Suat Yalaz'dan Yakın Tarih

Başlatan kharon, 11 Mayıs, 2018, 16:45:12

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

kharon

Suat Yalaz'in yakin tarih belgesel cizgi romanlar; ilk bolum Enver Pasa:

http://paneller.blogspot.co.uk/2018/05/suat-yalazdan-yakn-tarih-1.html

Buraya da kopyaliyorum:

Karaoğlan'ın yaratıcısı Suat Yalaz, Yandım Ali ile başlayan yakın tarihe olan ilgisini birbiri ardına resimlediği belgesel çizgi romanlar serisi ile sürdürür. Yandım Ali'de denediği Orta Asya steplerinden Osmanlı'nın son dönemine taşıdığı "Karaoğlan" karakterinin yerine (1) bu sefer kahramanları gerçek tarihi kişiliklerdir. Kendisinden önce başka çizerlerin düştüğü tuzaga düşmemek için (ornegin Altin Sacli Kahraman)  olsa gerek Yalaz doğrudan doğruya Atatürk'ün hayatını, Kurtuluş Savaşı'nı ya da Cumhuriyet'in kuruluşunu konu edinmez. Bunun yerine Topal Osman Ağa, Çerkez Ethem ve Enver Paşa gibi hayatları tüm bu önemli dönemeçlerle iç içe geçmiş, kaynaşmış bazı tarihi kişiler üzerinden anlatır tüm bir dönemi.

Yalaz'ın belgesel çizgi romanlar serisi üzerinde titizlikle çalışılmış eserlerdir; metinler hazırlanırken pek çok kaynak taranmıştır, Yalaz'ın asıl faydalandığı kaynakları genelde resmi tarihin ana kaynakları olsa da yer yer çelişkili görüşler, farklı rivayetler de dipnotlarla özetlenir.

Yalaz'ın usta çizgileri, detaylı portreleri - arka fonları; pek çok fotoğraf, afiş, mektup, harita gibi belgeleri görselleştirilerek çizgi romanlara dâhil etmesi atmosferin kurgulanması ve inandırıcılığın arttırılmasına yardımcı olur. Savaş sahneleri usta bir aksiyon ressamı Yalaz'ın fırçasından etkileyici bir şekilde verilir. Zaten tecrübeli bir hikâye anlatıcısı olan Yalaz'ın ortaya çıkardığı kurgu da tarih içerisinde yaptığı ileri geri sıçramalar; paralel hikâyelerin aynı anda ele alınması hikâyenin akıcılığına katkı sağlar. Bu noktada aksayan tek yön, aynı başlık altında önceden zaten anlatılmış bir olayın ilerleyen sayfalarda tekrar ele alınması gibi -gazetelerde günlük tefrika amacıyla yapılan üretim yüzünden- düşülen normal tekrarlardır.





(Yalaz, daha önce Başoğlu'nun yaptığı hataları yapmaz: hem Enver Paşa hem Atatürk birer portre ya da büst gibi değil jestleri-mimikleri, duyguları-tepkileri olan insanlar şeklinde resmedilir. Bu da çizgi romanın atmosferini destekler, inandırıcılığını arttırır. Başoğlu'nun yaralandığında bile tepki vermeyen insanotesi Atatürk'ü (Sarı Saçlı Kahraman), Yalaz'ın aynı sahneyi çok daha inandırıcı ve gerçekçi bir biçimde ele alması (Enver Paşa Efsanesi)'ni karsilastirmak yeterlidir.) 

İlk eser 1992 yılında Sabah gazetesinde tefrika edilen 1993 yılında ise albümleşen "Enver Paşa Efsanesi"dir.

Yakın tarihimizin en tartışmalı isimlerindendir Enver Paşa; Türkiye'deki her görüş durduğu yere göre Paşanın bambaşka bir portresini çizmiştir. Bu portreler muhteris, beceriksiz, hayalperest bir sergüzeştten vatanperver, dahi bir kahramana kadar renkler içerir. Hatta benzer görüşte insanlar için bile mevzu Enver Paşa olduğunda işler karışabilir. Örneğin İslamci kesimin önde gelen kalemlerinden Hakan Albayrak  27-29-30 Mart 2010 tarihlerinde Yeni Şafak gazetesinde yazmış olduğu üç köşe yazısında İslami kesimlerde oldukça yaygın İttihatçı beceriksizliği – masonluk - ihanet kanaatlerinin aksine Enver Paşa'yı savunmuştur. Paşanın aldığı bazı kararların tarihin dayatması olduğunu, başarısızlık gibi algılanan bazı olayların ise sonrasında olumlu sonuçlar doğurduğunu işlediği yazılara büyük tepki almış, tartışma yaratmıştır.

Öte yandan Paşanın hayatı bir çizgi roman için biçilmiş kaftandır, bir çizgi roman kahramanına albümlerce yetecek macerayı kısa hayatına sığdırmıştır. Bu hayat ünlü çizgi romancı Hugo Pratt'ın da dikkatini çekmiş ve Enver Paşa Corto Maltese'nin "Semerkant'taki Altın Yaldızlı Ev" albümüne konuk olmuştur.



(Çizgi romanlar boyunca Lawrence söz konusu olduğunda Yalaz'ın dili müstehzi ve manidardır; 'beyaz tenli, mavi gözlü sarışın genç' gencecikken Bedevilerce 'en uzak harabelere' götürülür. Her kelimesi Lawrence'ın eşcinselliğine yapılan atıflarla dolu metin oldukça manidar bir çizimle verilir: az sonra olacaklar yüzünden gözleri ışıl ışıl parlayan Bedeviler ve 'parlak' bir oğlan. Bu kirli-sapkın(!) ilişki aynı zamanda Osmanlı'ya karşı yapılan kirli işbirliğinin de temsilcisidir.  (Enver Paşa Efsanesi) )

Yalaz'a göre Abdülhamid'in yaptığı yanlışlar ortadadır:  'Abdülhamid'in, Mithad Paşa'yı sürüp, Millet Meclisi'ni süresiz kapattıktan sonra, (toplam 33 yıl süren) kapalı, bilgisiz ve dünya gidişine ilgisiz zorba yönetimi...'(Yalaz, 1993a:23)ne karşın Namık Kemal şiirleri ile yetişmiş bir kurmay subay kuşağı imparatorluğun kötü gidişatına türlü çareler aramaktadır. Enver Bey "Millet-i Osmanî" diyor başka bir şey demiyorken bir başka kurmay subay –Mustafa Kemal- yeni bir şeyler söylüyordu: 'Savunulması zor, ulaşılması güç, bizim olmayan yerleri, dini, töresi, geleneği bizden olmayan ulusları terk edip kendi has vatanımızı belirlemeli, sadece onun için çarpışmalı, gerekirse onun için ölmeliyiz' (Yalaz, 1993a:27). Yalaz çizgi roman boyunca Enver Paşanın hem olumlu olduğunu düşündüğü yönlerini hem de başarısızlıklarını denge gözeterek vermeye çalışır: genç bir askerken gözüpekliğine, eşkıya karşısındaki başarılarına diyecek yoktur; teşkilatçı bir Paşa olarak ise orduyu gençleştirmiş, düzene sokmuş, 'asker askere subay subaya benzemişti'  öte yandan düzeltilen ordu 'hayalci ve maceracı Enver'in elinde büyük bir felakete yürüyordu'(Yalaz, 1993a:82).   

Albüm ilerledikçe her aşamada Mustafa Kemal ile Enver Paşa karşılaştırılır; Çanakkale gibi zaferler neredeyse tümüyle Mustafa Kemal'e mal edilirken Enver Paşa'nın payına Sarıkamış gibi yenilgiler, hezimetler kalmıştır. Çanakkale zaferinde Atatürk'ün rolü ve payı zaten ülkemizde her zaman bir ideolojik turnusol kâğıdı olmuştur. Atatürkçü bir tarih okuması Atatürk'ün rolünü adeta tüm savaşın yegâne kayda değer komutanı mertebesine yükseltebilirken örneğin muhafazakâr – İslamci bir tarih okuması tüm Çanakkale savaşını Atatürk'ün adını bile anmadan anlatabilir. Aynı şekilde Sarıkamış'ta donarak ölen askerlerin sayısı da bir başka siyasi turnusol kâğıdıdır. Yalaz tarafından da tekrar edilen 'tek kurşun atmadan donarak şehit olan 90 bin asker' rakamı bazı tarihçilere göre abartılmış bir rakamdır. Enver Paşa nasıl Sarıkamış hezimetinden sonra bunu kamuoyundan gizlemek adına basına sansür uygulamışsa; Kurtuluş savaşı sırasında da bir ona karşıt propaganda çalışması yapılmıştır. Örneğin Murat Bardakçı'ya göre bu abartılı rakam herhangi bir bozgun durumunda Anadolu'ya geçmeye hazırlanan Enver Paşa'yı karalama kampanyasının bir parçasıdır:


Alıntı YapAnkara hükümeti, işte bu yüzden Enver Paşa aleyhinde bir karalama kampanyasına girişmeye mecburdu ve Sarıkamış bozgunuyla ilgili abartmalar da kampanyanın bir parçasıydı. Bunu, Enver Paşa ve arkadaşlarının 'Bolşevik oldukları', 'Ruslar'dan para aldıkları', hatta 'erkeklerle kadınların birarada dolaşmasına izin verdikleri' şeklinde daha başka aleyhte propagandalar takip edecekti. (Bardakçı, 2006)

"Millet-i Osmanî" fikri iflas edip de savaş da kaybedilince yeni bir hayalin peşinde koşar Enver Paşa: Turancılık. Bir taraftan Anadolu'ya dönüş yollarını yoklasa da maceralı hayatı Pamir dağları eteklerinde Rus mitralyözleri önünde son bulur. Yalaz, Orta Asya'ya olan ilgisi nedeniyle de olsa gerek Paşa'nın bir rüya peşinde ölümünü destansı bir şekilde ele alarak albümü sonlandırır. 


(1) Yandım Ali Karaoğlan'ın Osmanlı'nın son döneminde yaşamış reankarnasyonudur adeta. Çizim ve tip itibari ile ona benzemesi bir yana karakter olarak da çok benzer: onun gibi gözünü budaktan sakınmaz, haksızlığa dayanamaz. Düzenli bir ordunun bunaltıcı emir komuta zincirinde yapabilecek bir karakter değil başıbozuk bir maceraperesttir. En sıcak "uğraş" esnasında bile kadınlarla arası mutlaka iyiyken dinle arası pek hoş değildir, yüzeysel bir aidiyettir onun için din.

hanac

Emeğine sağlık dostum.

Bu yazılanlara çok emek verdiğin belli oluyor.

Biz de keyifle okuyoruz.

ferzan

    Bana göre Türk çizgi romanı için en büyük kayıplardan biridir Son Osmanlı serisinin gazete sayfalarında kalması...

    Tüm maceralarını gazete arşivlerinden okumuş biri olarak söyleyebilirim ki gerek görsel anlatım, gerekse metin olarak üst düzey bir eser...2000'li yıllardaki vasat filminin aksine, Türk çizgi romanının en objektif ve en nitelikli yakın tarih anlatılarından biri bana göre...Yalaz 'ın bazı yerleşik ezberleri ve homofobikliğine rağmen...

    Meraklısı için macera listesini de verelim...Yandım Ali serisi, Sabah Gazetesi 'nde iki döneme ayrılıyor...İlki 1985 senesinde, henüz altyazılı son Karaoğlan üçlemesine başlamadan evvel yaptığı ''Bir Millet Uyanıyor'' adlı ilk macera...Aynı macera, 2007 yapımı vasat filmin de senaryosunun alındığı macera ama çizgi roman hali daha gerçekçi ve anlamlı...Aynı macerayı Yalaz, girişinde birkaç ek sayfa ve değişiklik ile 80'lerin ikinci yarısında Yeni Asır Gazetesi 'ne veriyor...Yan başlığı sanırım ''İlk Kurşun'' gibi birşeydi...Bir de devamı varmış ''Ferman Padişahınsa Dağlar Bizimdir'' diye ama onunla ilgili herhangi bir kaynağa rastlayabilmiş değiliz...

    Yaklaşık bir yıla yakın süren Bir Millet Uyanıyor adlı günlük yayınlanan maceranın ardından Yalaz 1986-88 yılları arasında üç adet altyazılı Karaoğlan macerası çiziyor, 1960'lardaki ilk üç maceranın yeniden yazılıp çizilmiş ve epeyce revize edilmiş mükemmel hallerini Sabah okurlarına sunuyor ve 1990'ların başlarına kadar Sabah Gazetesi 'nde gözükmüyor...1991 ya da 1992 gibi yakın tarih belgesellerine başlıyor...Sırasından emin olmamakla birlikte bu belgeseller;

    - Enver Paşa Efsanesi
    - Çerkez Ethem
    - Atatürk 'ün Muhafız Birliği Kumandanı Topal Osman Ağa
    - Atatürk 'e Suikastler ve İstiklal Mahkemeleri


    Bu eserlerle bir arkadaşımın üniversitede İnkılap Tarihi sınavından geçtiğini bilirim...Şu an beraber çalıştığım tarihçi bir akademisyen arkadaşımın da okuyup araştırmacılığına hayran kaldığı, belgesel çizgi roman türünü üst düzeye taşıyan eserler...Bugün çeşitli mecralardan Topal Osman hariç diğer üç kitabın farklı baskılarına ulaşabilirsiniz...Ne yazık ki Topal Osman 'ın baskısı olmadığı gibi mevcut tek tük numuneler de 200 TL civarı bir fiyata satılıyor...Bu belgesellerden Topal Osman ve Atatürk 'e Suikastler, 2000'li yılların ilk yarısında ''Halka ve Olaylara'' Tercüman (iki Tercüman gazetesi vardı o dönem, diğeri de ''Dünden Bugüne'' idi) ve Yeni Çağ gazetelerinde yeniden tefrika edilmişti de ben ancak o şekilde haberdar olabilmiştim...Topal Osman hariç albüm versiyonlarını da SY Resimli Yayınlar, Yalaz Prodüksiyon ve Aksoy Yayıncılık edisyonlarıyla yedekli bir şekilde elimde özenle bulunduruyorum...

    Bu belgeseller, 1994 yılına kadar sürüyor Sabah 'ta...Sanıyorum ki Yalaz o dönem Fransa 'dan çizip gönderiyor...1994 yılında Yandım Ali 'ye yeniden dönüyor ve 2000 yılının sonbaharına kadar devam ediyor...Bu esnada türlü dalavereler ve mücadeleler dönüyor...Son Osmanlı serisi gibi ciddi ve tarihsel bir eser magazin sayfasına alınmak isteniyor, bir macera yarım bıraktırılıyor ve zorlama bir final yapılıyor (Elveda Mekke ve Medine), Yalaz küstürülüyor, sonra yeniden geri dönüyor, yeni bir macerayla ana kronolojiye devam ederken son macera olan Orient Ekspress, bitimine birkaç ay kala yarım bıraktırılıyor ve Yalaz bu serisine veda ediyor...Doğru düzgün bir final bile yapamadan hem de...İşte nitelikli ve suya sabuna dokunan çizgi romanın ülkemizdeki kaderi...Bir benzerini 2000'lerin ikinci yarısında Kemal Gökhan Gürses de yaşayacaktı ''Ayşegül Savaşta'' serisi ile...Çok daha önce Necdet Şen, ''Hızlı Gazeteci'' ile yaşamıştı zaten...

    Son Osmanlı - Yandım Ali macera listesi;

    - Bir Millet Uyanıyor
    - Kurtulus Savasi'nda
    - Demirci Efe'nin Hazinesi
    - Arap Lawrence'ye Karsi
    - Kanal Seferi 1
    - Kanal Seferi 2
    - Akrep Lawrence
    - Kut Zaferi 1
    - Kut Zaferi 2
    - Elveda Mekke ve Medine
    - Kuh-i Baba Destani 1
    - Kuh-i Baba Destani 2
    - Orient Express


    Yalaz 'ın gerek Son Osmanlı, gerekse belgeseller serisinde en göze çarpan yanı tarafsızlığı bence...Körü körüne bir milliyetçilikle yanlı bir anlatım sergilemiyor...Bazen stratejik olarak ılımlı kaldığı yerleri görüp şaşırmıyorsunuz ama bazen de öyle bir yorum yapıyor ki, şaşıp kalıyorsunuz...Bugün Kanal Seferi 'nin, yani bir nevi ikinci Sarıkamış olayının ana hatları aklımda yer edip araştırmaya sevk etmişse, bunun sebebi Suat Yalaz 'ın bu eserleridir...

    Yakın tarih belgeseller, gerçekten belgesel tadında ve kurguya yer bırakmayan bir yapıda olmasına rağmen meraklısı için sıkıcı olmaktan çok çok uzaktır...Ben, hiç merakım olmayan yakın tarihe lise ve üniversite yıllarımda bu eserler sayesinde merak salmıştım...Son Osmanlı serisinde ise kurgusal bir karakter ve gerçekle paralel kurgusal bir hikaye anlatılırken, fonda tarihi olaylar ve kişiler ustaca yediriliyor, bazen macera arasında belgesel kısmı öne çıkıp gidişat rahatlatılıyor, sonra yeniden kaldığı yerden devam ediyor...Yalaz, karşıt olduğu görüş ve kişilerin bile zekasını ön plana çıkarıp hakkını verecek denli objektif davranabiliyor...Lawrence ile olan maceralarında Lawrence 'ın ''Bilgeliğin Yedi Sütunu'' adlı ansiklopedik güncesinden faydalandığını, faydalandığı diğer tarihi kaynakları okurlarıya dipnotlar halinde paylaşmayı da ihmal etmiyor...Bu sayede kütüphanemde bugün Lawrence 'ın güncesi de dahil pek çok yerli ve yabancı yazara ait tarih kitabım oldu...

    Son Osmanlı maceraları, işgal İstanbul 'u ile başlıyor...Aşırı derecede iyi birkaç öykünün ardından gidişatla uyumlu bir flasback ile 20'li yaşlarının başındaki bahriyeli Ali 'yi ve Birinci Dünya Savaşı boyunca çeşitli cephe ve coğrafyalarda başından geçenleri görüyoruz...Son macera Orient Ekspress ile birlikte yeniden işgal İstanbul 'una geri dönülüyor ve Türk çizgi romanlarında okuduğum en iyi ve en akıcı senaryo 2000 yılı Ağustos 'u itibariyle yarım kalıyor...Bu arada ne popüler kültür anlatılarına, ne de çizgi romanlara asla konu olmamış yığınla şeyi bu seride bize veriyor Yalaz...Ortadoğu mitleri, kayıp hazineler, Arap entrikaları, askeri meseleler, başarısız harekatlar, başarılı ama o güne değin pek bilinmeyen zaferler, tarih derslerinde rastlayamayacağımız gerçek karakterler, çeteciler, azınlıkların her iki tarafı ve pek çok detay ile seriyi zenginleştirmeye devam ediyor...Macera isimlerine bakılırsa demek istediğim anlaşılabilir...

    Yandım Ali 'nin filmi çıkacağı zaman sadece Kanal Seferi macerasının ikinci bölümü kitap olarak basılmıştı o iğrenç kapakla...Saçmalığa bakar mısınız?..Muazzam bir bütün olan üst düzey nitelikte bir serinin orta yerinden bir öykünün ikinci kitabı basılıyor sadece...Neden, bana kalırsa arşivde en kolay o bulunduğu için, Yalaz 'ın Son Osmanlı orijinallerinin çoğuna sahip olamadığı için...Daha geçen sene bir sayfasını Gittigidiyor 'da gördüm...Yalaz 'ın güvenerek hediye ettiği biri (çizgi roman camiasında bilinen bir isim ama vermeyeceğim adını) satışa çıkarmıştı üstelik...Kendi anılarında bahsediyor Yalaz, bir Son Osmanlı macerasını, bir pasaport memurunun biriktirip çekmecesinde sakladığı kesilmiş küpürlerden yalvar yakar ödünç alarak fotokopi çektirmiş zamanında...Bu dünyada da, ahirette de iki elim yakasında olacak üstadın...Son Osmanlı gibi bir eserin orijinallerine yönelik bu akıl almaz boşvermişliği için...Ne kadar şartlar da öyle gerektirmiş olsa bile kabul edilemez bir durum...

    Yalaz 'ın bu son üretimleri için ben günlerce konuşabilirim...Şimdilik burada kesmek en doğrusu...Yalnızca şu kadarını söyleyebilirim ki, Türk çizgi roman okurları ne kaçırdığının farkında olsa saçını başını yolar ve Yalaz 'ı linç ederdi...Neyse ki kimse bir şeyin farkında değil de ben kudurduğumla kalıyorum... :'(

    Başlığı amacından saptırmamışımdır umarım...Bahaneyle kurdumu dökmüş oldum...İlk fırsatta Yandım Ali ile ilgili numuneler paylaşacağım...
Bağnaz okur, memnuniyetsiz beşer, işkilli büzük, sıfır tolerans iksmen, taş kalpli ahkam efendi...

https://ucuztefrika.blogspot.com

ferzan

    Son Osmanlı çeşitli serüvenlerden numuneler...Daha fazlasını evdeki şahsi arşivimden de yükleyeceğim ilk fırsatta...
































 
Bağnaz okur, memnuniyetsiz beşer, işkilli büzük, sıfır tolerans iksmen, taş kalpli ahkam efendi...

https://ucuztefrika.blogspot.com

kharon

Alıntı yapılan: hanac - 14 Mayıs, 2018, 09:41:28
Emeğine sağlık dostum.

Bu yazılanlara çok emek verdiğin belli oluyor.

Biz de keyifle okuyoruz.

tesekkerler hanac

kharon

hem gorseller hem de yazi icin cok sagol ferzan

Son Osmanlı bence de ustadin hem yazar hem de cizer olarak ustalik donemi eserlerinden. Su gibi akiyor derler ya aynen oyle.  (macera listesini cikarman cok iyi olmus; boylece yarim yamalak okumus oldugumun idrakine vardim :)  ote yandan bir sekilde temin edip okunacak yeni maceralar var demektir bu benim icin  ;) )

Maalesef dedigin gibi gazetelerde uvey evlat muamelesi goren CR paradigmasindan payina duseni almis gozukuyor Son Osmanlı da. Umarim birgun hakkettigi bir edisyonla basilar okuma firsati buluruz.
Hele Fransizlarin dergilerde uretilen calismalari nasil albumlestirdiklerini ya da Amerikalilarin-Ingilizlerin
30'lu 40li yillardan bile stripleri nasil ozenle ozel albumlerle bastiklarini gorunce insan uzuluyor dogrusu.

Ulkenin en buyuk CR'cilarindan Galip Tekin'in bile ancak cok yakin tarihlerde 3 albumu basildi sadece gerisi gelmedi , onlara da guzel bir yazi-giris-arastirma eklenmemisti maalesef.

Belgesel seriler icin  Suikastler ve Topal Osman hakkinda da birseyler karalamaktayim ; en kisa zamanda ekleyecegim buraya umarim.


kedidiro

İlk kez iki yıl önce okulumuzdan apar topar "kut-ül amare zaferi 100.yıl anma il programı" hazırlanması istendiğinde kelimenin tam anlamıyla iki ayağımız bir pabuca girmişti. Okul idaresi her programda olduğu üzere benden bir oyun hazırlamamı beklerken işin doğrusu tarih öğretmenlerimizin bile elinde, belleğinde yeterli  bilgi yoktu. Ben de bu minval üzere yeni neslin kut'tan haberi olmadığina dair bir oyun olusturup birkaç şiirle zenginleştirip sahneye koymuştum. Şimdi Suat Yalaz'ın taa ne zaman kut zaferiyle ilgili çizgi roman çizdiğini görünce; "Vallah helal olsun ustaya" diyesim geldi... Yıllar önce Türkiye coğrafyası dersini türkülerden yararlanarak verme üzerine bir proje hazirlamıştım " türküler coğrafyası" adında. Üstadın eserleri de yakın tarih öğretiminde en azından ilgi çekici bir başlangıç olusturabilir mi ferzan ve kharon kamuoyunu bilgilendirsin bu konuda... Son ara sürüsüne bereket çizilen çanakkale ve kurtulus savaşı kahramanları konulu küçük çizgi romanlar beni fazla umutlandirmıyor açıkçası...

ferzan

Alıntı yapılan: kedidiro - 15 Mayıs, 2018, 17:52:52
Üstadın eserleri de yakın tarih öğretiminde en azından ilgi çekici bir başlangıç olusturabilir mi ferzan ve kharon kamuoyunu bilgilendirsin bu konuda... Son ara sürüsüne bereket çizilen çanakkale ve kurtulus savaşı kahramanları konulu küçük çizgi romanlar beni fazla umutlandirmıyor açıkçası...

    Kesinlikle mükemmel bir başlangıç olur abi...Sözünü ettiğin diğerleri ne yazık ki teknik anlamda vasat taklitlerden, metin anlamında da ilköğretim küme çalışmasından öteye geçemiyor...Suat Yalaz ustanın bu eserleri bilinmiyor ama sürüsüne bereket manga Seyit Onbaşı 'lar, manga Nene Hatun 'lar ve abuk subuk uyarlamalar kol geziyor...Suat Yalaz ayarında akademik titizlik ve araştırmacılık ile harmanlanmış, görsel anlamda da kaliteli bir eser henüz gelebilmiş değil...Hem detaylarla ilgi uyandırmak, hem de nitelikli anlatılar okutmak adına bir taşla iki kuş vuruyor Yalaz usta...
Bağnaz okur, memnuniyetsiz beşer, işkilli büzük, sıfır tolerans iksmen, taş kalpli ahkam efendi...

https://ucuztefrika.blogspot.com

kedidiro

 Bize bunlarla gelin diyorsun yani :) :) İnşallah bir duyan olur...

kharon

ben biraz cekinceliyim bu hususda; evet ustadin eserleri oldukca guzel, akici, cok saglam arastirma yapilmis belli ki
bu yuzden oldukca rahat okunuyor, bilgi de veriyor ama sonucta ustadin dunya gorusune -yani milliyetci bir tarih okumasina- dayanmakta

tarih ne kadar objektif olabilir baska bir tartisma konusu ama ayni donem , ayni olaylar bambaska okumalarla da uretilebilir sonucta.

bir milletin-devletin kurulus hikayesi ancak boyle anlatilabilir diyebilirsiniz ama ustadin milliyetciliginin boyutlari bazen beni rahatsiz edecek seviyelere ulasiyor; aklimdaki ornek topal osman kitabindan. yaziyi bir kac gune upload ederim ama kisaca sunu soyliyeyim memleketin en keskin ataturkcu-kemalist kalemleri bile topal osman'a sahip cikmazken ya da gecistirirlken yalaz sahip cikabiliyor ilginc bir bicimde

dedigim gibi, biraz tercih meselesi; tarih okumasi-egitimi

ben cocuklara yonelik taih egitiminin ideolojiden arindirilmis, mizahi bir dille olmasini yeglerdim; surada kisa bir
ornek vermistim :

http://paneller.blogspot.co.uk/2017/12/cizgi-roman-ve-tarih.html

ama memleketin hamaset/gerilim/buyuk oyun atmosferinde bu mumkun degil tabi ki; padisahlari superherolara yahut villianlara eslerseniz buyuk sikinti cikabilir :)

bir ornek daha vereyim; on yil once ingiltereye ilk geldigimde izledigim ilk dizilerden biri dad's army isiminde ikinci dunya savasi sirasinda gecen , cepheye su veya bu sebeple gidememis (yaslilik, cok genc olma, hastalik vs ) erkeklerden olusturulan milis gucunun mizahi hikayeleriydi (yakin tarihte bir sinema filmi olarak da cekildi)

bu dizi ingilizlerin en gurur duyduklari-en yakin tarihli savastan (ikinci dunya savasi ve nazilerin yenilmesi)
bir-kac on yil sonra cekilmisti; ve resmen kendileri ile dalga gecebiliyorlardi. yasadigim soku tahmin edebilirsiniz :)

Umarim birgun tarihe daha esprili de yaklasabliriz

kharon

Simdilik son yazi, bir gun Cerkes Ethem albumune ulasirsam onu da tamamlamak umuduyla:

http://paneller.blogspot.com/2018/07/suat-yalazdan-yakn-tarih-2.html

Suat Yalaz'dan Yakın Tarih - 2
Suat Yalaz'in yakin tarih cizgi romanlarindan bahsetmistik;
http://paneller.blogspot.com/2018/05/suat-yalazdan-yakn-tarih-1.html
devam edelim:

Seri "Atatürk'e Suikastlar" albümü ile devam eder.  Yine 92 yılında önce Sabah gazetesinde yayımlanır eser, 1993 yılında da albüm olarak basılır. Atatürk'ün hayatının değişik dönemlerinde karşılaştığı suikast teşebbüslerini kronolojik olarak ele alır Yalaz ama asıl odak noktası elbette bunların en önemlisi olarak görülen İzmir suikastıdır. Yalaz albümün girişinde kaleme aldığı 'Gerekçe' yazısında "Atatürkçü" olduğunu, günün modası olan "ATATÜRK'e çamur atma" atmosferinde İzmir suikastını ele almanın yürek istediğini söyler ve konuyla ilgili yargısını en başta belirtir:
Alıntı Yap
sanki bir İHTİLAL, DEVRİM yapılmamış da... İstiklal Mahkemeleri durup dururken kurulmuş da... yüzbinlerce... ikiyüzbinlerce vatan evladı sanki hiç yoluna şehit olmuş gibi... İzmir Suikasti Davası'na biraz çarpık, oldukça yamuk bakmışızdır (Yalaz, 1993:5)

Davada büyük haksızlıklar olduğu kulağına çalınsa da Yalaz'ın görüşü bunları tamamen reddetmek değilse de DEVRİM koşulları ile meşrulaştırmaktır; ona göre DEVRİM esnasında bu gibi mahkemeler ve haksızlıklar normaldir. Albümün önsözünü yazan Kılıç Ali'nin oğlu Altemur Kılıç da bu görüşü desteklemektedir:
Alıntı Yap
Babam hayatta iken, sorduğumda, o günün koşulları içinde Cavit Bey hakkındaki hükmün kaçınılmaz olduğunu söylemiş, fakat "Cavit Bey çok değerli bir insandı. Yazık oldu!" demişti. (Yalaz, 1993:3)

Yalaz'a göre asıl hadise İttihad ve Terakki Cemiyeti yeniden canlandırılmaya çalışılmış bu olmayınca Terakkiperver Fırka kurulmuş olmasıdır. Amaç '9 ilkeli parti programıyla Mustafa Kemal Paşa'nın 6 oklu Halk Fırkası'nı ezmek'tir (Yalaz, 1993:106). Oysa aynı tarih kesitini bambaşka bir gözle okumak pekâlâ mümkündür: Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın lider kadrosu Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay ve Refet Bele gibi aynı zamanda Milli Mücadele'nin de Atatürk dışında kalan en önemli isimleridir. Parti programı "gerici" olmaktan ziyade örneğin Erik Zürcher'e göre 'içinde belirgin bir Batı Avrupa çeşnisi taşıyan bir liberalizm programı'dır.  Süreç, 1925 Martında çıkarılan Takrir-i Sükûn ile muhalif basının susturulması, aynı yılın Haziran ayında da partinin kapatılması zincirinin son halkasıdır. (Koçak, 1989:104) Kurulan devletin rejim sınırları çerçevesinde kalıp da kaliteli bir dil düzeyli bir muhalefet geliştirebilecek şehirli, eğitimli ve elit çevrenin belinin kırılması, arta kalanların siyasete küsmeleri veya küstürülmeleri, köşelerine çekilmeleri, yurt dışına kaçmaları ya da pes edip zamanla iktidara eklemlenmeleri sonucunu doğurmuştur. Ve bu sürecin nihaiyi sonucu muhalefetsiz bir tek parti yönetimi ertesinde askeri darbelerle bezeli bugün bile rayına oturmayan siyaset kültürümüz, sürekli sancılar çeken çok partili hayatımızdır.

Diger seneryonun olasi olup olmadigini kestirmek elbette guc ama bence albumun eksigi Yalaz'in bunu tartismamasidir; olayları sadece kişisel haksızlıklar seviyesinde değerlendirmekte, 'kurunun yanında yaşın da yanması' olarak geçiştirmektedir.



Neden muhalif bir parti? Hem de birlik beraberliğe en çok ihtiyacımız olduğu zamanlarda... "O zamanlar" bir daha hiç bitmez.



Son albümde ise yine oldukça tartışmalı bir ismi konu edilmiştir: "Topal Osman Ağa". Osman Ağa özellikle Trabzon Milletvekili Ali Şükrü'nün öldürülmesi hadisesi yüzünden Kemalist-Atatürkçü yazarlar tarafından bile tümüyle sahiplenilmez; örneğin Toktamış Ateş kendisinden savaşlarda büyük yararlılıklar göstermiş ama son noktada hata yapmış biri olarak bahseder:
Alıntı Yap
...onurlu ve pırıl pırıl bir yaşamı, inanılmaz bir biçimde noktalanan, "zaafları" aklının önüne geçen bir insandır. Gerçekten çok yazık...
"Türk Devrim Tarihi" derslerimde, Topal Osman'dan elbette söz eder ve Çerkez Ethem'le birlikte; insanların yükseldikleri noktalarda uğradıkları, "Ben neymişim..." hastalığının, acı veren örneklerinden biri olarak adını anarım. Fakat bundan bir süre önce, Sayın Tansu Çiller başbakanken, Giresun'a bir "Topal Osman Üniversitesi" vadetmesi, doğrusu canımı çok sıkmıştı.
Yazdığım bir yazıda, "Giresun'un yetiştirdiği başka adam kalmadı da mı, üniversitelerine Topal Osman adını verecekler?" sorusunu sormuştum (Toktamış, 2006)

Aralarındaki sınırların bulanıklaştığı eşkıya – kahraman ayrımı eski bir tartışmadır ve tarihteki pek çok kişiye uyarlanabilir. Aynı aktör, tarihin yazılmasına ve okuyanların durduğu ideolojik yere bağlı olarak aynı anda hem eşkıya hem de kahraman olarak algılanabilir. Yalaz da albümle milliyetçilik dozajını iyice arttırmış ve Topal Osman'ı hayatının çeşitli duraklarını tartıştıktan sonra kahraman mertebesinde karar kılmıştır.



Önce çocukluğundaki gözüpekliği ve cesareti anlatılır. Gençliğinde 'Rumlar gibi ben de az çalışıp çok kazanmanın yolunu bulmalıyım!'(Yalaz, 1998:40) diyen Osman 'Robin Hood'vari bir tütün kaçakçılığı macerasına atılır. Rumların subaşlarını tuttukları, durmadan –ve çalışmadan- zenginleştikleri gerçeği(!) daha sonra olacak hadiselere okuyucuyu hazırlar ve Yalaz benzeri 'meşrulaştırma' ifadelerini çizgi roman boyunca kullanmaya devam eder:
Alıntı Yap
Rum'ların faytonlarına binerek Ermeni hanlarında konaklayarak (Arabalar, hanlar, dükkânlar, Rum ve Ermeni'lerin elindeydi) (Yalaz, 1998:105)

Çeşitli cephelerdeki kahramanlıklarından sonra Ermeni Tehcirindeki rolü önemsizleştirilir ve tarihi koşullara bağlanır: '...Onların Müslüman halka yaptıklarının yanında benim yaptıklarım hiç kalır! Ermeni tehcirinde devlete yardımcı oldum diye aynı devletin divan-ı harbi beni idam cezasıyla aramaya başladı'(Yalaz, 1998:28) Pontus Rum çeteleriyle giriştiği mücadele sırasındaki uygulamaları çizgi roman boyunca anlatılsa, ima edilse bile bunların ya abartıldığı ya da yine şartlar yüzünden mecburen yapıldığı gösterilir; örneğin 4 Pontus'çu çeteciyi diri diri yakma hikayesi bile 'Osman Ağa'yı çılgına çeviren en büyük neden bu 4 Pontus'çu hainin çocukluk arkadaşları olmalarıymış!' (Yalaz, 1998:128) cümlesiyle yumuşatılır, gerekçelendirilir.

Osman Ağa'nın bu ele avuca sığmaz enerjisi Mustafa Kemal'le yolları kesişince bir amaca yönelmiş gözükür ama hala başına buyruktur. Ankara'ya gelirken yol boyunca yaptıkları disiplinsiz olsa da cezalandırmadır yalnızca sonuç olarak; Koçgiri isyanının bastırılmasında kullanılan yöntemlere ise değinmez Yalaz, önemli olan alınan neticedir: 'Osman Ağa'nın birlikleri Nisan ayı boyunca sayısız çatışmaya katılmış, asilere büyük kayıplar verdirmişti. Bölgede Mayıs ayı sonuna kadar kalarak devlet düzeninin yeniden kurulmasında büyük rol oynamıştı.' (Yalaz, 1998:110)

Oysa Koçgiri isyanının bastırılması, bölgede "devlet düzeninin yeniden kurulması" o kadar da kolay olmamıştır bazı tarihçilere göre:
Alıntı Yap
Koçgiri Kürt isyanını bastırırken öyle zalimane yöntemlere başvurur ki, Meclis'te büyük tartışmalar yaşanır. Topal Osman sadece isyancı Kürtleri değil, Suşehri, Koyulhisar, Reşadiye, Niksar ve Erbaa'daki Ermeni ve Rumları da öte dünyaya havale etmiştir. (Ahmet Emin Yalman'ın Topal Osman'la Mülakatı, Vakit, 19.2.1922)

Ali Şükrü Bey cinayetini ise Osman Ağa için sonun başlangıcı olmuştur; Ayşe Hür'e göre birçok şüpheli nokta ve soru işareti vardır süreçte:
Alıntı Yap
Olayın arkasında kim vardır sorusu o günlerde herkesi meşgul etmiştir. Mustafa Kemal'in neden İstasyon'daki eve geçtiği, Topal Osman'ın neden Çankaya Köşkü'nü talan ettiği, yaralı halde yakalandığı halde neden kafasının hemen kesilip gömüldüğü gibi konular şüphe çekmiştir. İlginçtir, hemen her konuda bir şeyler söyleyen Mustafa Kemal, bu konuda suskunluğunu korumuştur. Ali Fuat Cebesoy Mustafa Kemal'in Topal Osman'ın 'tepelenmesi' sırasında sessiz kalışını biraz imalı biçimde anlatır. (Siyasi Hatıralar) O dönemde TBMM zabıt katibi olan Mahir İz Yılların İzi adlı anı kitabında hem Ali Şükrü Bey'in yıpratıcı muhalefetinden hem de artık hizmetine lüzum kalmayan Topal Osman çetesinden kurtulmak için bir taşla iki kuş vurulduğunu söyler.

Yalaz bu eleştirilerden, iddialardan bazılarını ele alır ve kendince mantıki cevaplar geliştirir. Yalaz'a göre olayın Atatürk'le bir ilgisi yoktur. Osman Ağa kendi başına hareket etmiş ve iyilik yapıyorum diye bir "cahillik" etmiştir. Mustafa Kemal de bir ikilemde kalmış, hazin bulsa da Osman Ağa'yı feda etmek zorunda kalmıştır. Çankaya baskını ise Topal Osman'ın yardım arayışıdır sadece. Eğer planlayıcı Gazi Paşa olsaydı 'Öyle bir planlı yapar ki bu işe şeytan bile parmak ısırır'. (Yalaz, 1998:156) Velev ki yapmış ve bir taşla iki kuş vurulmuş olsun verilen bunca şehitten sonra Yalaz'ın cevabı hazırdır: 'iki vatan evladının daha ihtilalin selameti, milletin geleceği için şehit olmasını uygun görmüşse ne diye kıyamet koparıyoruz ki!' (Yalaz, 1998:158)   

Sonuç olarak bir kahramandır Osman Ağa Yalaz'a göre. 'Cahillik edip, Meclis'te sürekli karışıklık çıkaran, ağzı kalabalık bir milletvekilini ortadan kaldırdı diye...' (Yalaz, 1998:153) bu hakikat değişecek değildir; mezarı 'bu kahraman milis yarbayına teşekkür için gelen ziyaretçilerle sanki bir aziz türbesi!" (Yalaz, 1998:161)  haline gelmiştir.



Yalaz hikâyesini anlattığı iki figür Çerkez Ethem ile Osman Ağa'nın yolları da kesişir.

alan ford

 Suat Yalaz çok iyi bir çizer ve hikaye anlatmayı da iyi biliyor ama yukarıda Kharon'un şahane bir şekilde vurguladığı noktalar yüzünden sevemedim bir türlü.

 

 
kaçmayı denemek bir tutsağın görevidir

ferzan

    Daha evvel pek dikkat etmemiş olduğum, es kaza aklıma gelir gibi olsa da çok üzerinde durmadığım bazı önemli ayrıntıların irdelenmesi adına yine isabetli ve çok güzel bir yazı olmuş...Ben bazı gerekçelerden ötürü Yalaz 'ın tarihi ele alışını yer yer objektif bulduğum zamanlar oldu ama yukarıda okuyup hak verdiğim detaylar sonrasında bu düşüncemi eskisi kadar coşkuyla savunacağımı sanmıyorum... :) Diğer yandan kendi penceresinden anlattığı yakın tarih anlatılarına olan hayranlığım eksilmeden devam edecek...Fikir ve yorumlarına katılsam da, katılmasam da...
Bağnaz okur, memnuniyetsiz beşer, işkilli büzük, sıfır tolerans iksmen, taş kalpli ahkam efendi...

https://ucuztefrika.blogspot.com

kharon

Alıntı yapılan: ferzan - 16 Temmuz, 2018, 10:57:39
    Daha evvel pek dikkat etmemiş olduğum, es kaza aklıma gelir gibi olsa da çok üzerinde durmadığım bazı önemli ayrıntıların irdelenmesi adına yine isabetli ve çok güzel bir yazı olmuş...Ben bazı gerekçelerden ötürü Yalaz 'ın tarihi ele alışını yer yer objektif bulduğum zamanlar oldu ama yukarıda okuyup hak verdiğim detaylar sonrasında bu düşüncemi eskisi kadar coşkuyla savunacağımı sanmıyorum... :) Diğer yandan kendi penceresinden anlattığı yakın tarih anlatılarına olan hayranlığım eksilmeden devam edecek...Fikir ve yorumlarına katılsam da, katılmasam da...


sagol Ferzan,

hakkin var, yorumu/fikirleri ne olursa olsun, buna ne derece katildigimiz ya da katilmadigimiz bir yana Yalaz'in titiz bir yakin tarih arastirmasi-okumasi yaptigi, bunu da guzel bir hikaye anlatimi icinde aktardigi su goturmez sanirim

(hatta ondan daha cok bu konuyla derinlemesin ilgilenmis bir baska cizgi romancimiz sanirim yok)