kebir cildi ; 1973 tarihli 24 nolu sayi. Bagan Tigin isimli macerayi icermekte ; macera 84. sayfada sona ererken cilt yine ek kisa cizgi romanlar ve bazi ansiklopedik bilgiler-illustrasyonlarla 130 sayfaya tamamlanmis.





Karaoglan'in konuk oldugu arkadasi Ozmus beyin oglu Bagan Tigin ve arkadaslarinin Hintli esirler tarafindan kacirilmasi ve Karaoglan'in peslerine dusmesini konu aliyor hikaye. Aslinda biraz daha cocuklara odaklansa ve dogru duzgun bir cografya verilebilse guzel olabilecekken oldukca dagilan kisa bir Karaoglan hikayesi. Esirlerin Bati Hint kiyilarindan kactiktan sonra Cinli bir uc beyligine gecmeleri oradan Arabistana uzanan sacma bir cografya sozkonusu. Karaoglan tek macerada hem hintlileri hem cinlileri hem de araplari darmaduman etmekte.

Hikaye A. Muhtar Yavasca ismiyle bilinen seriden aynen aktarilmis (60'larin sonu 70'lerin basi). Guzel bir ic kapak kolaji varken bunun yerine yeni bir kolaj bir ic kapak tercih edilmis.





Bunun disinda sadece orta sayfalara denk gelen iki sayfalik paneller Fransa'daki tek sayfalik formata uydurabilmek icin bolunmus, ek kisimlar cizilmis, hikaye bir-kac sayfa uzamis.











Son olarak bir de internette gordugum kopya var ki kesinlikle Suat Yalaz'in elinden cikmadigi belli. Hem cizimler hem de Karaoglan'in bir grup cuceyle bogusmasi gibi ilginc ogeler bunun Yalaz'in bir yerde bahsettigi golge Italyan ressamlarin elinden cikmis bir Kebir macerasi oldugunu gostermekte. "Kanon"dan olmayan boyle hikayeleri de okumak ilginc olabilir.






kharon

Alıntı yapılan: ferzan - 14 Şubat, 2020, 21:33:55
  açıkladığında insan hak bile veriyor ama Yalaz 'ın egosu da oldukça büyük olduğundan Larousse örneğindeki gibi aslında yapıcı olması gereken ve hiçbir saldırı içermeyen mevzuları saldırıymış da bir Türk 'e yakıştığı gibi (!) bertaraf etmişcesine hala daha anlatıyor olması beni artık şaşırtmıyor. Buna denen bir tabir var ama ustaya bunu demekten gocunduğum için yazmıyorum. Ayrıca Yalaz 'ın kendi savlarını sağlamlaştırmak için meseleyi muhatapların ırk kökenlerine dair tahminlerine getirmesi de tipik bir Yalaz usta belden aşağı vuruşu örneği.

    Suat Yalaz gençliğinde ve olgunluk arifesi Paris yıllarında tam bir esnaf kafasında, bunu kendi yazılarından da anlıyoruz. Becerisinin ve çok yönlülüğünün getirdiği özgüvenle de "Hallederiz, ne olacak" diyerek aldığı pek çok işin senaryosunu da kendi yazmış. Sürekli bir pratik çözümü var, belli başlı kısayolları var. Aslında aşırı derecede yetkin ve yetenekli bir adam ama olmaya çalıştığı batılı profilinin aksine tam bir üçüncü dünyalı gibi mevzulara yaklaştığı ve karşı taraftan gelen yapıcı eleştirileri bile tehdit olarak algıladığı için kendi kendine de yazık etmiş ve hala daha ediyor diye düşünüyorum. Neyse ki olgunluk ve sonrasındaki dönemde, öncekileri telafi edecek kadar düzgün tempolarda düzgün işler yapmış da bugün ağzımı doldura doldura Yalaz Usta 'nın birbirinden güzel ustalık dönemi işlerini övebiliyorum ama belli bir yaştan öncesi teknik ve yaklaşım olarak fazlasıyla sorunlu.


daha iyi ifade edilemezdi. dostum tam da bu yuzden 'iskalanmis-heba edilmis bir firsat' olarak nitelendirdim Paris macerasini; hem sevdigimden hem de yetenegini takdir ettigimden. Zira ne kadar Frengler-Osmanli tokadi denklemi ile yaklassa da kendisi adamlar profosyonel ve yetenegi degerlendirmeyi biliyorlar. Bu yuzden farkli kokenden pek cok yazar cizer kendine yer bulmus.

Rosiński ile hemen hemen ayni yillar gitmisler (Rosiński Belcika'ya).

Alıntı yapılan: ferzan - 14 Şubat, 2020, 21:33:55

    Geçmiş yıllarda Karaoğlan 'ın camiye gitmemesi üzerine yaptığı gereksiz açıklamaları hatırlayın. "Benim din bilgimin eksikliğinden biraz böyle oldu Karaoğlan." diyor. Oysa Suat Yalaz şu ana dek yapılmış en iyi ve kaliteli İslam belgesellerini çizip pek çok ülkede de yayınlatmış biri. Ayrıca bazı maceralarında Karaoğlan ve Baybora 'nın hiç de dini yönden cahil olmadığını gayet iyi görüyoruz. Tıpkı Suat Yalaz 'ın da bu konuda hiç de cahil olmadığı gibi. Bu gereksiz açıklaması tamamen nabza göre şerbet vererek dönemin hakim algısına eserini hatırlatma ve yeniden bir mecra arayışına girme çabasından ötürü geliyor bana. Yalaz ustanın sohbet yazılarını okuyanlar hatırlayacaktır, vaktiyle okurlardan gelen talep doğrultusunda Karaoğlan 'da ki erilliği ve seksist yaklaşımı körüklediğini de bizzat kendi yazılarından biliyoruz. Hal böyle olunca söz konusu nabız şerbeti açıklamalarında insan ister istemez ne oluyoruz diyor ama bir yerden sonra da şaşırmayı bırakıyor.

       

Bu cok ilgincmis, ilk kez duyorum :)

Oysa Karaoglan'in ve Baybora'nin dini tamamen etiket olarak tasimalari, soyledigin gibi bilgili olmalarina ragmen aldiris etmemeleri, dini kaidelere gore degil kendi etik kurallarina gore yasamalari ve hepsinden onemlisi bazi metafizik mevzulara oldukca rasyonel yaklasmalari (toparlayabilirsem bunu yazmayi dusunuyorum) Yalaz'in kendi dunya gorusunden kaynaklanan son derece bilincli bir tercih. Boyle bir beyan bayagi enteresan olmus

memospinoz

Alıntı yapılan: kharon - 15 Şubat, 2020, 18:07:38

Son olarak bir de internette gordugum kopya var ki kesinlikle Suat Yalaz'in elinden cikmadigi belli. Hem cizimler hem de Karaoglan'in bir grup cuceyle bogusmasi gibi ilginc ogeler bunun Yalaz'in bir yerde bahsettigi golge Italyan ressamlarin elinden cikmis bir Kebir macerasi oldugunu gostermekte. "Kanon"dan olmayan boyle hikayeleri de okumak ilginc olabilir.



Karaoğlan 7 Cücelere Karşı! Gelecek sayıda...
Veya
Karaoğlan vs Leprechauns! Next week...
;D

ferzan

Alıntı yapılan: kharon - 15 Şubat, 2020, 18:40:26
daha iyi ifade edilemezdi. dostum tam da bu yuzden 'iskalanmis-heba edilmis bir firsat' olarak nitelendirdim Paris macerasini; hem sevdigimden hem de yetenegini takdir ettigimden. Zira ne kadar Frengler-Osmanli tokadi denklemi ile yaklassa da kendisi adamlar profosyonel ve yetenegi degerlendirmeyi biliyorlar. Bu yuzden farkli kokenden pek cok yazar cizer kendine yer bulmus.

Rosiński ile hemen hemen ayni yillar gitmisler (Rosiński Belcika'ya).

Bu cok ilgincmis, ilk kez duyorum :)

Oysa Karaoglan'in ve Baybora'nin dini tamamen etiket olarak tasimalari, soyledigin gibi bilgili olmalarina ragmen aldiris etmemeleri, dini kaidelere gore degil kendi etik kurallarina gore yasamalari ve hepsinden onemlisi bazi metafizik mevzulara oldukca rasyonel yaklasmalari (toparlayabilirsem bunu yazmayi dusunuyorum) Yalaz'in kendi dunya gorusunden kaynaklanan son derece bilincli bir tercih. Boyle bir beyan bayagi enteresan olmus

    Aslında Suat Yalaz 'ın yurt dışı kariyeri için hiç de başarısız diyemeyiz. Yalnız kendisinin tez canlılığı ve yukarıda belirttiğim esnaf vizyonu yüzünden daha mahalli üretimlere sıkışmış. Daha piyasa adamı olmuş. Aynı anda Alman çocuk dergilerine çizgi öyküler yaparken, Fransız çocukları için yaptığı, Fransa 'ya göre bile o dönem için çok kaliteli bulduğum Kaana gibi küçük Tarzan konseptleri icat ediyor. Bir yandan da roman illüstrasyonları, cep kitabı formatındaki Kebir 'leri, bir parça kurnazlıktan ötürü denemesini yapıp ifşa olduğu Changor serisini (daha Araplaşmış bir Kebir versiyonu ama Yalaz, bazı Kebir öyküleri ile Türkiye 'de yayınlanıp Fransa 'da ilk anda kabul görmemiş Karaoğlan maceralarını bu seriye uyarlasa da Kebir 'in yayıncısı olaya uyanmış) ve tüm bunların yanında Emma, Satarella, Anna gibi hard erotik cep çizgi romanları yapmaya devam ediyor. Bir dönem yaptığı western serisi Sony Ringo 'yu da unutmamak lazım. Zaten Paris 'te bunlarla uğraşırken, Türkiye 'ye de çizgi roman yapmaya devam ediyor. Rahat durmuyor, sinema konusunda da tırmalıyor ve Charlier ile Blueberry 'nin bir öyküsünü filme almak için görüşüyor. Kayıp Alman 'ın Madeni adlı bizde de yayınlanmış olan bu öyküyü Yalaz 'dan önce Sergio Leone çekmek istiyor ama çeşitli dönemsel ve finansal sorunlardan ötürü her ikisine de nasip olmuyor. Ayrıca Yalaz 'ın başlamadan biten bir Red Kit çizgi film kadrosuna girme, alternatif Red Kit sayfaları üretme ve yine bir dönem Zorro 'nun Fransız ya da Alman edisyonları için içerik üretme gibi durumları da oluyor. O Zorro sayfalarını görmüştüm. Şu kadarını söyleyeyim, Alex Toth 'u unuttururdu.

    Toparlamak gerekirse, Yalaz ustanın Avrupa 'da aslında Türkiye 'deki kadar sağlam bir çevresi oluyor sinemacılardan yayıncılara, ünlü çizgi roman sanatçılarından akademik ressamlara. Bir dönem Tex kadrosundan tanıdığımız muhteşem çizer Victor De La Fuente ile beraber çalışıyorlar, uzak olduklarında birbirlerine işler paslıyorlar. Kebir zamanı ve sonrasında da Yalaz asistan çalıştırıyor. Sadece Paris günlerinde yanından gelip geçen asistan sayısı yarım düzine kadar var diye biliyorum ki Türkiye için bu sayı ikiye katlanıyor. Yalnız tüm meziyetlerine rağmen bir şekilde istediği patlamayı yapamıyor. Kendi esnaf vizyonu da buna yardımcı olmuyor. O sebeple şöyle adam akıllı, uzun soluklu konsantre olup yıldız gibi parlayacağı bir işe ya da ortaklığa girişemiyor. Rahatlıkla bir Rosinski olabilecekken, ne iş olsa yapayım modunda enerjisini bir sürü farklı mecraya bölüştürüp tüketiyor. Kısmen hak verebiliriz de, zira Paris 'e gemileri yakıp gitmiş ve tarzını oturtana kadar zorluklar içinde tutunmaya çalışmış bir göçmen orada. Genele bakarsak aslında iyi bile tutunuyor. O sebeple Paris öncesi, Paris esnası ve Paris sonrası işlerinde çok büyük farklar var Yalaz ustanın. Türkiye 'ye kesin dönüş yaptığı 2000 'li yıllara kadar da Türk basını için yaptığı her işi Paris 'ten hazırlayıp gönderiyor, burayla bağını da hiç koparmıyor.

    Aslında muazzam bir yeterlilik, azim ve muvaffakiyet söz konusu ama dediğim gibi, şartların zorluğu, vizyon faktörüyle birleşince ortaya fazla kalıcı ve hatırlanası işler çıkamamış oluyor. Gene de yarım yüzyıl boyunca her telden üreten ve her millete iş yapan, bu denli yoğun çalışıp da ailesine de vakit ayıran ve kültür şokuna girmeden kalıptan kalıba girebilen çok enteresan bir insan söz konusu. Keşke dediğimiz çok şey var Yalaz ustaya dair ama şu kadarı bile üzerinde uzun uzun konuşup tartışmaya değer şeyler. Ha, ustanın kompleksine yenik düşerek kırdığı potlar ve kendini düşürdüğü muzip durumlar da sevenleri için işin tuzu biberi artık. Diyorum ya, benim gibi bir Yalaz koleksiyoncusu için bile kendisini sevmek çok zor ve bir o kadar kolay. Bu kadar nefret ederken aynı anda bu kadar sevdiğim başka da bir anlatıcı olmamıştır herhalde. O sebeple kendisini günahıyla sevabıyla masaya yatırmaya her zaman varım ama Yalaz ve üretimlerinin ti 'ye alınması ya da dalga geçilmesi durumlarında fazlasıyla tahammülsüzüm. Neyse ki bu başlıkta çok güzel bir ritm tutturmuş gidiyoruz. Böyle daha nice Yalaz irdelemeleri yapmak dileğiyle. Ustayı sevabıyla günahıyla belleklerimizde diri tutmak benim açımdan son derece keyifli.

    Bu arada, Suat Yalaz 'ın Karaoğlan ve cami meselesi halen nette aratınca ulaşılabilir durumda. Sonrasında başka mecralarda yaptığı savunma da bir o kadar ilginç. Vaktiyle Karaoğlan araştırma kitabı dolayısıyla Suat Yalaz ile papaz olan Levent Cantek 'in de Yalaz 'ın bu beyanına dair kısa ama öz bir yorumu olmuştu.  :)

    Gölge E-Dergi 'nin bir özel sayısı tamamen Suat Yalaz 'a ayrılmıştı ve bugüne kadar gördüğüm en kapsamlı ve en uzun röportajdı. Hani, rahatlıkla bir kitabı dolu dolu dolduracak kıvamda bir söyleşiydi. Merak ettiğim pek çok şeyi o sayıda öğrenmiştim. Forumumuza da üyeliği bulunan (Poe) Ahmet Yüksel abinin bu şahane röportajını meraklısı için aşağıya bırakıyorum. Blog 'taki yazının altında derginin online okuma ve indirme linkleri bulunuyor.

    http://golgedergi.blogspot.com/2015/07/golge-e-dergi-temmuz-2015-say-94.html
Bağnaz okur, memnuniyetsiz beşer, işkilli büzük, sıfır tolerans iksmen, taş kalpli ahkam efendi...

https://ucuztefrika.blogspot.com

kharon

Link icin cok tesekkurler ferzan; bunu kacirmisim, yer yer tekrarlara girmis olsa da dolu dolu bir soylesi olmus. Baska bir baslikta konustugumuz gibi keske su Yandim Ali'ler guzel bir formatta album olarak basilabilseydi diye tekrar hayiflandim okuyunca.

Elbette basari nasil olcum yaptiginla, citayi nereye koydugunla ilgili ve 1/0 binary bir olcum degil. Bunca yil yurtdisinda eserleriyle tutunmus, soyle veya boyle Karaoglan'i yayinlatmis (o format olayina da cok takilmamak lazim zira bizim yere goge koyamadigimiz Ken Parker da o formatta pulp bir is olarak yayinlanmis) ve baska projelerde calismis saydigin gibi. Ama ote yandan yine dedigin gibi bir Rosinski de olabilirdi, cizgi roman tarihine bambaska da gecebilirdi.