Bir Şef Gibi - Benoît Peeters & Aurélia Aurita (DESEN)

Başlatan TKnKT, 24 Temmuz, 2023, 22:32:25

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

TKnKT

Bir Şef Gibi



Özgün Adı: Comme un chef
Yazan: Benoît Peeters
Çizen: Aurélia Aurita
Çeviri: Damla Kellecioğlu
Yayın Tarihi: Mart 2023
Sayfa Sayısı: 216 sayfa
Boyut: 17 x 24 cm
Örnek Görseller: BURADA!
Etiket Fiyatı: 190₺
Tanıtım Metni: Aşçının aşkı olmasa tabakta heyecan kalmazdı.

Çocukluğundan beri yemek yapmaya ilgi duyan Benoît Peeters'ın yaşamına dayanan Bir Şef Gibi, gastronomi ve mutfak sanatlarının yarım asırlık dönüşümünü edebiyat, felsefe ve toplumbilimden beslenerek ele alan, çarpıcı bir grafik roman.

Troisgros'dan El Bulli'nin son akşam yemeğine kadar dünyanın en önemli restoranlarına, "devrimsel" mutfak akımlarına, ezber bozan şeflere ve eşsiz zarafetteki yemek tabaklamalarına göndermelerde bulunan kitap, renkli anekdotlarla anlatısını güçlendiriyor.

Mutfak olarak tanımladığımız şeyin gerçekte ne olup olmadığına dair okuru sorgulamaya iten eser; çizer Aurélia Aurita'nın iştah kabartıcı desenleri eşliğinde 70'lerden günümüze Avrupa'nın toplumsal, kültürel ve siyasi bir panoramasını da ortaya koyuyor.

Başlangıç olarak sebzeli ve Sauternes şaraplı ıstakoza,
Ana yemek için trüf mantarlı, tereyağı soslu kaz ciğeri haşlamasına,
Ve tatlı olarak da ahududulu sufleye ne dersiniz?

Üstün nefasetteki bu menü kulağa hoş gelmiyor mu?
Peki, bir araya gelmesi pek de mümkün olmayan bu tatların mimarları kimler?

Benoît Peeters, aşçılığın henüz görünmez bir meslek olduğu yıllarda gönlünü mutfağa kaptırır. Damak tadı geliştikçe yemeklerin insana kendini iyi hissettirdiğini ve rahatlattığını keşfeder. 70'li yıllarda Fransa'nın en ünlü restoranı Troisgros Kardeşler'de yemek yedikten sonra ise kendini tutkuyla mutfak sanatlarını öğrenmeye adar. Mutfağa duyduğu hayranlık neredeyse edebiyata duyduğu kadardır artık. Klasik tatlardan sofistike lezzetlere uzanırken sözlerle anlatılmayacak rafinelikteki tariflerin cazibesine kapılır. Ve hatta ilk yemeğini hocası da olan yaşayan bir efsaneye; Roland Barthes'a hazırlama onuruna erişir. Mutfak artık büyük özen isteyen ciddi bir iştir onun için ve belki de hayatını bundan böyle bu yoldan kazanmalıdır. En büyük hayali, kız arkadaşı Marie-Françoise'la birlikte restoran açmak olan genç adam, bu zorlu hedeften önce şansını evlerde aşçı olarak çalışmakta aradığında ise, hayatın soğuk ve acımasız yüzüyle karşılaşacaktır.   

Aşkla yemek yaptığını düşünen kişi; aşçı mıdır, şef midir yoksa bir saadet zanaatkârı mıdır?
Bıçak sırtı bir yolda ilerleyen Benoît için geç de olsa artık uyanma vaktidir...

Yemek kültürünün ve alışkanlıklarının hızla değişip dönüştüğü bir dönemde kariyerini inşa etme mücadelesi veren bir aşçının portresini çizen Bir Şef Gibi, mutfak sanatlarının sınır tanımazlığına övgüde bulunurken gurmelerin ağzını sulandıracak, koleksiyonluk bir kitap.

"The man who opens topics faster than his shadow"

TKnKT

    Şu sıralar yoğunluğumdan mütevellit iki kap yemek yapmaya pek bir üşeniyorum. Bazen en basitinden hazır yiyeceklerle bazen de ona dahi üşenip sağdan soldan bir şeyleri ağzıma yuvarlayamacayla karın doyurarak günü kurtarıyorum. Okunmayı bekleyen onca kitap arasından elimin buna gitmesinin sebeplerinden bir tanesi de bu mevcut durumum oldu. Çünkü zihnimde son zamanlardaki en net kalabalık benim beslenmediğim sadece karın doyurduğum oldu. İşte biraz beşeri şartlar biraz benim üşengeçliğim derken sanırım yemek yemenin ne olduğunu unuttum. Hatta sanırım tat almayı da unuttum. (O eski tatlar da zaten kalmadı be azizim meh meh meh)

    Yemek dünyası gerçekten uçsuz bucaksız bir laboratuvar. Bir şeyi iki dakika eksik ya da fazla kaynatsan farklı bir şey oluşturuyorsun ki bu sadece pişirme usulü. Bir de bunun içerik çeşitliliği ile al ne yaratırsan yarat. En kıskandığım mesleklerden birisidir aşçılar. Hep çevremde egzotik yemek meraklısı ararken, makarna yapmayı bilmeyenlere denk gelmem de benim makus talihim. Velhasıl ben bu lezzet dünyasının tatlı segmentinin müdavimiy(d)im. Git şu pastaneden tatlı al desen üşenir(d)im ama gider mutfakta altı saat elimi una şekere bular(d)ım. Benoît Peeters da buna benzer bir tutku içerisinde. Zaten kitabın tanıtım yazısı konuya detaylı bir özet çekiyor, o yüzden anlatılan hikâyeyi bir kenara asıyorum. Klişe ama kitapta "afilli" yemeklerin sosyal arzuyu besleyen bir statü olmaktan ziyade damağın arzusuna hitap etmesinin önceliklendirilmesi benim frekansımı yakalaması için yeterli. Tabii yine de aynı klasmanda lezzet tatmıyoruz. Hafızam beni yanıltmıyorsam kitapta yer alan özdeşleştiğim tek besin sütlaç. Ah şimdi bi güzel fırında güzel güzel yanmışı olacaktı da yiyecektik. Neyse siliyorum salyamı bir dakika.

    Doğruya doğru ismini belki bir daha duyacağımdan şüphe ettiğim onlarca çeşit yemek görselleştirilmiş. Şöyle de bir ön plana çıkartmaca var ki eserde neredeyse sadece yemekler renkli. Geri kalan anlatının tamamı siyah beyaz. Yemeğin ne olduğunu bilmesen de onca karanlığın arasında rengarenk bir tabak görmek gerçekten bir albeni yaratıyor. Ki Aurélia Aurita tüm özenini yemekleri görselleştirmeye mi verdi bilmiyorum ama paneller ve çizim beni keyifle takip ettirecek düzeye erişemedi. Konu güzel, yemekler güzel ancak okuma esnasında akan salyam iştahımdan değil, uykumdan kaynaklanıyordu.

    Neyse kitap konuşacağım diyerek neler anlattım. Ben yarın yoldan bir bayat simit alıp işe giderken kemirmeye devam etmek adına yatıyorum. Çevrenizde tatların dünyasına hükmeden insanlar bol olsun!
"The man who opens topics faster than his shadow"