Mister NO Saga : New York'a Doğru...

Başlatan peder clemente, 16 Kasım, 2019, 23:23:50

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

peder clemente

Mister NO Saga: New York'a doğru...

Orijinal 241-259 (Lâl Kitap 35-53) sayılar arasında;
İtalya'da 1995-1996, Türkiye'de 2005-2006 yıllarında yayımlandı.




***SPOİLER İÇEREBİLİR***

1985-1992 yıllarında yayınlanan ve başrolünde Richard Dean Anderson'un oynadığı MacGyver  adında bir TV dizisi vardı. Bilim adamı ve casus karışımı, çok zeki ve yetenekli bir karakterdi MacGyver. En zor durumlardan bile elinin altındaki basit malzemelerden bir icat yaparak kurtulurdu. Mister No da tıpkı MacGyver gibi her bölümde (sayıda) ayrı bir macera yaşıyor bu 19 sayı süren saga'da. MacGyver gibi o da kurtuluyor ölmekten... Bazen de MacGyver gibi kurtardığı kızı öpüyor... Konular ve maceraların geçtiği yerler çok çeşitli ve ilgi çekici. Birçok katman ve öge barındıran değişik senaryolar yazılmış. Ayrıca bu saga'da, Jerry Drake'in (Mister NO) kişiliğinin derinliklerine iniliyor, kökenleri ele alınıyor ve bu maceracı karakteri daha iyi tanıyoruz. Beğendiğim maceralar  ve konular üzerine sohbet edelim.

Sayı:241 (Lâl 35)-Kızıl Rüzgar
Senaryo: Luigi Mignacco
Çizimler: Roberto Diso

Bu saga, 1.sayıda olduğu gibi, New York'ta Coen&Brothers Turizm ve seyahat acentasında başlar. Demek ki, yeni bir başlangıç olarak görülmüş. Mr. Coen müşterilerine tanıtımını yapar. Seyahat seçeneklerini anlatır. Birinci sayıda 1951 yılıydı ve 1952 yılı için tur satıyordu. Mr.Coen: "Mr.No Manaus'a gideli bir yıl oldu" dediğine göre; Mr.No, 1950'de Manaus'a gitti. Bu sayıda Mr. Coen, birkaç yıl önce Mr.No'yu Manaus'a gönderdiğinden söz ettiğine göre; sene 1953-1955 arası olmalı. Birinci sayıda Mr.Coen: "Kendisi eski bir asker... oldukça  tuhaf biridir... Huysuz, her şeyden kolay memnun olmayan, titiz bir adam... Zaten bu yüzden kendisine 'Mister No' adını takmışlar. 'Bu olmaz!'... 'ona hayır'... 'buna hayır'... Anlayacağınız bu adam hiçbir şeyden memnun olmaz" diyerek , Jerry  Drake'i anlatıyordu. Aslında kahramanı yaratan Sergio Bonelli (Nolitta) anlatıyordu. Sergio Bonelli: "Başarılı bir çizgi roman kahramanıyla karşı karşıya olan okur, bu kahramanın 'yaratılmış' olduğunu bilir ama yine de ona 'gerçek' gözüyle bakar. Başarılı olan karakterlerin arkasında zaten gerçek bir kişi vardır" der.

Maceramıza dönersek. Bu saga'da Mister No'nun başı büyük belaya girer. Çokuluslu bir şirketin sahibi olduğu "Brazil Chemical" fabrikası, amazon yerlilerince kutsal sayılan bir bölgeye kurulmuştur. Ayrıca, arıtma sistemi de olmadığı için bölgedeki doğal yaşamı mahvedecektir. "Doğanın korunması" amacıyla harekete geçen Mister No, arkadaşı Otto Kruger yani S.S, Aku adlı yerli ile Mühendis Thor Swensson'dan oluşan grup, sabotajla fabrikayı havaya uçururlar. Fabrikanın asıl sahipleri, "Kobe" adlı gizli Japon örgütüdür. Örgüt'ün Amerika'daki kolunun başında "Ishikawa" adlı, Mr.No ile kötü mazisi  olan bir Japon vardır. Ishikawa,yardımcısı Tsuhiro'yu ve küçük çetesini Mr.No'nun peşine gönderir. Örgüt, sabotajın hesabının sorulmasının; Ishikawa ise kişisel intikamının peşindedir. Mr.No'nun pırpır uçağının bakımını yapan teknisyen Augistino, Mr. No'nun gözünün önünde öldürülür. Mühendis Swensson ve Aku'da öldürülür. Paulo Adolfo'nun barı bombalanır ve kendisi de yaralanır. S.S. silahlı saldırıya uğrar ve öldü sanılır. Mister No'nun uçağı havaya uçar ve o da Manaus'tan kılpayı kaçmayı başarır. İleriki sayılarda daha iyi anlayacağımız gibi "Yaşamayanlar Lejyonu" Mister No'nun peşini takip etmeyi bırakmayacaktır. Lejyonun kiralık katilleri gittiği her yere bela ve ölüm getirecektir. Samuraylara öğretilen "otuzaltı strateji"den biri olan: "Yılanları ininden çıkartmak için otları dövmek"in de anlatıldığı, iyi yazılmış ve güzel çizilmiş bu harbi macerayla başlar "New York'a doğru" saga'sı...


Sayı:242 (Lâl 36)-Köpekbalıkları ve Sayı:243 (Lâl 37)-Kahramanların Kanı
Senaryo: Marco Del Freo
Çizimler: Domenico&Stefano di Vitto

Mister No, arkadaşlarından bazılarının öldürülüp bazılarının yaralanmasından sonra canını zor kurtararak Manaus'tan kaçar ve Brezilya riveasındaki Natal adlı kente gider. Tanınmamak için saçını boyar. Teknelerde tayfalık ve miçoluk yapmaya başlayınca, Doktor Dave Willdome ve kızı Shona ile tanışır. Doktor Willdome'un teknesinde çalışırken yaşananlar Mister No ile Shona'yı yakınlaştırır. Orta yaşlı erkek ve genç kız aşkı doğmasına rağmen; Mister No, Doktor Willdome'un kendisine duyduğu güveni boşa çıkarmaz. Shona'yı korur. Hatta ona "Ben evlenilecek biri değilim" der. Yıl 1957 olmuştur. Teknedeki bir konuşma:

-Dr.Willdome: "Bakıyorum siz devrimci bir ruh taşıyorsunuz."
-Shona: "Hayır baba! Onun içinde bir çeşit 'korsan' gizli. Bağımsızlığına düşkün, kural tanımayan, onurlu bir adam...".

"Kobe" örgütünün katilleri, ölüm saçarak Mister No'nun peşinden gelmektedir. Çevresindekilerin birer birer öldüğü Mister No, Azraille dans etmektedir adeta. Bu sayılarda: Cüzzamlılar, sokak çeteleri, Mafia, aşk ve romantizm, zen felsefesi ve samuray ahlâkı, iyi tasarlanmış şiddet sahneleri gibi pek çok ilgi çekici unsur var. Tsuhiro ile Dr. Willdome'un diyaloğu:

-Dr.Willdome: "Eğer rakibin denizse dağ ol."
-Tsuhiro : "Musashi'yi tanıyor musun?"
-Dr. Willdome: "Sen tek elin alkış sesini duyabiliyor musun?"
-Tsuhiro : "Büyüleyici...Zen Felsefesini bilen bir gaijin"
(japonca'da 'yabancı'. Musashi: 17. Yüzyıldan ünlü bir samuray ve zen filozofu, Beş Halka Kitabı'nın yazarı).

Birçok kanlı cinayetin olduğu bu bölümün senaryosu gerçekten ayrıntılı ve iyi yazılmış; eğer çizimler de aynı düzeyde olsaydı bu sayılar unutulmazlar arasına girebilirdi. Severek ve ilgiyle okudum.


Sayı: 244 (Lâl 38) – Yitik Günler
Senaryo: Luigi Mignacco
Çizimler: Fabio Valdambrini

Sayfa 68'de başlayan "Geçmişin Derinliklerinde" adlı 31 sayfalık şahane bir kısa macera var:
Senaryo: Luigi Mignacco
Çizimler: Marco Bianchini

Geçmiş sayılardan kalan bazı gri noktaları aydınlatırsak: Mister No, S.S'in öldüğünü sanmaktadır fakat yaşadığı ortaya çıkar. "Yaşamayanlar Lejyonu" adlı çok tehlikeli Japon Örgütünün Amerika kolunun başkanı Kenzo Ishikawa'nın adamı Tsuhiro Uzo, Mister No'yu yakalamak için etrafındakileri öldürmektedir; Doktor Willdome da Tsuhiro'nun öldürdüğü kişiler arasındadır. Tsuhiro ise Mister No'nun oyununa gelince samuray geleneklerine göre onurunu kurtarmak için intihar etmiştir. Mister No, Tsuhiro'nun kimlik belgesinden onu "Kobe" örgütünün New York'taki merkezine götürecek bir ipucu elde etmiştir ve New York'a dönmeye karar verir. Bu yolda kendisini büyük maceralar beklemektedir. Doktor Willdome'un kızı Shona, S.S ve Mister No, doktorun teknesiyle kaçarlar ve antil denizi açıklarında fırtınaya yakalanırlar. Sığındıkları adada ilginç bir macera yaşarlar. Adada yalnız değillerdir. Yalnızlıktan aklını kaçırmış eski bir denizci de adadadır... Mister No'nun, kendisini anlattığı diyalog: Mister No, babasının ölümünden sonra teselli babında Shona'ya şöyle der : "...Sevdiğim bir sürü insanın ölümüne tanık oldum ve her defasında kendimi işe vererek karşı koydum... tamircilik yaptım, pilot oldum, asker oldum... bir süre boş gezdim; rehberlik, özel korumalık yaptım ve daha bir sürü tehlikeli işe girip çıktım... yaklaşık yirmi yıl boyunca yitirilmiş davalar uğruna mücadele etmeye hazır, ölüme aldırmayan bir maceracı gibi yaşadım...".

Geçmişin Derinliklerinde: Sayfa 68'de başlayan kısa hikayenin orijinal adı "I labirinti della memoria=Hafızanın Labirenti". Bu başlık da hikayeye tam uymasına rağmen, Ay Barka "geçmişin derinliklerinde" başlığını tercih etmiş. Herhalde labirent kelimesini, Türkçe olmadığı için kullanmamış. Fransızca bir kelime olan labirent: Çıkış yeri çok zor bulunabilecek biçimde karışık geçenekleri olan yapı anlamına gelir. Mecazi olarak da: İçinden çıkılması çok güç ya da olanaksız durumları anlatmak için kullanılır. Ben kelimenin olduğu gibi kullanılmasından yanayım. Meksikalı yazar, ozan, tarihçi, diplomat ve eleştirmen Octavia Paz'ın "El Labirento de la Soledad=Yalnızlık Labirenti" kitabı da Türkçeye Bozkurt Güvenç tarafından "Yalnızlık Dolambacı" adıyla çevrilmişti. Bozkurt Güvenç'in önsözde yazdığına göre İtalyanca bir özdeyiş varmış: "Traduttori Traditori=Hain Çevirmenler". Çeviri gerçekten değeri bilinmeyen zor bir iş. Çevirmenler olmasa bizler bu eserleri okuyamazdık. Bu yorumu da yazamazdım. Beat kuşağı şairlerinden Lawrence Ferlinghetti: "Çeviri kadın gibidir; sadık olduğunda güzel olmaz, güzel olduğunda da sadık olmaz" demiş.

Nasıl rüyada, bilinçaltında gizlenen unsurlar ortaya çıkıyorsa; yüksek ateşle yatarken de insan, hafızasında kayıtlı olan geçmişinin labirentlerinde dolaşabilir. Rüyalarda olduğu gibi kişiler ve yerler deforme olabilir. Zaman kayabilir. O zamanda, o yerde ve o halde olmaması gereken birisi karşımıza çıkabilir. Bu kısa hikaye, bize Mister No'nun bilinçaltında bir tur attırıyor. Korkular, takıntılar, aşklar, çocukluk anıları peşpeşe geliyorlar. Bu saga'da ölen teknisyen-tamirci Augustino, bir çocuk olarak geri döner Mister No'nun rüyasına. New York'ta, Jerry Drake'in doğduğu mahallede karşısına çıkar çocukluk arkadaşı olarak. Jerry: "Burada ne işin var?... Biz seninle çocukken hiç birlikte olmamıştık" deyince; Augustino: "Kim bilir?!... Manaus'ta geçirdiğin yıllarda çok mutluydun. O günleri ikinci çocukluğun olarak hatırlayacaksın..." der. S.S yani en yakın arkadaşı Otto Kruger, bu rüyada karşısına baş düşmanı olarak çıkıyor. Acaba güçlü dostluklar düşmanlığa dönüşebilir mi? Bilinçaltında bastırılmış düşmanlık hisleri mi var? Duyguların yapısı değişken mi? Albay Saito'nun, asker Jerry Drake'i sorgularken, sorduğu her soruya "Hayır!" cevabı almasından dolayı ona "Mister No" adını takması (Sayı:148) olayı da canlanır; Afrika macerasından (Sayı:180-184) Jimmy Collins kurtarır Jerry'yi.

Mister No'nun aşk yaşadığı kadınlar... Arkeolog  Patricia Rowland (Sayı:12-15) ile amazon kadınlarının tapınağına girince(Tapınağın vulva şeklinde ilginç bir girişi var) karşısına amazon savaşçıları çıkar. İlişki kurduğu kadınlar amazon savaşçıları olarak intikam peşindedir .Lichao adlı çinli kız (Sayı:147-148) kaçmasına rehberlik eder. Pastoral bir manzarada kırsalda kurulu bir dans pistinde eski aşkları: Rene, Miranda, Deborah, Delia, Wendy ile sırayla danseder; "Garotas" grubunun çaldığı "senin için ağlıyorum sevgilim" şarkısı eşliğinde... Ve  evlendiği tek kadın olan Arhama (Sayı:83-84) ile öpüşür. Oysa o ölmüştü. "Uçan Kaplanlar" adlı, Mister No'nun askerlik arkadaşı pilotlar grubu ve savaş görüntülerinden sonra babasını, ölen doktor Dave  Willdome olarak görerek uyanır bu sayıklamadan Mister No. Teknede S.S ve Shona vardır. Teknenin rotası Küba'ya doğru çevrilir. Ishikawa takibi bırakmayacaktır. Mister No'nun canını istemektedir.


Sayı: 245 (Lâl 39) – Tehlikeli Oyunlar
Senaryo: Marco Del Freo
Çizimler: Orestes Suarez

Mister No, S.S ve Doktor Willdome'un kızı Shona'nın içinde bulunduğu tekne Küba'ya ulaşır. General Fulgencio Batista'nın diktatörlüğü altındaki Küba'da iç siyasi karışıklıklar artmıştır. "Barbudo" adı verilen hükümet karşıtı silahlı gerillalar yerel (mevzii) başarılar elde etmeye başlamıştır. General Batista, artık yelkenleri suya indirmek üzeredir. İşte bu kaotik ortamda A.B.D. de boş durmamaktadır. Argodaki adıyla "Şirket" denilen C.I.A ajanları, "ABD'nin arka bahçesi" saydıkları bu ülkede komplo ve süikastler düzenlemektedirler. "Langley" olarak adlandırılan CIA genel merkezi Batista rejiminin sürmesini isterken, CIA özel ajanı Clay Woodward'ın kendi plânları vardır. Mister No ise Doktor Willdome'un'pasaportuyla Küba'ya giriş yapmış ve bir siyasi suikastin tam göbeğine düşmüştür. Clay Woodward ve eşcinsel sevgilisi Leon, katliamci General Ortiz'i, "Weather 460 kalibre Magnum" suikast silahı ile öldürerek suçu, Doktor Willdome zannettikleri Mister No'nun üstüne yıkmak istemektedirler. Shona ve S.S'i de işkence ederek ortadan kaldıracaklardır; ancak, işler umdukları gibi gitmez ve ortalık kan gölüne döner. Herşey bittiğinde elçilikte görevli CIA Ajanı Hiden, Jerry Drake'i yani Mister No'yu tanır. Yaralı Mister No'yu canının bağışlanması karşılığında yeni bir görev beklemektedir. Shona, başına gelenlerden sonra bu maceracı adamın hayallerindeki erkek olmadığını anlamıştır; "Jerry... Ben yaşamak istiyorum. Seni bir daha görmek istemiyorum... Sen ölümle kolkola geziyorsun..." diyerek Mister No'yu öper.

Yaşamayanlar Lejyonu'nun, New York'taki "Warroad" Şirketinin, Tsuhiro'ya verdiği kimlik belgesi, Mister No'yu onlara ulaştıracak tek ipucudur. Ishikawa, New York'ta yardımcısı Muri'ye şöyle der: "Gerçek bir savaşçı kılıcından değil bakışından anlaşılır". Sert samuray bakışlarının ardında, savaşta ölmesi gerekirken yaşamasının onursuzluğunun hesabını Mister No'ya ödetmeyi düşünmektedir... Bu meseleye değineceğiz.




Bu macera iyi yazılmış ve çok iyi çizilmiş. Sanatçı Orestes Suarez, Mister No'yu; duruşu, bakışları, kavgası, içmesi, sevişmesi ile tam nefes alan gerçek bir insan olarak resmetmiş. Taramalı, detaylı ve gerçekçi çizimleriyle Havana'daki San Cristobal Katedralini, kafeleri, mağazaları, sahil yolunda (Malecon) patlayan havai fişeklerin izlendiği üstü açık Amerikan arabalarını, örtülü erotizmi, tam gaz aksiyonu muhteşem çizmiş Suarez. Ne de olsa Küba kendi memleketi sanatçının. Çizdiği her Mister No macerasını aldım bu usta sanatçının.

Devrim öncesindeki Küba'da geçen bu macera dolayısıyla "devrim" olgusu üzerine; özellikle de ilgimi çeken Meksika Devrimi konusunda biraz konuşalım. Mister No'yu, askerlere yakalanmaktan kurtaran yaşlı devrimci şöyle konuşur: "Devrimin bile romantizmi kalmadı... Yaratıcılık ölmüş". Elbette her devrim hareketinin bir ütopyası, "altın çağ" özlemi ve romantizmi vardır. Taa ki... Devrim gerçekleşene kadar... Ya da başarısızlığa uğrayana kadar. Meksika'da, XIX.Yüzyıl sonundaki çekişme ve kargaşa ortamı, Octavio Paz'a şu soruyu sordurtur: "Ne kalmıştı geriye? Havasızlıktan boğulmak ve yalnızlıktan başka". Bu sonuçlar hem ülke hem de insanlar  için geçerlidir. Sonra... İnsan, Paz'ın dediği gibi "yalnızlık labirentinde çırpınıp durur". Octavio Paz, eseri "Yalnızlık Dolambacı"nın 6. Bölümü olan "Bağımsızlıktan Devrime"de, Meksika Devrimi ile ilgili detaylı siyasi, tarihi, felsefi ve sosyolojik tespitlerde bulunur. Politikayı "siyasal yalan" olarak tanımlar ve "yasallaşmış yalana karşı acımasızca savaş açmak zorundayız" der. Gerçekten de politikacılar, olanı olmamış gibi ya da olduğundan farklı bir şekilde; olmayanı da olmuş gibi gösterip "hakikati" gizleyebilirler. Filmlerde ve çizgi romanlarda karşımıza çıkan Meksika Devrimi esnasındaki anarşi, kaos ve kargaşa ortamında; "kim kimdir?", "Tarihte neler oldu?"... Hep anlayamazdım. Aşağıdaki kısa özet, kendime ve okuyan arkadaşlara rehber olsun...

Paz'ın eserinden yararlanarak kısaca bağımsızlıktan devrime Meksika: Morelos ve Hidalgo taraftarlarının uğraştıkları bağımsızlık hareketinden sonra başlayan köylü ayaklanması; ordu, kilise ve derebeylerinin ittifakıyla bastırılır. İktidara liberaller gelir. Yeni anayasa kabul edilir. İspanya'nın sömürgesi Meksika, Meksika İmparatorluğuna dönüşür. I.Augustin imparatorluk tacını takar. Bir ayaklanma ile imparator tahttan indirilir ve kargaşa dönemi başlar. A.B.D., bu kargaşadan ve yönetim boşluğundan yararlanarak, Meksika topraklarının yarısından çoğunu ele geçirir. Diktatör Santa-Ana, Güney Amerika'yı yöneten diktatörler türünün baş örneğidir (Archetype). ABD karşısındaki yenilgi Santa-Ana'nın "askerce yönetim" felsefesini bitirir. Halk ayaklanması sonucunda Santa-Ana düşürülünce liberaller tekrar yönetime gelir. Liberal görünüşlü Anayasa 1857'de yürürlüğe girer. Benito Juarez, tutucularla olan mücadelesinde reformcu yasalar çıkarmasına karşın, tutucular dışarıdan yardım isterler. Fransız İmparatoru II.Napolyon'un yolladığı askerlerin yardımıyla Maximilian ikinci Meksika İmparatoru olur. Halk direncinin güçlenmesi sonucunda Juarez, Maximilian'ı öldürtür. Reform hareketleri başlar ve Meksika Ulusu doğar. Tutucu güçleri ve sömürgecileri yenerek sindiren Cumhuriyet; karşısına çıkacak düşman kalmayınca toplumsal tabandan yoksun bulunduğunu anlar. Şimdi iktidar, onu uzanıp yakalama yürekliliğini gösterenin elinde kalacaktır. Bu kişi de becerikli General Porfiro Diaz'dır. Anarşi bastırılırken olan özgürlüğe olur. Meksika yarı sömürge bir ülke haline gelir. Diaz yönetimi, liberal ve pozitivist (olgucu) söylemlerde bulunsa ve ülkeyi liberalizm paravanası arkasından yönetse de gerçekte sömürgeci derebeyliğin uzantısıydı. Bu buyurgan yönetim aslında bir  geriye dönüştü. Diaz dönemi, tarihsel yanlışlıktan başka bir şey değildi. Diaz hükümeti, yalnızca varlıkları değil, güç ve yetkileri gençlere aktarmaya yanaşmayan yaşlıların yönetimiydi.

20. yüzyılın ilk büyük devrimi olan Meksika Devrimi, 1876-1910 arasında Meksika'yı yöneten Porfirio Diaz'ın diktatörlüğünü devirmek amacıyla başladı. O tarihte Meksikalılar'ın % 80'i köylüydü. Diaz'a alternatif olarak çıkarılan Madero'yu tutuklatan Diaz, düzenlediği seçimlerle kendini yeniden seçtirdi; Madero'yu şartlı salıverdi. Madero ABD/Texas'a kaçmadan önce halkı ayaklanmaya çağırdığında sene 1910'du. Köylü ayaklanmaları ve grevler diktatörlüğün toplumsal yapısını çökertti. Antonio Caso ve arkadaşları, Diaz rejiminin felsefesini yıktılar. Daha sonra, Antonio Caso, Başkan Alvaro Obregon Kabinesinde Eğitim Bakanı olacaktır. Güney Devriminin önderi Emiliano Zapata, tarımda tarihi kökleri olan "Calpulli" uygulamasını, Ayala Plânını ve tarım sorununu herkesin anlayacağı bir sadelikte açıklar. Kuzeyde Villistalar, güneyde Zapatista'lar güçlerini birleştiremeyip iç çekişme yaşayınca Carrancistalar duruma hükmetmeye başlar; ancak şiddet ve talana yönelince halk desteğini yitirirler. Her devrim bir "altın çağ"ı diritmeye çabalar. Her devrim kendi önderini kutsallaştırma (yüceleştirme) gereksinimi duyar. Devrimci Sezarların ilki olan Carranza, bu tanrılaştırma eğilimini yumuşatmak için "kişiye inanç" sisteminin öncüsü olur. Pueba Şehrinde, Ciduad Juarez'de, Casas Grande'de, Cuata şehrinde, Jojuta'da, Cuautla'da; Aquiles Serdan, Pascual Orconzo, Zapata, Panco Villa önderliğindeki isyancılar ile Diaz'ın federalleri arasında kanlı direniş ve çatışmalar yaşanır. Madero da Texas'dan ayrılmak zorunda kalarak Meksika'ya döner. Cuautla'da yaşanan kanlı muharebelerden ve geri çekilmeden sonra Diaz, Madero ile görüşmelere başlar. 1911'de Diaz devri sona erer ve Madero, Meksika'nın yeni lideri olur.

Madero'nun kendisi de büyük toprak sahibiydi. Zapata'nın önerdiği Ayala Plânını kabul etmesi mümkün değildi... Ve Zapata, devrime devam kararı alır. Kuzeyde de Orconzo önderliğinde isyan ve çatışma başlar. General Victoriano Huerta, Panco Villa ve Orconzo arasında; güç dengelerinin ve safların değişebildiği mücadele ve çatışmalardan sonra Huerta'nın federalleri Madero'yu darbe ile devirir; Huerta yeni Başkan olur. Madero başka bir yere nakledilirken yolda vurularak öldürülür. Sene 1913'tür. Devrim çok taraflı bir iç savaşa ve güç mücadelesine döner. Diktatörlüğünü ilan eden Huerta, yaşanan kanlı çatışmalardan sonra 17 temmuz 1914'te Alman Gemisi Dresden'e atlayıp İspanya'ya kaçar. Sonraki başkan: Madero'nun generallerinden ve "anayasalcı" bloğun önderi Venustiano Carranza'dır (1915). Devrimci hareketin ideolojik yetersizliği anlaşılınca 1917 Anayasası ile sonuçlanan tarihsel uzlaşma kaçınılmaz olur. Devrimciler, liberallerin başlattığı yenileşme plânını bazı değişikliklerle benimsemek zorunda kalırlar... Zapata, 7 Nisan 1919'da bir tuzağa düşürülüp öldürülür. 1920'de General Alvaro Obregon Başkan olur.



Emiliano Zapata

Yıllar sonra, Paz da bir devrim romantiği gibi yazar Zapata'yı: "Yaşarken olduğu gibi, toprağa sarılarak ölen bu ateşli, umutlu ve karasevdalı insanın kişiliğinde, gerçekle efsane el ele vermiştir... Bizim destanlaşmış yiğitlerimizden biridir o. Kişiliği; uğruna can verdiği toprak gibi sabırlı ama verimli, suskun ama umutlu, sanki ölü ama dirilebilir gibi görünen nitelikler bütününden oluşur" der. Octavio Paz, Meksika tarihi ve Meksikalı'yı şöyle anlatır: "Meksika tarihi nasıl kendi varlığını dile getirecek yol arayan halkın tarihi ise, Meksikalının tarihi de içten söyleşinin özlemini çeken insanların tarihidir. Söyleşi, tören ve şölendir bizim için". Ona göre devrim bir "fiesta"dır. "Meksika Devrimi, ölüm ve fiesta'nın, kaba gücün, silah sesinin, barut kokusunun, tören ve aşkın (ırza geçmenin ve silahlı saldırının) yüzüdür... Villa, kuzeyin halk türkülerinde hâlâ dörtnala at koşturur; Zapata her bayram ve panayır yerinde yeniden ölür; Madero, elindeki bayrağı ile balkonlarda dolaşır; Carranza ve Obregon hâlâ devrim döneminin trenleriyle ülkeyi baştan başa aşarken, erkekleri evlerinden çıkarıp peşlerinde sürükler, kadınları korkudan titretirler. Herkes onların izinden gider ama neden ve nereye? Kimse bilmez! Devrimdir o, her şeyi hemen değiştirecek, sonsuz doyum ve hızlı ölüm getirecek büyülü ve gizemli sözcük." der Octavio Paz.


ZAPATA: Tam bir "Vaquero" gibi afilli giyinmiş. Eskinin erkeklerinden...

Sayı: 246 (Lâl 40) – Cehennemdem Kaçış
Senaryo: Luigi Mignacco
Çizimler: Alessandro Bignamini

ABD'nin Küba büyükelçiğinde danışman olarak çalışıyor gösterilen gerçekte CIA Ajanı Hiden, geçen macerada, Mister No'nun canını bağışlamak karşılığında ondan bir görev yapmasını istemişti. İşte bu macera Hiden'in verdiği işle ilgili: "Kobe" ya da "Yaşamayanlar Lejyonu"nun faaliyetleri CIA tarafından izlenmektedir. Mister No, düzmece bir suçtan dolayı (dümenden) ceza almış gibi Meksika'da bulunan "Todos Los Angeles (Tüm Meleklerin Yeri)" cezaevine girecek; cezaevinde, Yaşamayanlar Lejyonu adına suç işleyen usta kasa hırsızı "Silver" ile yakınlık kurarak ondan örgüt hakkında bilgi alacak ve hapisten firar edecektir. Gardiyanların şefi Albay Tuzco (CIA Ajanı), Mister No'ya yardım edecektir. Mister No, Hiden'a 'görevi kabul edeceği kanısına nasıl vardığını' sorunca; Hiden şöyle der: "Ordu psikologlarının hakkınızda tuttuğu dosyanızı okudum... Siz, disipline karşı tahammülsüz ama dostluğa körü körüne inanan birisiniz...  O Japonlar sizin bir dostunuzu öldürdüler!". Yaşamayanlar Lejyonunun kiralık katilleri, Mister No'nun uçağının bakımını yapan teknisyen Augustino Pereira'yı işkence yaptıktan sonra boğazını keserek öldürmüşlerdir (Sayı 241-Lâl 35-). Mister No, dostları için tehlikeye atılmaktan, belaya bulaşmaktan korkmayan ve arkadaşlarına asla ihanet etmeyen bir insandır.

Jack Davidson sahte adıyla hapishaneye giren Mister No, "Todos Los Angeles (Tüm Meleklerin yeri)" adlı Cezaevi'nin, gerçekte "Todos Los Diablos (Tüm Şeytanların Yeri)" olduğunu çok kısa sürede anlar. Hapishanede "El Rey" yani "Kral" denilen mahkûmun borusu ötmektedir. El Rey hem içeriyi hem de dışarıyı yemlemektedir. El Rey'in adamları, başta dev gibi cüssesiyle "Lobo" ilk günden Mister No'ya takarlar. Cezaevi Müdürü gizemli De Almagro hiç ortalarda görünmez. Siyasi suçlu Raul, eski Meksika devrimcilerinin soyundan gelme biri gibidir. Mister No'nun koğuşunda El Rey'in adamlarından Ramirez vardır. Diğer koğuş arkadaşları Homerus ve Bimbo da iyi yazılmış karakterler. El Rey'in adamlarının, Mister No'yu öldürme girişiminden Silver kurtarır. Mister No, kendisini Silver'e Yaşamayanlar Lejyonu'nun üyesi gibi tanıtır.Yaşanan kavga sonucu hücreye atılan Mister No, yan hücrede kalan Silver'i firara ikna eder; ancak, onlara yardım  edecek olan Albay Tuzco, El Rey'in adamları tarafından öldürülür. Mister No artık kaderiyle başbaşadır...

Şiddet dozu yüksek bu sert maceranın sonunda bir twist (ters köşe) var. Mignacco senaryoyu ve kurgu'yu iyi kotarmış; Bignamini de, özellikle cezaevi iç mekanının ayrıntılı çizimlerinde ve aksiyon sahnelerinde ince işçilik yapmış.


Sayı: 248 (Lâl 42) – Redencion'da Bir Yabancı
Prolog=Giriş... Senaryo: Luigi Mignacco
Çizimler: Fabio Valdambrini

Redencion'da Bir Yabancı...
Senaryo: Maurizio Colombo
Çizimler: Roberto Diso

Sayı: 249 (Lâl 43) – Kanunsuz Şehir
Senaryo: Maurizio Colombo
Çizimler: Roberto Diso

Bu iki sayı tek macera. Saga devam ediyor...

248. sayının ilk 29 sayfası prolog=giriş bölümünden oluşuyor. Giriş bölümü kısa olmasına rağmen; hem Saga'nın üzerine inşa edildiği Mister No ile Ishikawa arasındaki temel düşmanlık meselesinin kökenini anlatması hem de Mister No'nun kişilik yapısının analizi yönlerinden önemli. 1943 yılının kış aylarında, pasifik okyanusundaki küçük bir ada'nın (Ele geçirilmesi gereken küçük bir ada, bir tepe, bir köprü hep savaşın anlamsızlığını vurgular) tepesinde bulunan siperde, Teğmen Ishikawa ve müfrezesi zor durumdadır. Çevreleri Amerikan askerleri tarafından sarılmıştır ve askerler arasında genç Jerry Drake yani Mister No da vardır. Japonlara teslim olmaları için 10 dakika verilir. Mister No ve bir asker süre sonunda sipere gider. Gördükleri manzara korkunçtur. Japon askerler, katana'larıyla seppeku (hara-kiri) yaparak, yenilginin utancından onurlarını kurtarmak için kendilerini öldürmüşlerdir. Ishikawa, seppeku yapmaktan korkan kardeşi Tetsuo'yu cesaretlendirmek için uğraşınca kendisi en sona kalmıştır. Mister No, onu yaralamak pahasına da olsa Ishikawa'nın seppeku yapmasına izin vermez; "Sen yaşayacaksın çünkü bu hayat bir daha ele geçmez... Onur gibi aptalca bir şey için onu bir kenara atamayız" der.

Savaş bitmiştir. Sene 1946. Ishikawa hızla iyileşmektedir. Yaz geldiğinde, yarım kalan seppeku'yu tamamlamak için kılıcı eline alır; ancak, Muri onu seppeku'dan vazgeçirir. Muri sonradan yardımcısı olacaktır. Muri: 'Siz zaten ölüsünüz... Düşmana yenildiğinde tüm Japonya öldü ve onurunu yitirdi. Yaşamayanlar Lejyonu, en büyük güç olan ekonomik gücü elinde bulundurmak için karanlık savaşını sürdürüyor. Sizin gibi büyük bir savaşçıya ihtiyacımız var' diyerek, Japonya'nın ve kendisinin onurunu yeniden kazanması yolunda savaşmaya ikna eder Ishikawa'yı. Mister No ise, II.Dünya savaşı sürerken Guadalcanal'da, bir binbaşının baskısı sonucunda ordu psikiyatristi kadın doktorun düzenlediği raporla, Japonlarla yapılan savaştan uzaklaştırılır. Psikiyatrist, güzel paneller eşliğinde Mister No hakkında şöyle konuşur: "Jerry Drake, huzursuz bir ruhsal yapıya sahip... Hiçbir şeyden memnun olmuyor ve sürekli hareket halinde... Eminim Avrupa cephesinde de disiplinsiz davranışlar sergileyecek ve huysuz biri olarak ünlenecek... Savaş bittikten sonra, umduğum gibi evine dönerse orada da durmayacak... Her gittiği yerde arkadaşlar edinecek ama her an oradan ayrılmak için fırsat kollayacak... Jerry Drake'in hayatı yollarda geçecek...". Sahiden de hayatı yollarda geçecek Mister No, maceracı insanlara yakışan ipli ve ağzı büzgülü bez torbasıyla bir TIR'a otostop işareti yapar ve biner, kasasında "Devil's Cigars=Şeytanın Puroları" yazan büyük araca. "Redencion'da bir yabancı" macerası başlamıştır... Meksika'da, bir çöldeki Dörtyol ayrımında iner TIR'dan ağzında yanan bir puroyla. Sıcakta üzerine eğildiği çöl kertenkelesini aniden bir şahin kapıp yükselir. Acımasız ve belalı bir yere daha düşmüştür Mister No...

Meksika'da Redencion Kasabası:
Bol parası olan suçlular için yakalanma korkusu olmadan yaşayacakları bir suç cenneti, paralar suyunu çekince de yolsuz kalanlar için adeta bir cehennem. Parası biten suçlu, yerli halkın sürüldüğü  yoksul kenar mahalleye bırakılarak orada öldürtülür; ya da çölü geçerek Amerika'ya kaçmaya çalışırken vurulur. Polis ve yasa yoktur burada. Kasabanın mutlak hakimi toprak ağası ihtiyar El Jefe'dir. El Jefe'nin oğlu Diego adamlarıyla en sert ve pis işleri yapar. Psikopatlıkta birbirinden aşağı kalmayan baba-oğul, adeta birbirini imha etmeye programlanmış birer bomba gibidirler. El Jefe'nin sevgilisi ve bakıcısı Helga, Diego'nun işini bitirmek için uğraşır; Diego da babasını öldürerek Redencion'un tek hakimi olmak ister. Doktor olmasına rağmen tam bir kasap olan El Doctor, Diego'nun babasına karşı kuracağı tuzakta müttefikidir. El Doctor, eline düşen hastaları, canının istediği gibi kesip biçmektedir.

Redencion'un bir yanı çöldür. Kasabanın girişindeki "Whitaker" petrol istasyonunu genç ve güzel kadın Barrett Whitaker işletmektedir. Babası ölünce kendisine miras kalan istasyonu işletmeye Meksika'ya gelen genç kadın ile Mister No eski maceralarından (Lâl sayı 23-24) tanışmaktadır. Bir aganigi durumu da vardır aralarında. Mister No, işte TIR'dan inince Whitaker petrol istasyonuna doğru yürümeye başlar. Barrett, kasanın yanında arkadan gördüğü Mister No'yu hırsız sanarak yumruğu patlatır. Mister No, yumruğun rövanşını ateşli bir öpücükle alır. Barrett'te Diego'nun da gözü vardır. Karşılık bulamayan Diego, maceranın ilerleyen sayfalarında Barrett'e tecavüz edecektir. Bu suç ve suçlu diyarında temiz insan çok azdır. Kötünün iyisi vardır. Acımasızlığın ve şiddetin kol gezdiği, merhametin mercekle arandığı bu yerde; başını belaya sokmakta çok yetenekli birisi olan Mister No tabii ki beladan uzak duramaz. Parası biten banka soyguncusu Abe kaçmaya çalışırken, Diego tarafından Mister No ve Barrett'in gözleri önünde öldürülür. Tanıkların ortadan kaldırılmasını isteyen El Jefe'nin talimatıyla oğlu Diego, ertesi sabah adamlarıyla petrol istasyonuna giderek, Mister No ve Barrett'i alır ve Redencion'a getirir. Diego, Mister No'yu elindeki bir resimden tanır. New York'taki İtalyan Mafyasından Carducci ailesi, Mister No'nun canlı olarak teslim edilmesi karşılığında ödül koymuştur.

Artık New York'taki İtalyan Mafya aileleri de Saga'ya dahil olurlar. Onlar da denklemin bir parçası olurlar. New York'ta bulunan Lenny Carducci'nin babası Vincenzo Carducci, ömrünün son zamanlarını geçirmek için arkadaşı El Jefe'nin yanına Redencion'a gelmiş; ancak El Doctor'un kasıtlı olarak yaptığı bir iğneyle kalp krizi geçirerek ölmüştür. Parasına da çökülmüştür. Macerada birçok kişi ve taraf birbirine ihanet eder. İtalyan mafyası da sözde Mister No'yu, Kobe'nin Amerika Başkanı Ishikawa'ya teslim edeceklerdir; ancak herkesin kurnazca bir hesabı vardır... Bundan sonrası: Tecavüze uğrayan Barrett ile Mister No'nun kaçma girişimi, Ishikawa'nın yanında İtalyan mafyasından iki adamla Redencion'a gelmesi, Mister No'nun Redencion'da bulduğu müttefiki eski suçlular ve yaşlı bir çobanla El Jefe'nin adamlarına karşı mücadelesi, zor durumdaki Mister No'yu Ishikawa'nın kurtarmasıyla macera doludizgin devam eder. Kalleş dostun olacağına mert düşmanın olsun daha iyi. Ishikawa, Mister No'yu kurtardıktan sonra onu New York'ta teke tek ve ölümüne bir düelloya davet eder. Böylece yıllarca gördüğü kâbuslardan sorumlu tuttuğu; onurlu bir şekilde ölmesine engel olarak kendisini utanç içinde yaşamaya mahkûm eden Mister No ile hesaplaşacaktır... Maceranın sinematografik bir anlatımı var. Adeta film gibi. Colombo'nun güzel yazılmış ve kurgulanmış senaryosunun sertliğini ve gerilimini Diso'nun çizimleri iyi yansıtmış. Winchesterler, atlar, Meksikalılar, sombrero şapkalar, silahlı çatışmalar ve kovalamacalarla macerada Western tadı da bulunmakta. Özellikle senaryosuyla öne çıkan bu başarılı macera saga'nın iyilerinden biri.


Sayı 250 (Lâl 44) – Sınır
Senaryo: Michele Masiero & Maurizio Colombo
Çizimler: Giovanni Bruzzo

Kahramanımız, Meksika sınır kasabalarından Villa Union'daki Cantina'da, Ortega ile sınırı geçmek karşılığında pazarlık etmektedir. Mr.No  kimliğini kaybetmiştir, artık Mr. Hiçkimse olarak, kendi ülkesine kaçak yollarla girecektir. Ortega, aynı zamanda toprak sahibi ve sınırda insan kaçakçılığı yapan aşağılık biridir. Mültecilik ve göçmenlik; insanların bir umut peşinde bazen mallarını, bazen canlarını, bazen de onur ve insanlıklarını kaybettikleri trajik bir yolculuk... Hem gidenler hem de gitttikleri ülkenin sakinleri için pek çok acı sonuçlar doğar. Politikacıların hırs ve hatalarının bedellerini insanlar öder. Irkçılık iğrenç yüzünü gösterir. Sayılamayacak kadar acı olaylardan dolayı insan insanlığından utanır... İnsan kaçakçıları ise bu trajediden kazanç sağlayan ve insanlık erdemleri bulunmayan kişilerdir. İnsan kaçakçılığı da, uyuşturucu tacirliği, kadın ticareti gibi Dünyadaki en aşağılık işlerden biri. Mister No, sınırı geçmek üzere kaçakçıların kamyonuna bindiğinde, Paco adlı gençle tanışır. Paco, yankilerden nefret eder ama boğaz tokluğuna Ortega'nın tarlalarında çalışan babası gibi olmamak için Amerika'ya geçip çok para kazanmayı ummaktadır. Paco, babası için şöyle der Mister No'ya: "Onun hayatı kaymış!... Birkaç pezo karşılığında Senyor Ortega'nın toprağında köle gibi çalışıyor... Annemin ve dört kardeşimin karnını bile zor doyuruyor ama yine de isyan etmiyor!". Mister No'nun cevabı: "Ama sen ediyorsun öyle mi? Biliyor musun? Bana gençliğimi hatırlattın... Senin yaşındayken ben de babamın bir korkak olduğunu düşünürdüm... Ama benim gibi sen de zamanla fikrini değiştireceksin" olur.

Paco'nun lâkabı "Cuchillo Veloz=Hızlı Bıçak"tır. Hızlı bıçak Paco, maceranın ilerleyen bölümlerinde hiç umulmayan bir anda tekrar ortaya çıkacaktır. Meksika tarafında Ortega ve adamı Ramon'un işbirlikçileri, Amerika tarafında Texas'ın Carrizo Springs şehrindeki bir çetedir. Çetenin elemanları Greg, Joe ve Kevin adlı sınır polisleri ile Milton adlı bar sahibidir. Sınır polisi Kevin'in vicdanı rahat değildir. Bir nedenle psikolojisi bozulmuş, sık sık kâbuslar görmektedir. Kızkardeşi Brenda Carver'ın kocası Benny Carver da ölmeden önce sınır polisiymiş ve Kevin ile arkadaşlarmış. Kevin'in kızkardeşi, dul ve genç kadın Brenda Carver, eşi ölünce tek başına, sahip oldukları çiftliğin işlerini döndürmeye çalışır. Göçmenlerin takas gecesine dönelim: kaçakçı çetesine paralar ödenir; ancak, bir göçmenin torbasının kokainle dolu olduğu anlaşılınca Texas kaçakçılık çetesi katliam yapar ve kokain torbasını alırlar. Paco, Mister No'nun yardımıyla kaçıp kurtulur. Ortega'nın adamı Ramon vurulur. Geçmişte yaptıklarından dolayı aslında vicdan azabı çeken Kevin, Mister No'yu bilerek öldürmez. Sağ kalan Mister No, nehri geçerek Texas'a ulaşır. Meksikalı kaçak göçmenlere "Majados" yani "Islaklar" denilir; çünkü birçoğu ABD ile Meksika'yı ayıran nehirleri yüzerek sınırı geçer.

Carrizo Springs'e ulaşan Mister No, tesadüfler sonucu Brenda Carver'ın çiftliğinde iş bulur. Brenda ile şehre indiklerinde; Mister No, Milton'un yerinde insan kaçakçılarını görür... Greg, Joe, Milton ve Brenda'nın kardeşi Kevin... Karşılıklı olarak birbirlerini tanırlar ve şaşırırlar. Mister No: "Bir kez daha belanın ortasına düştüm" diye düşünür... Haksız  da değildir... Flashback yapınca, sınır polisi Benny Carver'ın, çetenin diğer  elemanları tarafından öldürüldüğü, Benny'nin  silahlarının mermilerini boşaltmak suretiyle Kevin'in de bu cinayette payı olduğu ve bu nedenle duyduğu vicdan azabından dolayı ruh sağlığını yitirdiği ortaya çıkar. Kaçakçılık Çetesi, çeteden ayrılmak isteyen Kevin'i, katliamın tek tanığı Mister No'yu ve Brenda'yı öldürmek için harekete geçer.



Brenda Carver

Masiero ve Colombo'nun birlikte yazdıkları senaryo, kurgu, diyaloglar güzel. Yavaş yavaş açılarak kendini gösteren, flashback ve kurgu ile anlaşılan eserleri seviyorum. Hollywood'un altın döneminden başarılı filmlerin yaratıcı senaryoları gibi olanlarını. İyi hikaye anlatmak bir sanat. Sanatçı Bruzzo, unutulmaz Mister No macerası "Bir Zamanlar New York'ta"yı da resimlemişti. Çizgileri yine senaryonun hakkını fazlasıyla vermiş. Karakterizasyon, çevre, aksiyon, duyguların çizgilerle ifadesi çok iyi verilmiş. Bu suç hikayesi, gerek çizimleri ve gerekse senaryosuyla Saga'nın iyilerinden. Mister No, montunun koluna Brenda'nın  "şans getirmesi" için diktiği dört yapraklı yoncasıyla artık Amerika'da. Zira, şansa ihtiyacı olacak...

Sayı: 251 (Lâl 45) – Bataklık Canavarı
Senaryo: Maurizio Colombo
Çizimler: Orestes Suarez



Mister No, ABD'nin güneybatısından doğuya doğru giderek Louisiana Eyaletinin New Orleans şehrine gelir. Mr.No'nun anlatımıyla: 'Bir çeşit modern shogun'un yönettiği çok güçlü gizli bir Japon Örgütü gittiği her yerde onu takip ederek canından bezdirmektedir. II. Dünya Savaşından bu yana Ishikawa kendisinden nefret etmektedir ve bir çok dostunu öldürtmüştür'. Mister No, biraz çalışıp para biriktirdikten sonra kuzeye yönelerek New York'a gidecektir...Ishikawa'ya söz verdiği düelloya. New Orleans'ta bataklık bölgesinde iş ararken yaşlı X-Ray ile tanışır. İnsanların içini gördüğü için tanıdıkları ona X-Ray derler. X-Ray, Mister No'ya bir hikaye anlatır: Bölgenin güçlü toprak sahiplerinden Pierre Brouissard bataklıkta öldürülmüştür. Cesedinin parçaları oğulları tarafından bulunur. Oğulları: Mathieu, Armand, Gerard ve Topal Donatien'dir. X-Ray'in deyişiyle 'Topal Donatien, içlerinde en kötüleridir'. Pierre Brouissard'ın katil zanlısı olarak durgun zekalı genç bir siyah yakalanır. Bu genç siyah, X-Ray'in torunudur.  Pierre Brouissard'ın tüfeği, genç siyahın evinde bulunur.  Bu yarım akıllı meczup genç bataklığa kaçar ama "bataklık canavarı", Pierre Brouissard'a yaptığı gibi genç siyahı da öldürerek parçalar. Mister No, X-Ray'e, 'bataklık canavarı efsanesine inanıp inanmadığını' sorunca; X-Ray: 'gerçek bataklık canavarının, zehirli atıklarını doğal bataklık alanına boşaltan kimya rafinerisi olduğunu' söyler.

Brouissard kardeşler, Boston'lu ortaklarıyla babalarının ölümünden sonra bu kimya rafinerisini kurmuşlardır. Bölgede, Louisiana'ya ilk yerleşen Fransız kolonistlerin soyundan gelen "Kajunlar" yaşamaktadır; rafineriye sabotaj eylemleri yapmaktadırlar. Mister No, bu şartlarda, orada film çekimi yapan Yönetmen Frederick Adams Junior ve ekibi ile tanışır. Filmin adı: "Vampirin Bataklığından Gelen İstakoz Adamın Saldırısı"dır. B sınıfı bu filmin konusu: Doktor Acula adlı, aslında vampir olan yarı çılgın bir bilim adamının eline düşen genç bir adamın öyküsü anlatılır. Doktor Acula, delikanlının hücreleriyle bir bataklık istakozunun hücrelerini birleştirerek korkunç bir canavar yaratıyor. Bataklıkta istakoz yaşamazmış; ne gam... Adams'ın dediği gibi: "Sinema bir büyüdür". Filmin başrolünde, ünü geçmiş, korku filmlerinin büyük aktörü Vlada Von Krolock oynamaktadır. Vlada, eskinin ünlü korku filmleri aktörü "Bela Lugosi" gibi çizilmiş. 1882 yılında Avusturya-Macaristan İmparatorluğunda Dünya'ya gelen Bela Lugosi, 11 yaşında evden kaçıp madenci olan bir maceraperest aslında. 1917 yılında ilk filminde oynayan Lugosi, birkaç film daha yaptıktan sonra 1920 yılında ABD'ye iltica etmiş. Gerçek ününe, burada oynadığı Bram Stoker'in romanından uyarlanan "Dracula" ile kavuşan Lugosi, morfin bağımlısıydı. 1956'nın Ağustosunda kalp krizi sonucu hayata veda eden lugosi'yi sevenleri mezara Kont Drakula kostümü ile uğurlamışlar.



Bela Lugosi

Bu maceranın yazımında Colombo'nun, 1994 tarihli "Ed Wood" filminden esinlendiği anlaşılıyor. Colombo bir sinemasever. Bu macera da, Ed Wood'a bir armağan olarak yazılmış. Tim Burton'un yönettiği filmde, Johnny Deep, B sınıfı filmlerin yönetmeni Ed Wood'u canlandırıyor.


Johnny Deep (Ed Wood) ve Martin Landau (Bela Lugosi)

1924 doğumlu Ed Wood düşük maliyetli filmler yönetmiş. Kostümlü canavarlar, tencere kapağından yapılan uçan dairelerle gelen uzaylıların Dünyayı işgali gibi filmler... Dünyanın en kötü yönetmeni seçilmiş. Ed Wood 1978'de 54 yaşında ölmüş. Ed Wood filminde, Bela Lugosi'yi oynayan Martin Landau, en iyi yardımcı erkek oyuncu Oscar'ını almış oysa gerçek Bela Lugosi hiç ödül alamamış...

Mister No, film ekibine aktör olarak dahil olur. Suyun kenarında yapılan çekimlerde, film ekibinden elemanlar peşpeşe öldürülmeye başlanır. Kajunlar, Brouissard kardeşler, Mister No ve film ekibi arasında bazılarının hayatına malolacak bir ölüm oyunu başlar. Pierre Brouissard cinayetinin ve bataklık canavarının gizemi çözülür. Korkularıyla kendi içlerinde yüzleşemeyenler, korku nesnelerini öldürerek korkularından kurtulacaklarını zannedebilirler; oysa korku içlerindedir. Vlada Von Krolock, hayatının en son ve en önemli rolünü oynar. Maceranın sonu etkileyici. Cinayet bilmecesiyle korku sineması unsurlarını harmanlayan güzel bir macera.



Vlada Von Krolock

Sayı: 254 (Lâl 48) – Dark City



Senaryo: Luigi Mignacco
Çizimler: Giuseppe Viglioglia
Yer: ABD Kuzey Carolina'da bir metropol.

Şehrin girişine yakın petrol istasyonundaki Manny'nin Cafe-Bar'ına 30'lu yaşlarında, yuvarlak hatlara sahip sarışın bir kadın gelir; kapıyı açtıktan sonra kırmızı rujlu dolgun ve davetkâr dudaklarını aralayarak: "Yardıma ihtiyacım var" der. Arabası bozulmuştur. Müşterilerin arasında, bar taburesinde Mister No da oturmaktadır. New York'a doğru yolculuğunda bu şehre ulaşmıştır. 'Araba tamirinden anladığını' söyleyen Mister No, bu cezbedici kadınla arabasının yanına gider. 1950'li yılların modellerinden, üstü açık, önünde bir kartal ("eagle=kartal" takma adlı fahişenin öldürüldüğünü sonradan öğreniriz. Kaynağı kara paradan gelen "eagle" adlı bir finans şirketi de var.) simgesi bulunan arabayı tamir eden Mister No, kadının "nasıl teşekkür edebilirim" daveti üzerine arabaya atlar. Bu çekici ve güzel kadından etkilenen Mister No, başına gelecekleri tahmin edebilseydi; kadına yardım ettiği, arabasına bindiği ve evine gittiği için kendine lanet ederdi. Bazen bela ve tehlike, cezbedici şekilde çıkar insanın karşısına ve bu cazibeden etkilenen adam balıklama atlar bela denizine.

Kadın kendisini "Vera" olarak tanıtır. Mister No da kendi hikayesini şöyle anlatır: "Uzun hikaye... Kendime bir gelecek hazırlamak için geçmişime dönüyorum, diyebilirim...". "...Sıradan biriyim... Amerika'daki pek çok serseriden herhangi biri..." der evdeki yakın temasta. Foyasının bir kısmı ortaya çıkınca şöyle diyecek Vera Rubiski: "Onurlu ve cesur birine benziyordun... İdealleri uğruna savaşmaya alışkın biri!". İdealist bir serseri... Vera, tam da aradığı adamı bulmuştu... Kadının arabasıyla, her tarafında ışıklar, neon lambaları yanan, ışıl ışıl ; fakat, dönen entrikaları, işlenen suçlar üzerine kurulmuş kirli hayatları ile "Karanlık şehir"e girerler...

"Dark City" macerası böyle başlar. Vera'nın çatı katının, özel garajı ve kendisine ait girişi vardır; yani kimse Vera'nın evine giren kişiyi göremez. Vera, kendisini gazeteci olarak tanıtır. Ev de tipik bir gazeteci evi gibidir; Lâkin Vera, sosyetik ve daha çok yatakta maharetli bir kadına benzemektedir. Mr. No da Vera'yı gazeteciye benzetemez. Mister No, dekolte kıyafetiyle içki getiren Vera'nın ikramını geri çevirmez. O güne kadar hangi kadını geri çevirmiştir ki. İçkiyi "White lady=beyaz hanımefendi"ye benzetir; ikram eden ise "Dark Lady=Kara Hanımefendi"dir...



Dark Lady

Bir "noir" eserin unsurları tamamlanıyor. Femme Fatale: Yani, cazibeli ve güzel, yalan söylemekten ve kötülük yapmaktan çekinmeyen kadın çıktı sahneye. Uslûp, çizimler, karanlık atmosfer tamam. Yozlaşmış şehre girildi. Sıra geldi entrikaya. Kural: Hiçbir  şey göründüğü gibi değildir. Bu da macera sonunda doğrulanacak. Kumpas kurulmuştur. Kadının ikram ettiği içkiyi içen Mister No, daha kadına yeni yumulmuşken, soğuk soğuk terlemeye başlar ve birden dünyası kararır. Uyandığında yerde boylu boyunca bir erkek cesedi yatmaktadır. Ölü adam; gazeteci Mike Miller'dir. Dürüst, başarılı ve şimdi ölü bir gazetecidir. Çünkü çok önemli bir gerçeği öğrenmiştir. Kadın ortada yoktur.  Polisler kapıyı kırarak içeri girerler. Polis Şefi Beckett, şehrin zengin adamı Zard'ın bordroya bağladığı rüşvetçinin biridir. Bir kadının ihbarıyla güya aradığı "zanlı"yı bulmuştur.

Noir'in, yozlaşmış kanun adamları unsuru da tamamlandı. Mister No'ya, kaçmaktan başka çare kalmaz. Kaçarken de "...Sırtıma şimdi de cinayet suçu yüklendi canına yandığım!" diye düşünür... Öldürülen Gazeteci Mike Miller'ın, Kore savaşından asker arkadaşı Nelson Rockwell, aynı zamanda çalıştığı Herald gazetesini sahibidir. Mike Miller, patronu hakkında çok önemli bir bilgi öğrenmiştir. Kodamanların para kaynakları karanlık olabilir ve çıkarları örtüştüğünde kodamanlar işbirliği yapabilirler. Gazetenin Yazı İşleri Müdürü John T.Smith, gerçek bir gazeteci ve Mister No'nun, bu suç şehrinde güvenebileceği tek kişidir. Üçlü bir oyun başlar: 1-Vera Rubiski adlı kadın. Mister No'yu evine götüren sarışın. 2-"Herald" gazetesinin Sahibi Rockwell. 3-Mister No ve müttefiki John T.Smith... Her tarafın bir hesabı vardır...



John Tanaka Smith

Mignacco'nun senaryosu, Frank Miller'in ünlü noir çizgi romanı "Sin City"ye bir armağan ve saygı ifadesi olarak yazılmış. Öldürülen Gazetecinin soyadı da Frank ile aynı: Miller. 1942 tarihli, Stuart Heisler'in yönettiği, ünlü polisiye yazarı Dashiell Hammett'in romanından uyarlama "The Glass Key=Billûr Anahtar" adlı güzel film-noir örneğinin adı, maceramızda bir Pub'a verilmiş. "Red Herrings" denilen ve okuyucuyu yanıltan izler macerada bulunduğu için ters köşe son daha vurucu olmuş. Sanatçı Viglioglia'nın çizimleri: Işığı ve gölgeleri keskin bir zıtlıkla kullanarak , suç ve suçlular şehrindeki karanlık atmosferi başarıyla yaratmış. Sevdiğim türde iyi bir macera. Mister No, Virginia'ya doğru yola devam ediyor.

Sayı: 255 (Lâl 49) – Nefret Tohumu ve 256 (Lâl 50) - İntikamın Bedeli
Senaryo: Stefano Marzorati
Çizimler: Domenico & Stefano di Vitto

Bu iki sayılık macera, Stefano Marzorati tarafından, İsviçreli yazar ve ressam Friedrich Dürrenmatt'ın "Der Besuch der alten Dame=Yaşlı Kadının Ziyareti" adlı tiyatro oyunundan ve Country müzisyeni Hank Williams'ın bir şarkısından esinlenerek yazılmış. Dürrenmatt'ın oyunu bir dram; 1956 yılında ilk defa Zürih'te sahnelenmiş ve aynı yıl kitap olarak basılmış. Eser, 1964 yılında, Yönetmen Bernhard Wicki tarafından "Visit=Ziyaret" adıyla filme çekilmiş. Başrollerde Ingrid Bergman ve Anthony Quinn oynamış.

Maceramız, country müzik ile çok ilgili. Yazar Marzorati tam bir müzik aşığıymış ve bu konuda birkaç kitap yazmış. Müzik konusundaki bilgisi maceradan hemen anlaşılıyor. Maceranın baş kahramanı Country Müzisyeni Hank Brooks, kolları ve yakasında müzik notaları bulunan bir ceket giyiyor.



Hank Brooks

Maceranın açılışında yazılan "You killed all the love I ever had=Sana olan tüm sevgimi öldürdün"ü, youtube'da arayınca; Hank  Williams'ın eseri olduğunu ve üzerinde aynı nota motifleri bulunan ceket giydiğini gördüm. Hank Brooks, Hank Williams'a benzer çizilmiş; ilk isimler de zaten aynı. Yazar  macerasında, Hank Williams'a Hank Brooks adıyla başrol vermiş.


Hank Williams

Macerayı anlatmadan önce country müzik ile ilgili biraz bilgi verelim. Aşağıdaki metni, 255.(Lâl 49) sayının editör yazısındaki bilgileri oğlumun yardımıyla biraz zenginleştirerek yazdım.

Country Müzik: A.B.D'nin güneydoğusunun kırsalında yaşayan (Country zaten kırsal demek), ağırlıklı olarak beyaz kitlenin icra ettiği ve dinlediği müzik türüdür. Kökleri eskilerdedir. Bu müzik tarzının çıkışı ilk Avrupalı göçmenlere dayanıyor. Ortaçağ'da çok az kişi okuyup yazabildiğinden; tarihin olayların hikayeler yoluyla aktarılması gelenek olmuştu. İlk İngiliz göçmenler Amerika'ya geldiklerinde bu geleneği ve Avrupa'da öğrendikleri şarkıları da beraberlerinde yeni topraklara taşıdılar. İngiltere'nin adalarından çıkan country müzik, Amerika'da nitelik değiştirmeye başladı. Artık bu şarkılar genellikle insanların aralarında, aileleriyle eğlenmek için söyleniyordu ve bir "banjo" ya da "keman" bu ezgilere eşlik ediyordu. Country müzik icrasında kullanılan kemana "fiddle" denilir ve daha yatık bir pozisyonda çalınır. Bu enstrümanlara sonradan "mızıka" ve "gitar" da katılmıştır. 19.Yüzyılın sonunda; Sears, Roebuck&Co. Makul fiyatla "gitarları" ve şarkı kitaplarını satışa sundular; böylece country müziğine yeni bir enstrüman da katılmış oldu; onu "mandolin" izledi. Country müzisyenlerinin kendi doğaçladıkları enstrümanlar da vardır; günlük hayattan objeler enstrüman olarak kullanılır; örneğin: "washboard" denilen çamaşır çitileme ve dövme tahtasının kaşıkla "perküsyon enstrümanı" olarak kullanılması, "jug" denilen toprak testinin üflenerek çalınması gibi...

Şarkılar; gezginler, askerler, altına hücum sırasında yola düşenler ya da kendilerine yeni topraklar arayanlarca kasabadan kasabaya yayıldı. Çoğunlukla sözler önemsizdi, ağızdan ağıza değişiyor, hatta anlamsızlaşabiliyordu. Önemli olan melodiydi... "Barn dance", "tap dance" vb. dans çeşitleri bu müzik türünden oluşmuştur. 1900'lere gelindiğinde artık evde şarkı söylemek yerine, toplulukların karşısında şarkı söyleyerek para kazanılabileceği fark edilmiş, hatta gruplar kurulmaya başlamıştı. Böylece ilk nesil "Hillbilly=Dağ Köylüsü" icracılar türedi. "Hillbilly" deyimi 1920'lerde, All Hopkins adındaki müzisyene dört kişilik grubunun adının sorulmasıyla popüler oldu. Yapımcıya, "onları nasıl isterse adlandırabileceğini, neticede Kuzey Carolina ve Virginia'lı bir grup Hillbilly olduklarını" söylemişti. O günden sonra All Hopkins ve Hillbilly'leri olarak anıldılar ve bu isim büyük sükse yaptı. 1922'de bir gün, Alexander Campbell Robertson ile Henry Gilliland adındaki iki Texas'lı kemancı New York City'e gelerek, hem bir yarışma kazandılar hem de müziklerini kaydettirdiler; "Ragtime Annie", "Arkansas Traveler", "Sallie   Gooden", "Turkey in the Straw" ile birlikte, ilk bilinen country müzik kayıtları arasında yer aldı. Şarkılarda: Sosyal sorunlara, aşka, bireysel veya toplumsal sıkıntılara, bazen de suç ve suçlu vb.temalara değinilmiştir. Bu müzik türü, estetik yaklaşımı hafifçe değişmekle birlikte günümüze kadar devam etmiş; pek çok ünlü müzisyen tarafından icra edilmiş ve unutulmaz eserler üretilmiştir.

İşte bazıları: Jimmy Rodgers (Country müziğin kurucu babalarından), Hank Williams, Johnny Cash ("Ring of fire"," I walk the line" "Folsom Prison Blues" ve son dönemlerinde yazdığı "Hurt" şarkısı), Kenny Rogers ("Lucille" şarkısı), özellikle gençlik yıllarında Bob Dylan, Chuck Barry'nin rock'n roll öncesi dönemi, Willie Nelson, Dolly Parton, Loretta Lynn ("Coal Miner's Daughter" şarkısı), Patsy Cline ("I fall to pieces" ve "Crazy" şarkıları) ...

Bu güzel macera, "aşk acısı" çekenlere gelsin...

Bartlesville/Virginia'da, altı sütunlu büyük evin dışında esen rüzgar yaprakları hüzünle sürükleyip asılı lambaları ürkütücü şekilde sallarken; içeride çalan plağın sesi evi dolduruyordu:

"One time you know I loved you true,
There was nothing I wouldn't  do...

Bir zamanlar biliyorsun, seni gerçekten sevmiştim,
Senin için yapmayacağım şey yok demiştim.
...But you have treated me so bad,
You killed all the love I ever had.

Ama bana öyle kötü davrandın ki,
Sana olan tüm sevgimi öldürdün.
You'd leave me alone and run around,
You were the talk of the town.

Beni yalnız bırakıp bırakıp giderdin,
Bütün kentin dilindeydin...
It made you glad to see me sad,
You killed all the love I ever had.

Beni üzgün görmek seni mutlu ederdi,
Sana olan tüm sevgimi öldürdün.
No one knows the torture I went through,
Loving you and knowing you are untrue...

Kimse bilmez: Ne çok acı çektiğimi,
Seni sevip de içten olmadığını bildiğimi...
It's over now, and I'm so glad,
You killed all the love I ever had.

Artık bitti ve mutluyum ölesiye,
Sana olan aşkımı öldürdün diye.
All these years I had set and cried,
A thousand times my poor soul dies.

Sensiz geçen yıllarda hep oturdum ve ağladım,
Belki bin kez öldü zavallı ruhum.
You have treated me so bad,
You killed all the love I ever had.

Bana öyle kötü davrandın ki,
Sana olan tüm sevgimi öldürdün."

Susan Stillman adlı sağ gözü bantlı kadın, içine çöken aşk acısının hüznü, sağlam kalan sol gözünde parlayan kin ve intikam ışıltısıyla koltuğunda oturmuş şarkıyı dinliyor. Dinledikçe bileniyor. Yerde bir kolu kopmuş oyuncak bir bebek. Susan Stillman bir yandan da elindeki gazetede yer alan "Country müzik efsanesi Hank Brooks'un yükselişi ve batışı" ile ilgili makaleyi okuyor. "... Nihayet geri dönüyorsun" der içinden Susan Stillman.



Susan Stillman

Aynı anlarda, ağaçlık bir yolun kenarında, sicim gibi yağan sağanak yağmurun altında, torbasıyla bir ağaca yaslanıp oturmuş olan Mister No: "Canına yandığım! En yakın kent buraya otuz mil mesafede, iliklerime kadar ıslandım ve bu son sigaram!.. Talihsizliğin bu kadarı" diye söylenmektedir. Güzel bir araba gelip Mister No'nun önünde durur ve sürücü: "Ben Bartlesville gidiyorum, istersen gel" deyince, Mister No kurtarıcısının arabasına atlar. Arabanın arka koltuğunda kılıflı bir gitar, sürücünün ceketinin kollarında nota desenleri vardır. Sürücü: "...Adım Brooks, Hank Brooks... Ve müzisyenim" diyerek elini Mister No'ya uzatır; "Ben de Jerry Drake" diye karşılık verir Mister No. Hank Brooks: "Bu benim sahne kostümüm, önemli olaylar için saklıyorum... Çarşamba günü Bartlesville'de vereceğim konser de öyle... Biliyor musun? Ben orada doğdum... Ve Çarşamba günü kendi hemşerilerime çalacağım... Sanırım bir anıtın açılışını kutlayacaklar... Country müziğin devrik kralı olarak benim de bulunmamı istediler" der Jerry'ye. Onlar geçip giderken arabayı yol kenarına parketmiş Şerif Tom Bradley ve yardımcısı Stan, Hank Brooks'un şehre girişini görmüş ve bu durumu Susan Stillman'a rapor edeceklerdir.


Şerif Tom Bradley

Bartlesville gelen Hank Brooks ve Mister No ayrılırlar. Mister No ilk araçla New York'a gitmek niyetindedir. Hank Brooks ise konserden alacağı birkaç yüz dolarla şehirden ayrılmayı plânlamaktadır. Oysa kader yollarında karşılaşmış olan bu iki kişiyi büyük sürprizler beklemektedir. Hank Brooks, kendisini karşılamaya hiçkimsenin gelmediğini görünce şaşırır; derken Belediye Başkanının Sekreteri gelir ve Hank'i kalacağı otele götürür. Otel sahibi hakkında lobby'de otururken şöyle düşünür Hank: "Aferin sana beni tanımamazlıktan gel... Eskiden kızıyla Starklar'ın samanlığında neler kaynattığımı bir bilse gözlerimi oyar!". Mister No'nun sıcak bir kahve içmek için uğradığı Jimmy'nin barında kavga çıkar. Şerif Bradley, tamamen suçsuz olan Mister No'yu gözaltına alır. Şerif Bürosuna gelen Avukat Kinison, Susan Stillman adına organizasyonu yapan kişidir. Şerif, Avukata, 'Mister No'nun tam aradıkları adam' olduğunu şöyle anlatır: "Bizim Drake, hayatı boyunca birkaç kişiyi temizlemiş birine benziyor. Bir kalleş ya da cani demiyorum... Ama savaşa katılmış biri, karşısındakinin adam öldürüp öldürmediğini kolayca anlar... Gözlerine bakması yeter! Eğer birini öldürdüyse bakışlarında izi kalmıştır...".

Hank Brooks ise otel odasında kâbus görmektedir: "Yanıbaşında bir çelenk, kendisi 'Ben ölmedim!' dese de, yatağının önünden tüm Bartlesville halkı geçerek ona saygı duruşunda bulunmaktadır. Belediye Başkanı, Rahip, İşinsanları, kanun adamları ve diğerleri... Konuşamamakta, ellerini ve ayaklarını kımıldatamamaktadır. Yatağının ucuna en son genç ve güzel haliyle Susan Stillman gelir ve Hank 'hayııır!' diyerek" uyanır kâbustan. Şerif ve Avukat, Mister No'yu Susan Stillman'ın büyük evine götürürler. Susan Stillman'ın teklifi basittir: Ya 50.000 Dolar karşılığında Hank Brooks'u öldürerek serbestçe şehirden ayrılacak ya da hapse girecektir. Mister No: "Ben katil değilim ve bu benim adalet anlayışıma ters. Siz adalet değil intikam istiyorsunuz" deyince; Susan Stillman hikayesini anlatır. Flashback ile 15 yıl öncesine döneriz.

Bir yaz gecesi...Genç Hank ve Susan, üstü açık arabalarında Mastersler'in samanlığına doğru giderken, radyoda Johnny Cash'in "Ring of fire=Ateş çemberi" şarkısı çalmaktadır:

"I fell into a burnin'ring of fire...
I went down, down and the flames got higher...

Yanan bir ateş çemberine düştüm...
Ben düştüm, düştüm, düştüm...
Ve giderek yükseldi alevler.
And it burns, burns, burns...
The ring of fire...The ring of fire...

Yanıyor, yanıyor, yanıyor...
Ateş çemberi.
I was bound by wild desire...
I fell into a ring of fire...

Vahşi arzulara bağlanmışçasına...
Bir ateş çemberinin içine düştüm...
I fell for you like a child...
Oh, but  the fire went wild...

Çocuksu bir şekilde sevdalandım sana...
Ah, ama ateş yoldan çıktı..."

"Bir taşra kızının tüm ihtirası ve saflığıyla o adamın aşkına karşılık vermiştim" diye anlatır Susan Stillman. Ancak, sonsuza kadar onunla birlikte olmaya söz veren Hank Brooks, müzik kariyerinde ilerlemesine katkı yapacak başka bir kadınla evlenerek aldatır Susan'ı. Evlendiği kadın nüfûzlu ve varlıklıdır. Tek başına kalan Susan, hamile olduğunu öğrenir. Çocuğunu dünyaya getirmeye karar verir. Çocuğu doğunca Hank'in kendisine geri döneceğine inanmaktadır. Ailesi kararından hiç hoşlanmaz. Babası acımasızca döver Susan'ı. "Beni evden kovdular... Tanrı bile bana karşı bağışlayıcı olmamıştı" diye anlatır o günlerini. Kilisenin Rahibi Peder Parkins: "Günahkârların Tanrı'nın evine girmesine hoşgörü gösteremeyiz..." demiştir. Susan, birkaç aylık hamileyken Bartlesville'i terk ederek Richmond'a gitmiştir. Yaşlı teyzesinin yanına yerleşir. Hank'a yazdığı ve 'baba olacağını' bildirdiği mektuplara cevap alamaz. Hank'a dava açar fakat Hank'in karısı eyaletin en güçlü avukatlarını tutarak; Susan'ı bir sokak kadını gibi gösterince mahkeme davayı reddeder. Susan, mahkemeden çıkınca, tüm umutlarını yitirmiş ve dalgın bir halde caddede yürürken kendisine çarpan arabayı farkedemez. Bir gözünü ve doğmamış çocuğunu kaybetmiştir Susan. Bir süre sonra, Richmond'daki en büyük tütün fabrikası "Kopelson"da işçi olarak çalışmaya başlamıştır. Bölüm Şefi tarafından azarlandığı gün, tesadüfen fabrikanın sahibi Harold Kopelson'la tanışmıştır. Bu yalnız ve yaşlı adamla Susan evlenmiş ve Harold'un ölümüyle tüm serveti kendisine kalmıştır. Bartlesville halkından ve Hank Brooks'tan öcünü ancak parayla alabileceğini anlayan Susan plânını yapmıştır. Bartlesville halkının çalıştığı Holscomb'daki fabrikayı kapatır. Tüm Bartlesville halkının borçlarının dökümünü çıkartır. Belediye Başkanına teklifini iletir: 'Hayatını mahveden Hank Brooks'un öldürülmesi karşılığında halkın tüm borçlarını silecek, ayrıca kent için bir milyon dolar bağışta bulunacaktır. Tüm kasabanın intikamına ortak olmasını, kurallara uygun bir oylamayla yargılanarak, Bartlesville halkı tarafından Hank Brooks'un ölüme mahkûm edilmesini istemektedir. Cellat olarak da Mister No'yu seçmiştir.

Susan Stillman'ın teklifini reddeden Mister No, kasabaya dönerek Hank'i bulur. Jerry ve Hank belediye parkına giderek konuşurlar. Hank Brooks: "...Ne pahasına olursa olsun üne kavuşmak istiyordum... Ve başarmak için Susan'ı feda etmeye karar verdim, hem de çok sevmeme rağmen... Bu yüzden benden nefret etmesini, hatta beni öldürmek istemesini anlayışla karşılıyorum" diyerek suçunu ve sorumluluğunu kabul eder. Sevmediği halde, şöhret için Beth adlı kadınla evlenmiştir Hank. Şimdi ise sönmüş bir yıldızdır. Parkta oynayan çocuklar, üzeri örtülü heykelin örtüsünü kaldırıp baktıklarında şöyle der birisi: "Hey! Şurada oturan, heykeldeki adam". Çocukların anlatmasıyla örtüyü çekip alan Hank şaşkınlıkla kendi büstünü görür. Büstün altında şöyle yazmaktadır: "Country müziğin Kralı Hank Brooks'un anısına... Öldü ama unutulmadı. Onunla gurur duyan Bartlesville halkı". Onunla gurur duyan Bartlesville halkı, plânlanan suça isteyerek ortak olacak ve Hank'in ölüsü üzerinden maddi çıkar sağlayacaktır... Yazar James Ellroy, "American Tabloid" adlı romanının önsözünde: "Amerika hiçbir zaman masum değildi. Masumiyetimizi (Amerika Kıtasına) geçişimizde kaybettik, arkasından ağlamadık. İlk günah belirli bir olay ve şartlara bağlanamaz. Gelişinde sahip olmadığını kaybedemezsin" der. Hank Brooks da, tıkıldıkları hücrede Mister No'ya şöyle diyecektir: "Son yıllarda ülkenin her tarafını dolaştım... Ben de hoşuma gitmeyen pek çok şey gördüm... Şiddet, linç, açlıktan ölen aileler... Amerikan rüyası bir karabasana dönüştü dostum! Kökleri Bartlesville'e kadar uzanan bir kâbusa!".

Mister No ve Hank Brooks bu lanet kasabadan kaçmaya çalışırlar fakat fazla uzağa gidemeden Şerif Bradley tarafından tutuklanırlar. Şerif bürosundaki hücrede gözaltına alınırlar. Şerif Bradley, Hank'a hitaben: "Bu 'Oyunu' sahnelemek için bütün kasaba halkı canla başla çalıştı" der. Bartlesville halkı, Belediye'de toplanıp halk mahkemesinde komedi gibi bir yargılama ile gıyabında Hank Brooks'u ölüme mahkûm edecektir. Cenaze evinde, işletmenin sahibi Jarvis, Hank Brooks'un tabutunu bile hazırlamıştır; masraflar Susan Stillman tarafından ödenmek üzere. Hank Brooks'un ölümü üzerinden, Bartlesville'de herkes bir hesap yapmaktadır... Şerif Tom Bradley: Ayda 120 dolara şeriflik yaptığı ve "Lağım çukuru gibi" dediği Barlesville'den kurtulacak, deniz kenarında kendine küçük bir ev satın alarak keyifli bir emeklilik hayatı yaşayacaktır. Şerif yardımcılarından biri kendine daha büyük bir ev alacak, Stan ise evlenerek şerifin yerine geçecektir. Belediye Başkanı, Bartlesville halkına, ballandıra ballandıra bir milyon dolarla yapacaklarından ve kasabanın parlak geleceğinden bahseder. Kanun adamları ve politikacılar bu durumdadır... Ya din adamı. Yüklü bağıştan kiliseye de pay düşeceği için rahip olan bitene karşı sesini çıkarmamaktadır. Susan'ı günahkâr ilan ederek kiliseden kovan Rahip Perkins, kilisede şöyle dua eder: "Umarım bizi yargılarken merhametini esirgemezsin Tanrım..."

Maceranın sonlarına doğru, Hank ve Mr. No tüm kasaba öldürmek için peşlerindeyken kiliseye sığınırlar. Kilise Susan Stillman'ın vereceği parayla restore edilecektir. Rahip Perkins, onlara yardım edeceği yerde vaaz verir... "Sizin için dua edebilirim" deyince; Hank: "Pöh...Dualarınızı Bartlesville için saklayın, Peder...Ve de kendi ruhunuz için!" diyerek karşılık verir. Kasabadaki borçlular borçlarının silinmesini beklemektedir. Halk yapılacak bağışa güvenerek alışveriş yapmıştır...Belediye salonunda yapılan (dümenden) yargılamada bir kişi hariç tüm Bartlesville halkı Hank Brooks'un ölüme mahkûm edilmesi için oy kullanır. Karşı çıkan kişi, kasabanın ihtiyar ayyaşı Winslow Bleach'tir. İhtiyar ayyaş, sürünün karakoyunu, salona dönerek : "Siz bir avuç dolar için vicdanınızı o deli kadına sattınız" der. O sırada hücrede, Hank Brooks kendisiyle, geçmişiyle, yanlış edimleriyle hesaplaşarak özeleştirisini yapar; kaderine razı gibidir. Bunun üzerine Mister No, Hank'e şöyle der: "Savaşta bir şeyi çok iyi öğrendim: Asla pes etmeyeceksin... Hayatta kaldığın sürece mücadele etmelisin ve bunu herkesten önce kendin için yapmalısın! Bu sayede zor anların üstesinden geldim... Boyun eğmemelisin Hank... İşte o zaman gerçekten yenilirsin...".

Hank Brooks ölecek mi? Maceranın finalinde Susan Stillman: "...İntikam almamda bana suç ortaklığı etmesi için bütün kasabayı satın aldım... Çünkü halkından nefret ediyorum!" der. Can alıcı ve acı sonuçlara yol açan "Nefret" zehriyle zehirlenen Susan Stillman'ın âkıbeti nasıl olacak? Kalanı çizgi romanda... Çizgileri aynı seviyede olmasa da çok güçlü ve iyi yazılmış bir senaryosu var maceranın.

Duyguların yapısı değişkendir. Güçlü sevgiler, zamanla yaşananların sonucunda güçlü nefretlere dönüşebilir. İnsan, "Cinsel Sorumluluk" içerisinde, vaadlerine saygı duyarak davranmazsa ızdırap çekmesi ve çektirmesi kaçınılmazdır. Toplumlar ve seçtikleri yöneticiler; yanlış kararlar vererek, anlık çıkarları için geleceklerinin temeli olan büyük değerlerinden vazgeçebilirler.


Sayı: 257 (Lâl 51) – Maskenin Arka Yüzü
Senaryo: Marco Del Freo
Çizimler: Paolo Bisi

Mister No (Jerry Drake), bir kasabada yol kenarında, yere çakılı kazığa elindeki atnalı'nı atmaktadır (ABD'de yaygın bir oyun). Otomobil tamircisinde, yol parası biriktirmek için çalışmaktadır. Tam önünde mekanik horultularla bir üstü açık araba durur. Güçlü ve güzel arabanın sürücüsü Mike ile Mister No, arabanın tamiri için 200 dolara anlaşırlar. Mister No bu para ile New York'a gidecektir. Arabayı tamir eder Jerry... Ancak, barda çıkan kavga sonucunda Mister No, Mike'ın arabasında şeriften kaçarken bulur kendini. Mike, otomobili büyük bir beceri ile kullanır. Otomobil kendi ekseni etrafında dönerken, Şerif'in otomobili ağaca toslar. Mike'ın evine giderler ve karısı Carol ile tanışır Jerry. Mike ile Carol sık sık tartışmaktadır. Oturdukları ev bankaya ipoteklidir. Borçlarını ödeyememektedirler. Mike araba yarışçısıdır. Yarışlara katılmaktadır. Zengin ve ünlü olmayı düşlemektedir. Biraz hayalperest biraz da maceraperesttir... Mister No gibi. Evin garajında üstü örtülü bir araba daha vardır. Flashback'le öğreniriz, arabanın neden Mike'ın evinde olduğunu.

Al, Boomer ve Angus adındaki üç kardeş ile Mike bir soyguna karışmıştır. Soygun, ekibin yüzlerine taktıkları farklı karakterlerde maskelerle yapılmıştır. Sürücü olarak soyguna katılan Mike, bankanın alarm sisteminin çalışması ve içeriden silah sesleri gelmesi üzerine tüymüştür oradan. Kardeşler soygun sırasında birini vurmuş, dışarıda elkoydukları bir araba ile de kaçmışlardır. Mike'ın evindeki araba işte bu soygunda kullanılan arabadır. Mister No ve Carol, kasabaya bankanın sahibi Zeb Ortmayer ile borç ertelemesi hususunda görüşmek için gidince; cafe'de oturan Al ve Boomer kardeşler soygunda kullanılan arabalarını tanırlar. Mister No'nun, yarışçı olarak katıldığı "Stock Car" araba yarışları sırasında Mike'ı bulurlar. Tehdit, şantaj ve baskı yoluyla Mike'ı yeni yapacakları soyguna sürücü olarak katılmaya ikna ederler. İyi kalpli bankacı Zeb'in bankasını soyacaklardır. Kardeşler, ipotekli çiftliklerinin bankaya olan borçlarını Zeb'in bankasını soyarak ödemeyi plânlamaktadır.

Hasat Bayramında soygun başlar. Zeb, kalabalığın içinde bankasına giderken, palyaço maskeli biri önüne çıkar. Elindeki tabancanın namlusunda yapma bir çiçek vardır. Çiçek yapma fakat tabanca gerçektir. Palyaço maskeli adamla Zeb bankaya birlikte girerler. Bankada görevli Polis Jack bunu bir oyun zanneder. Palyaço maskesi üç farklı kafaya takılır, üç farklı kişi tarafından taşınır. Sonunda Mike'ın kafasındadır ve Mike araba ile kaçmaktadır. Al'in plânı: Mike'ın soyguncu zannedilerek arabayla havaya uçurulmasıdır. Bunu çiftlikteki kardeşleri kıt zekalı Angus yapacaktır. Para yanmış ve soyguncu ölmüş olacaktır. Oysa para kasabadan hiç çıkmayacaktır. Mister No, dedektif gibi çalışarak işe karışır. Arkadaş oldukları Mike'ı korumak istemektedir...



Mike

Marco Del Freo, iyi kurgulanmış sürprizli ve kısa bir suç hikayesi yazmış. Paolo Bisi'nin çizimleri; eski araba modellerinin ve akıp giden aksiyonun resmedilmesinde bence başarılı. Kısa olmasına rağmen güzel bir macera. Bankacı Zeb'in sözü akılda kalıcı: "Uysal görünenlerin öfkesinden kendinizi sakının, der kutsal kitap".

Sayı: 258 (Lâl 52) - New York'a Dönüş ve 259 (Lâl 53) – Düşmanın Gölgesi
Senaryo: Luigi Mignacco
Çizimler: Roberto Diso

Bu iki sayı tek macera. Saga'nın sonuna gelirken, geçmişte neler olduğuna dair kısa bir özet yapmak faydalı olacaktır: Mister No ve arkadaşları, Brezilya'da amazon yerlilerince kutsal sayılan bir yere kurulan ve arıtma sistemi de olmadığı için bölgedeki doğal yaşamı mahvedecek olan bir kimyasal ürün fabrikasını sabotajla havaya uçururlar. Görünürde fabrikanın sahibi "Brazil Chemical" adlı çokulusulu şirkettir; oysa fabrikanın gerçek sahibi "Kobe" adlı gizli Japon örgütüdür. Kobe'nin ABD biriminin başında "Kenzo Ishikawa" adında bir Japon vardır. II. Dünya Savaşı sırasında geçen bir olaydan dolayı Ishikawa Mister No'dan intikam almak peşindedir. Savaş sırtasında teğmen olan Ishikawa'nın müfrezesi, küçük bir ada'da, içlerinde Jerry Drake (Mister No) da olan Amerikan askerleri tarafından kuşatılmıştır. Japon askerleri, düşmana teslim olmaktansa; samuray geleneklerine uygun olarak seppeku (hara-kiri) yaparak intihar ederler. Ölümden korkan kardeşini cesaretlendirmek için en sona kalan Ishikawa'nın seppeku yapmasına Jerry Drake engel olur. Samuray ahlâk kodlarına göre, yenilginin onursuzluğu altında kalan Ishikawa kendisini o tarihten itibaren "ölmüş" kabul eder. Sonradan yardımcısı olacak olan Muri'nin önerisiyle "Kobe"ye, yani diğer adıyla "Yaşamayanlar Lejyonu"na katılır. Gizli Japon örgütünün amacı, ekonomik alanda Japonya'nın üstünlüğünü batı ülkelerine karşı sağlamak yoluyla onurlarını tekrar kazanmaktır. "Kobe" örgütü sabotajın hesabının sorulmasını isterken, Ishikawa ise intikam peşindedir; Mister No'nun peşine taktığı Tsuhiro  ve küçük çetesi, Mister No'nun arkadaşlarından uçak teknisyeni Augistino'yu vahşice öldürür, Paulo Adolfo'nun barını bombalar, S.S'e silahlı saldırı yapar ve Mister No'nun uçağını havaya uçurur. "Yaşamayanlar Lejyonu" adlı örgüt, örgütün en tehlikeli savaşçısı Ishikawa ve kiralık katilleri gittiği her yerde Mister No'nun peşine düşer. Tanıştığı ve birlikte zaman geçirdiği insanların bir bir öldürüldüğünü gören Mister No, elindeki tek ipucuyla New York'a, Ishikawa ile "Son Hesaplaşma" için gider. Kim ölecek?

257. sayının (b) bölümü olarak, Mignacco'nun yazıp, Di Vitto'nun resimlediği: "Büyük Elma"ya doğru adlı 5 sayfalık kısımda, Mister No trenle New York'a doğru gece yolculuğu yapmaktadır. Anlatım bütünlüğü yönünden buraya aldım. Mister No yolculuk sırasında (konuya uygun çizimlerle) şöyle düşünmektedir: "Yarın sabah New York'da olacağım... Hâlâ imkânsızmış gibi geliyor... Birkaç saat sonra Ishikawa ile karşılaşacağım... Ve ikimizden sadece biri sağ kalacak! Kader insana tuhaf oyunlar oynuyor... O Japon'dan tüm benliğimle nefret ediyorum... En iyi dostlarımdan bazılarının öldürülmesi emrini verdi... Manaus'tan Kıta sahiline, Karayipler'den Meksika'ya kiralık katilleri peşimi bırakmadı... Sonra kanunsuz kent Redencion'a beni bulmaya geldi... Dürüst bir düelloda beni öldürmek istiyor... Çünkü savaş sırasında samuray onurunu zedelediğimi iddia ediyor... Şimdi erkek erkeğe hesaplaşmak için New York'ta beni bekliyor... Ondan nefret ediyorum ama karşılaşmak için acelem yok!... Şansıma "Büyük Elma"da hâlâ bazı dostlarım var... Beni defalarca evine davet eden Patricia var... Eski dostum Phil Mulligan var... Ayrıca SS de var... Shona'yı Küba'dan San Francisco'ya götürdükten sonra New York'a gelecekti... mmm... Son durağa gelmek üzereyiz!... Her şeyin yeniden başlayabilmesi için ... Her şeyin bitmesi gereken eski kentim!".




Bir yandan: Manaus'ta, Mister No'nun müdavimi olduğu barın sahibi Paulo, Irene ile mezarlıkta üç mezarı ziyaret etmektedir. "Kobe"nin kiralık katilleri tarafından öldürülen uçak teknisyeni Augustino, Paulo'nun kardeşi Carlos ve SS. Ancak, Paulo, SS'in yaşadığını bilmektedir. Kobe'nin adamları, terkedilmiş opera binasında SS yerine, kafadan kontak eski bir nazi berduşu öldürmüşlerdir. Paulo, barına dönünce kadehini , "Burada olmayan dostların şerefine" kaldırır.

Öte yandan: Shona Willdome, Berkeley/California'daki evine dönmüştür; ancak, onu CIA'nın farklı ırklardan kiralık elemanları derdest eder. Elemanların herbirinin kod adı bir renktir. Örneğin: Orenzi=Turuncu, Aoi=mavi, Siroi=Beyaz  gibi. Shona'ya 'SS ile Mister No'nun New York'ta buluşacaklarını' söyletirler zorla. CIA Ajanı Hiden ve ekibi, Manaus'ta ve ABD'de Mister No'nun izini sürmektedirler.

Mister NO ise: "Müzisyen arkadaşlarım ne diyorlardı?... Ağaçlarda bir sürü elma var... Ama New York'u aldığında 'Büyük Elma'yı alırsın!" diye düşünerek New York Tren İstasyonuna ulaşır. Doğduğu kente varmış ve macera başlamıştır... Mister No, gözleri gibi mavi renkte olan montunun sağ koluna işlenmiş dört yapraklı yonca'nın getireceği iyi şansa çok ihtiyaç duyacaktır. Siyah sıfır yaka t-shirt'ü, vücuduna yapışan blue-jean pantolonu, koşmaya uygun spor ayakkabıları, dağınık ve yanları ağarmış saçları, omzundaki asker torbası ile tam bir maceraperest gibidir görünüşü. Bir de yanından ayırmadığı tabancası vardır zor zamanlar için... Maceraya hazırdır kahramanımız.

İnsan, yıllar sonra; ilk aşkını yaşadığı, ilk kavgasını yaptığı, ilk sigarasını ve içkisini içtiği, unutmadığı arkadaşlıklar kurduğu, ilk yenilgilerini ve başarılarını gördüğü yere geri dönünce; karmakarışık duygularla dolar içi. Mister No'nun zihninde anılar canlanır.

"Bu kenti kaç kez terkettim?" sorusuyla 1938'e gider. "Genç Bir Amerikalı" macerasındaki (özel sayı 13) bu ayrılığı daha önce yazmıştım. "Genç Bir Amerikalı" macerasının yazarı Masiero ve çizeri Valdambrini, genç Jerry'nin, New York tren istasyonundaki görselleri ve diyalogları için "Bir Zamanlar Amerika" filminden yararlanmışlar. "Sadece gidiş" olarak alınan bilet. Ücret: Bir dolar, yirmi sent. İstikamet: Buffalo... Büyük reklam panosunda "Visit Coney Island= Coney Ada'sını ziyaret edin" yazıyor. Panoda, sergilenen gösterilerin resimleri var. Panonun içindeki kapıya yönelir genç Jerry... Ve ayrılır şehrinden. Bu macerada da Diso çizmiş aynı panelleri; aynı diyaloglarla. Arkadaşlığı, aşkı, kalleşliği, açgözlülüğü, vefayı, sadakâti, cesareti, mertliği, ihaneti, bencilliği, yükselme hırsını, fedakârlığı, çocukluğu, gençliği, yaşlılığı destansı bir üslupla ve unutulmaz müzikler (Ennio Morricone) eşliğinde anlatan "Bir Zamanlar Amerika" filminde (Sergio Leone-1984): Noodles'ın (Robert De Niro) başı beladayken... Mafia Babası Frankie'nin (Joe Pesci) tetikçileri öldürmek için fellik fellik onu ararken... Ayrılır New York'tan Noodles. Hepsi de Yahudi olan ve çocukluktan beri devam eden çeteleri (Noodles, Max, Patsy, Cockeye ve en küçükleri Dominic) içki yasağı yıllarında iyice zenginleşmiştir. Ganimetlerini sakladıkları, İstasyonda kiraladıkları dolapta bulunan çantayı açınca içinde sadece gazete bulunduğunu görür Noodles. Arkadaşları, çıkan çatışmada polisler tarafından öldürülmüştür; ya da o hepsinin öldüğünü sanmaktadır. Noodles, çetenin ortak varlığı olarak biriktirdikleri bir milyon doların uçurulduğunu görünce; "sadece gidiş" bir bilet alır; ilk kalkan otobüs olan, Buffalo'ya giden otobüse. Sene 1933'tür...



Noodles, New York'u terkediyor...

35 yıl sonra, 1968 sonbaharında yaşlı bir adam olarak döner New York'a. Çocukluk arkadaşları Fat(şişko) Moe'yu bulur işlettiği cafe'de. Noodles'ı gören Moe şaşırır ve heyecanlanır. Frankie'nin askerlerinden (Asker:Mafia örgütlenmesinde en altta bulunan üye) dayak yediği gece Moe, Noodles'ın yerini söylemişti oysa. Çin Tiyatrosunda afyon çeken Noodles, oradan kaçıp Fat Moe'yu kurtarmıştı. Film, üç farklı zaman kesitinde, harika geçişlerle ve flashbacklerle anlatır bu epik hikayeyi. Noodles, Fat Moe'nun yerinde gece yatmadan önce tuvalete gider. Klozetin üzerine çıkar. Tahta duvardaki bir parçayı alışkın hareketlerle yerinden çıkartır... İçeriye büyülü bir ışık hüzmesi sizar... O delikten meraklı gözlerle bakar, bakar, bakar ve 35 yıl önceye döneriz...


Noodles, 35 yıl öncesine bakıyor... Keşke biz de bakabilsek.

Ergen Noodles, Fat Moe'nun kızkardeşi Deborah'ı depoda (un çuvalları, kantar, variller içinde), gramofonda çalan müzik eşliğinde dansederken ve soyunurken röntgenler... Çocukluk ve ilk gençlik yılları: Bugsy'nin çetesi ile şiddet ve cinayet dolu rekabet... En küçükleri Dominic'in Bugsy tarafından öldürülmesi ve Noodles'ın sustalı stiletto ile işlediği ilk vukuatı... Max'in hapisten çıkan Noodles'a: Paravan olarak kurdukları cenaze evi arabasındaki tabuta taş gibi bir fahişeyi yatırıp "aşırı dozdan 26 yaşında öldü" yalanıyla yaptığı sürprizli şaka... Rüşvetçi polis osuruksurat'ı tam Peggy ile icraat anında yakalayıp resmini çekmeleri ve Max'in köstekli saatini geri almaları... Max'in Noodles'a "Amcam" demesi...Yaptıkları şakalar ve şapşallıklar... Patsy'nin ilk defa milli olmak için Peggy'ye 5 sentlik kremşantili Alexander turtası götürmesi ve Peggy'yi beklerken oturduğu merdivende dayanamayıp turtayı yemesi... Noodles, Deborah ile duygusal tonda konuşurken; Max'in Noodles'ı ısrarla çağırması üzerine Deborah'ın Noodles'a: "Durma... Koş, koş. Annen seni çağırıyor" deyişi... 35 yıl sonra dönmüştür Noodles; aldığı bir yazı üzerine. Merak içindedir. Neler döndüğünü öğrenmese sanki daha iyidir. Köprülerin altından çok sular akmıştır. Noodles, Fat Moe'ya : "Kazanacaklar da, kaybedecekler de daha işin başında bellidir" der. Patsy'nin, gençliklerinde dediği gibi: "sağlam adam"dır Noodles. Ama öyle olmayan da vardır çetelerinde. Öldü sandığı arkadaşlarının hepsi ölmüş müdür? Kişi, başarıya ulaşmak için neleri feda edebilir? İnsan, bir şeyleri kazandığını zannederken, bazı değerleri  kaybedebilir; kaybettiğini düşünürken de daha büyük değerleri kazanabilir...


Noodles ve çocukluk çetesi... Unutulmaz görüntülerden.

Sergio Leone'nin çeteyi Yahudilerden seçmesi tesadüf değil, tarihi gerçeklere uygun. "Herkes İçin Mafya" adlı kitapta (Arnd Schneider-Oscar Zarate): "1920'li yıllara kadar, İtaloAmerikan çeteleri, önem bakımından önce İrlandalıların, sonra da Yahudi çetelerinin ardından geliyorlardı. Yirmili yılların ortalarında, içki yasağı (1920-1933) dönemiyle birlikte durum değişmeye başladı. İtalyan göçmenler kaçak içki üreticilerine dönüştüler; Cosa Nostra'nın adamlarıysa daha güçlü konumdaki Yahudi Mafyası'yla birlikte bu malın dağıtımını üstlendiler" yazıyor.

Maceramıza dönersek: "...Ve yine bu kente kaç kez geri döndüm?" diye düşünürken, 1949 senesine döner Mister NO. II.Dünya Savaşında, müfreze komutanı olan Phil Mulligan karşılamıştı onu aynı yerde. Savaş sırasında Phil Mulligan: "Sürekli homurdansa da gerçek bir cengaver gibi savaşan bilinçsiz adam" diye tanımlamıştı Jerry'yi. Daha sonra sivil hayatta kaç defa yardımına koşmuştu Phil... Savaştan sonra bir özel dedektiflik bürosu açmıştı.New York şehrinde güvenebileceği nadir kişilerdendi.

Mister No'nun elindeki tek ipucu, "Yaşamayanlar Lejyonu"nun kiralık katillerinden birinin cebinde bulduğu "Warroad" şirketinin kartıydı. Biraz araştırınca, bu şirketin Empire State binasının 77. Katında olduğunu öğrenir. Binanın içinde, elinde bir kovayla temizlikçi kılığında keşif yapar. Ishikawa'yı binadan çıkmak üzereyken görüp peşine düşer. Bindiği taksinin şoförü Angela, İtalyan kökenli dul bir kadındır. Kocasının, mafia tarafından infaz edildiğini tahmin etmektedir. Mafia hakkında bilgilidir. "Macera"yı, huzurlu evinde polisiye kitaplardan okumayı tercih eden Angela, maceranın tam göbeğine düşmüştür. Takip başlar. Bir japon restaurant'ının önünde duran Ishikawa ve korumaları, mafia'nın silahlı saldırısına uğrarlar. Mister No da olaya tanık olur; taksiyle  geçerken Ishikawa Mister No'yu görür. Saldırıdan sağ kurtulan Ishikawa'nın peşine taktığı adamlardan bir hileyle kurtulan Mister No, ona yaşattıklarına karşılık olarak Angela'dan bir tokat yer; "mafia'dan uzak durması" hususunda bir de tavsiye alır.



Angela ve Mister NO

Bu sayıdaki olayların ana unsurları:
1- Don Salvatore'nin başında bulunduğu mafia ailesi, mafia raconları uyarınca; Ishikawa'nın ("kanunsuz şehir" adlı macerada) öldürdüğü Baba Don Carducci'nin intikamını almak istemektedir. Bunun için "Warroad" şirketinin mülklerini, mallarını ve Ishikawa'yı hedefe koymuşlardır. Hatta Ishikawa'yı öldürtmek için, Leon Cavaliere adlı bir kiralık katil bile tutmuşlardır.
2- "Kobe" örgütünün merkezi, kendini Mister No'dan intikam almaya odaklayan Ishikawa'yı kontrol etmek ve İtalyan mafia'sının saldırılarından korumak için Japon mafia'sı "Yakuza"dan elemanlar gönderirler New York'a. Yakuzaların başındaki Kerasu'dan hiç hoşlanmaz Ishikawa.
3- CIA da denkleme dahildir. CIA Ajanı Hiden, Mister No'yu kaçırtarak sorgular; sonra da arabadan onun kaldığı otelin yakınındaki bir sokağa atarlar. Hiden'ın amacı, Mister No'yu yem olarak kullanarak, "Kobe" örgütüne ve Ishikawa'ya ulaşmaktır.

Don Salvatore, satranç tahtası önünde dururken, At'ı alır eline ve oğlu Sonny 'ye (Godfather filmindeki oğul ile aynı isim. Don Salvatore de Don Carleone gibi çizilmiş) dönerek şöyle der: "Ben yaşlı bir oyuncuyum. Neler olacağını geçmiş tecrübelerimden biliyorum. Düşmanım Ishikawa güçlü ve gururlu; ancak, bu oyunun içindeki anlamsız bir piyon onun yenilgisinin başlıca nedeni olacak!".

Don Salvatore'nin talimatıyla, "Kobe" örgütü ile savaşa başlar Cosa Nostra. Burada bir parantez açalım. Cosa Nostra kelimesinin İtalyanca karşılığı "bizim şeyimiz" olsa da, Sicilya diyalektinde "bizim işimiz" anlamına gelir ve sadece ABD'de faaliyet gösteren İtalyan kökenli suç örgütlerinin adıdır. Yani Amerikan mafia'sıdır. Sicilya'da örgütlü suçun ismi "Mafia"dır ve bu isim yıllar içinde tüm örgütlü suç şebekelerini tanımlamak için kullanılmıştır. 1951 yılında, örgütlü suçları araştırmak için kurulan komisyonun başkanı, Demokrat Parti'nin Tennessee Sanatörü Estes Kefauver, Cosa Nostra'nın yapısı hususunda: "Amerika Birleşik Devletlerinde ülke çapına yayılmış bir suç örgütü vardır... Ülke çapındaki bu örgüt, yerel suç 'odaklarının' gevşek bir biçimde örgütlenmiş olmakla birlikte, bütünlük oluşturan bir koalisyonudur" demiştir ("Herkes İçin Mafya" kitabından). Parantezi kapayıp maceraya dönersek: Mister No'nun kaldığı otele gelen Angela, yakın bir sokakta yerde baygın vaziyette yatan Mister No'yu bulur; evine götürerek yaralarını sarar. Ateş bacayı sarmadan önce Angela: "Yanlış erkekleri bulduran bir altıncı hissim var" der Mister No'ya... Mister No iyileşince, bir telefon kulübesinden Ishikawa ile telefonla konuşur. Çünkü CIA elemanları otelin telefonlarını dinlemektedir.



Ishikawa ve Mister No, telefonda konuşuyorlar.

Mister No, telefonda Ishikawa'ya, CIA Ajanı Hiden'ın onu ve örgütünü ele geçirmek istediğini, bu amacını gerçekleştirmek için kendisinden yararlanmaya çalıştığını açıkça anlatır. Mister No'nun Ishikawa'yı CIA'ya teslim etmeye niyeti yoktur. Onunla "erkek erkeğe" kendisi hesaplaşacaktır. Garip bir şekilde, Ishikawa ile Mister No düşman olmalarına rağmen birbirlerine güvenmektedirler. Ishikawa, Mister No'dan, rahatsız edilmeden hesaplaşacakları bir yer bulmak için iki gün süre ister. Ertesi gün, Mister No ile Angela birlikte şahane zaman geçirirler. Günün finali Angela'nın evindedir. Angela, 'kendisinin özgür bir kadın olduğunu, Mister No'nun, dul kaldıktan sonra evine gelen ilk erkek olmadığını' söyleyince; Mister No: "...İnsanları yargılamak adetim değildir, ya da onları değiştirmek... Herkesi olduğu gibi kabul ederim" der. Mister No, onun isteğiyle, Angela'yı kucağına alıp yatağa kadar kucağında taşır...

Angela'nın evinin önünde, CIA'nın elemanları sotaya yatmış beklemektedirler; bu yüzden Mister No, Angela'dan, evin zemininden kanalizasyon yoluyla bir çıkış olduğunu öğrenir. Mister No ile kılık değiştirmiş Ishikawa, düello yerini konuşmak için Central Park'ta buluşurlar. Onlar konuşurken, Kerasu'nun görevlendirdiği yakuza katillerinden  birisi, atlı polis kılığında Ishikawa'ya suikast teşebbüsünde bulunur. Mister No, Ishikawa'yı suikastten kurtarıp suikastçiyi yakalar fakat adam zehirli hap yutarak kendini öldürür.

Don Salvatore, Cosa Nostra'nın yasalarına bağlı eski topraktır; "Bir aile reisini öldüren hiç kimse cezasız kalmaz... Bu bir numaralı kuraldır ve bütün gücümüz ve varlığımız buna bağlıdır" der oğlu Sonny'ye. Bu suç örgütünün kendilerine ait "kanun" ve "adalet" anlayışları vardır. Sonny ise bu kuralları dikkate almamaktadır. Don Salvatore, Ishikawa'nın Don Carducci'yi öldürdüğü için temizlenmesini isterken; oğlu Sonny bu savaşı gereksiz bulmaktadır. Sonny'nin babasının yerini almak hevesi vardır ve Cosa Nostra kurallarına babası kadar bağlı değidir. Don Salvatore, oğluna hiç güvenmemekte haklıdır; çünkü Sonny, diğer aile reisleriyle ve Ishikawa'nın yardımcısı Muri ile gizlice anlaşmıştır.



Ishikawa'nın yardımcısı tecrübeli ve sadık Muri.

Aile reisleri toplantısında Don Salvatore zehirlenerek öldürülür... Ishikawa, kendisini öldürtmek isteyen Kerasu'yu Muri'ye vurdurtur... Kendisi o gece "Yaşamayanlar Lejyonu"ndan ayrılacaktır. Warroad Şirketinin başına Muri geçecektir... Macerada ihanetler görürüz. Mafia'da, "Omerta=Sessizlik" yasası vardır. Hiç kimse bir ihbarcı kadar aşağılık görülmez. Eski bir Sicilya atasözü: "En iyi söz hiç söylenmeyendir" der. Macerada sürprizler var... Bir de: Don Salvatore'nin yardımcısı Frank Raguso ile Cosa Nostra'nın "asker"i Tony arasındaki diyaloglar; Tarantino filmlerindeki diyaloglar kadar eğlenceli. Zaten maceranın konusu ve senaryosu çok iyi yazılmış. Frank Raguso, bilgili biri gibi görünmek isteğiyle bir tarihi olay ve kişiden alıntı yaptığında, cahilliğinden ötürü hep yanlış konuşur. Tony ise, gırgırına, onun yanlışlarına "yanılıyorsun Frank..." diyerek kendisi de bir palavra atar. Misal, Frank: "Pöh!... Kusura bakmayın Don Salvatore... Sarı suratlı, bir samuray ve bir sanatçı olabilir... Ama sizi temin ederim, üzerine bir şarjör boşalttığımda herhangi bir Katolik gibi nasıl kanı akacak göreceksiniz!" deyince, Tony: "Bir kere Japonlar Katolik değil Müslümandır!" der. New York doklarında geçen maceranın sonunda, Frank duruma uygun olduğunu düşündüğü bir alıntı yapar; Tony kahkahalarla gülünce, Frank kurşunu yapıştırır... Oysa, ilk defa doğru alıntı yaptığı için Tony gülmüştür ve şimdi saçma bir şekilde ölmektedir. Frank Raguso'nun son ve doğru alıntısı: "Alamo'yu hatırlayın! Teslim olun, yoksa sonunuz Davy Crockett ve beraberindeki sefil Teksaslılar gibi olur!".

Maceranın çizimleri özellikle karakterlerin senaryoya uygun olarak kendilerini ifade etmeleri yönünden başarılı. Son düello sahnesi de iyi çizilmiş.



Ishikawa ve Mister No arasındaki düello anı.

Son bölüm: "iki onurlu adam" veya "Doklarda son hesaplaşma". Ancak, yalnız değiller. Cosa Nostra'nın kiraladığı katil Leon Cavaliere, Ishikawa'yı bekliyor dürbünlü tüfeğiyle. Cosa Nostra'nın adamları da gelir...Çatışmalar olur, silahlar konuşur. Molotoflar atılır... Sonunda: Yanan bir tahtaya saplanmış katana yere düşünce, Ishikawa ve Mister No birbirlerine ateş edeceklerdir...

"Nostalji, 17. Yüzyılda Johannes Hofer tarafından, Yunanca 'nostros' ve 'algos' kelimelerinin birleşmesiyle türetilmiştir. Bu iki kelimenin birleşimi 'Ev Hasreti' demektir. Aradan geçen zamanda yapılan uzun gözlemler sonucunda nostalji, ev hasretinden genişleyip bugünkü anlamıyla bildiğimiz 'Geçmişe Hasret Duygusu' olarak tanımlanmış. Nostaljinin en sık görüldüğü kişiler göçmenlerdi; yeni bir hayat için evlerini bırakan göçmenler, aradıklarını bulamadıkça evlerine karşı nostalji hissettiler. Nostalji duygusaldır; geçmişten bir melodi veya bir koku kimisinin kalbine dokunur..." (Aslı Özkeleş'in yazısından).

Sararmış, kırılmış veya yırtılmış eski siyah beyaz fotoğraflarda kalan: Annemizin melek, babamızın kahraman olduğu; kızların sanki daha güzel, erkeklerin daha yakışıklı göründüğü, öğretmenlerimizin şık giyindiği, yazlık sinemada oynayan kahramanın yerine geçtiğimiz, sınıftaki kaçamak bakışların yaşandığı yıllar aklımıza düştükçe bir vesileyle hep bu duyguyu hissederiz içimizde... Simone Signoret: "Nostaljinin eski tadı yok" demiş. 24 ayar şahane serseri Jerry Drake, nam-ı diğer Mister NO gibi hayali arkadaşlarımız bizlere heyecan yanında nostalji de yaşatıyorlar. Çocukluğumuzdaki yaz akşamlarında, ileride yaşayacağımızı umduğumuz güzel anların hayaliyle içimiz kıpır kıpır olurdu ya... Benzeri güzel sözlerle başlar "Muhteşem Gatsby" romanı; F.Scott Fitzgerald'ın, Gatsby'nin yazlık komşusu ve hikayenin anlatıcısı olan karaktere söylettiği umut dolu sözlerle tamamlıyorum yazıyı: "...Hani öyle gelir ya insana;  o yaz işte, hayat yeniden başlıyor sandımdı. Bir kere okunacak o kadar çok şey; o havadan devşirilecek öyle bir dirlik bolluğu vardı ki...".



Nomad

@peder clemente
Üstadım elimize sağlık.
Yazınızı okuduktan sonra pazar günü için yaptığım okuma programımı değiştirdim.
Mister No okumayı özlediğimi farkettim.
500 sayfalık almanak ı aldım önüme. Çok sağlam gençlik maceraları vardı onda. Tekrardan okuyayım onu.

rumar80

 O kadar güzel ve detaylı bir yazı ki bir solukta okudum. Ama geri dönüp tekrar sindire sindire okuyacağım.
  Emeğinize sağlık.

taarruz

 Emeğinize, bilginize sağlık, müthiş.
 
Koleksiyoner olmayıp macera veya saga bazlı okuyan, toplayanlar için evladiyelik.

Mister NO

Emek isteyen güzel bir yazı olmuş. Elinize sağlık.

Mister No çok özel bir kahraman. Sevgili Bonelli hayatta söylemek istediği bir çok şeyi Mister No'ya söyletmiştir. Yine Bonelli'nin sinema ve müzik özellikle de caz sevgisi kahramanımızda vücut bulur adeta.

Bir süredir devam edemediğim Mister No ve Sinema ile Mister No'nun Sevdiği Şarkılar bölümleri belki üyelerimizin ilgisini çeker diye linkleri paylaşıyorum. Bazı yazılarda bozulan fotoğrafları bir süre sonra düzelteceğim bu arada.


http://altinmadalyon.com/altin/index.php/topic,4458.0.html

http://altinmadalyon.com/altin/index.php/topic,3782.0.html


peder clemente

Nomad, Rumar80, Taarruz ve Mister NO arkadaşlarıma değerli görüş ve katkıları için teşekkür ederim. Araya, "Baskerville Laneti", "On küçük zenci" yazıları girmekle birlikte bu saga'yı incelemek ve yazıyı hazırlamak yaklaşık altı ay sürdü.

Tuco Ramirez

Peder Clemente'ye yazısı için ben de teşekkür ediyorum.
Bir de bunun 272. sayıya kadar süren New York ayağı var. Bu dönemde oldukça iyidir.

kharon

ne kadar dolu ne kadar emek verilmis bir inceleme olmus;
tebrikler peder

maalesef bu maceralari okumadigim icin mumkun mertebe atlayarak okudum yaziyi spoiler yememek icin.
Simdi ilk hedefim bu sayilara ulasmak; sonra da yaziyi hakkini vererek okumak

en kolay nasil ulasilir bu sayilara ?
Lal sayilarini tek tek almak mi lazim yoksa toplu basildiklari cilt var mi acaba ?

ZGeralt

Alıntı yapılan: kharon - 18 Kasım, 2019, 13:40:11
ne kadar dolu ne kadar emek verilmis bir inceleme olmus;
tebrikler peder

en kolay nasil ulasilir bu sayilara ?
Lal sayilarini tek tek almak mi lazim yoksa toplu basildiklari cilt var mi acaba ?

Katılıyorum ve aynı şeyi ben de merak ediyorum :)

peder clemente

Tuco Ramirez, Kharon ve ZGeralt dostlarıma görüşleri için teşekkürler.
Alıntı yapılan: kharon - 18 Kasım, 2019, 13:40:11
ne kadar dolu ne kadar emek verilmis bir inceleme olmus;
tebrikler peder

maalesef bu maceralari okumadigim icin mumkun mertebe atlayarak okudum yaziyi spoiler yememek icin.
Simdi ilk hedefim bu sayilara ulasmak; sonra da yaziyi hakkini vererek okumak

en kolay nasil ulasilir bu sayilara ?
Lal sayilarini tek tek almak mi lazim yoksa toplu basildiklari cilt var mi acaba ?

Bu sayılar cilt olarak basılmadı. Klasik Maceralar üst başlığında 206. sayıya kadar basıldı diye biliyorum. Sonra, Lal Yayınevi, "Yeni Mister No" adıyla 207. sayıya 1. sayı numarası vererek yayımlamaya başladı. Kitap satış sitelerinde bu sayıların çoğu bulunabiliyor. Özellikle "Babil", Mister NO'nun eski sayılarını bulmak yönünden çok iyi. Ben de çoğunu oradan tamamladım. 52 (Orj.258): "New York'a dönüş" sayısı bitmiş olabilir. Biten sayıları araştırırsanız dijital olarak okuyabilirsiniz.

Tuco Ramirez

Mister No Klasik maceralar 51 sayı çıktı. 51x4=204. Yani klasik maceralar 1-204 arası sayıları içeriyor.
Yeni dizinin 1. sayısı ise orijinal 205. sayıya denk gelmekte.
Bir de yeni dizide Aksoy serisinde yayınlanan iki sayı atlandı yanlış hatırlamıyorsam. Orijinal 237-238 nolu sayılardı sanırım.
Aylık seri külliyatı için KM ve Yeni Dizinin yanında bu iki sayınında eklenmesi gerekiyor yani.

peder clemente

Tuco Ramirez dostuma verdiği doğru bilgiler için teşekkür ederim.

Tuco Ramirez

Alıntı yapılan: Tuco Ramirez - 18 Kasım, 2019, 18:58:07
....Bir de yeni dizide Aksoy serisinde yayınlanan iki sayı atlandı yanlış hatırlamıyorsam. Orijinal 237-238 nolu sayılardı sanırım.
Aylık seri külliyatı için KM ve Yeni Dizinin yanında bu iki sayınında eklenmesi gerekiyor yani.
Bir düzeltme yapayım. Mister No'nun orijinal son sayısı olan 379. sayı, yeni dizi 173. sayıda yayınlandıktan sonra atlanan bu sayılar, 174 ve 175. sayıda yayınlanarak seri tamamlanmış oldu.

hanac

Muhteşem bir yazı olmuş Pederim, emeğine sağlık.

Zapata, Robert de Niro, Sergio Leone, Bela Lugosi, Hank Williams ne ararsan var yazıda.

Akıcı bir üslupla ve detaylı arşiv taramaları ile forum tarihindeki en enfes yazılardan biri olmuş.

E-dergimiz için de bir yazı istihram ediyoruz. ;D

peder clemente

Hanac Dostum,
Yazı ve resim düzenlemeleriniz,
İncelemeye link verip başlığa taşımanız,
Ve yazıyla ilgili teşvik edici, olumlu yorumlarınız için,
Ben de çok teşekkür ederim.