BENDE Mİ BİR SORUN VAR????

Başlatan drfuhrer, 16 Eylül, 2011, 12:56:04

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

altay1944

Aslında sorun yok sadece bakış açısı.Bakın herkesin(?) beğendiği galep eleştiri aldı.Letteri eleştiri aldı.Doğaldır bende ferriye bir türlü ısınamadım.Anatomik hatalar yapar.Kapak ressamımız Aslan abimiz çokca anatomik hatalar yapar.Ama olsun be yeterki yazsınlar ,çizsinler....Kısaca sorun yok...
Yarabbi bildir de
ben beni bileyim. Beni bilen ben ile kendime geleyim. Benim bensizliğim
ile ben seni bileyim. Seni bilmeyen beni ben neyleyeyim...


Hz. Mevlânâ

Cantürk

Bence sevgili NIC, verdiği somut örneklerle olayı sonlandırmış.

Hala bu çizimlere kötü denebilir mi.

Olayı, zevkler ve renkler tartışılmaza indirgerseniz,  o kapı, ne şiş yansın ne kebaba çıkar.


Ben 45 yaşındayım ama NIC gibi gençlerden ümitliyim.

Neyse benden bu kadar.

Her neyse bol vesvese... 8)

drfuhrer

Yalçın Erol kardeşim harika bir noktaya değinmişsin.

Eski çizerler gerçekten çizimlerine kalplerini, sıcaklıklarını, meslek aşklarını yansıtıyordu.
Evet küçüktük daha bir güzeldi herşey ama herşey bu düşünceyle de açıklanamaz; o zamanki çizimler de hakkaten daha bir çekiyordu insanı. Mesela essegesse'nin swing çizimlerine bir bakın. Adamlar bütün AŞK'larını yansıtmışlar işlerine.
Nur içinde yatsınlar...

Ama alın okuyun arkadaşlar ne olursa olsun; kendi bindiğimiz dalı kesmeyelim.
Çizgiromanlar ivme kazanmışken yavaşlatmak olmaz. Ama. Ama işte :)

s.b

Bazı çizerlere bazılarımızın ısınamaması normaldir. Bilindiği gibi "renkler ve zevkler tartışılmaz". Herkes herşeyi beğenmez ve zaten de beğenmek zorunda değildir. Ben beğendiğim çizgiromanı kim çizerse çizsin severek okurum. Ama beğenmediğim çizgiromanı da kim çizerse çizsin okumam.
İNANDIĞIN GİBİ YAŞAMAZSAN YAŞADIĞIN GİBİ İNANIRSIN

rumar80

    İyi bir senaryo ne kadar etkili ise iyi ya da en azından yeterli çizimler de gerekli. Sırf çizimleri nedeni ile bırakmak zorunda kaldığım çizgi romanlar olmuştur. İlk aklıma gelen Excalibur (insan çok comics okuyunca ilk aklına da ondan geliyor)
   Her çizgi roman için arada kötü bir öykü, hatta birkaç öykü olabilir ama çizim.... Adı üstünde çizgi roman

ferzan

    Ben olayın bir parça ruhla alakalı olduğunu düşünüyorum.
    Ferri gerçekten de ilerleyen yaşlarında özellikle kapaklarda çok şişirme gibi duran işlere imza attı,hatta bazen iç resimler kapaktan daha güzel bile oluyordu.Güzel sanatlar fakültesinde Ferri'nin çizimleriyle tanıştırdığım çoğu arkadaşım ''Bu ne yaa?'' gibilerinden tepkiler verebiliyordu,ben de başlıyordum savunmaya...Özellikle çizgiromana yeni merak salmış ve hele de McFarlane,Jim Lee gibi adamlara taparak amatörlüğe adım atmış o arkadaşlar,ne yazık ki çizimden ziyade sayfadaki ruha odaklanamıyorlardı...Onlara göre herşey doğru çizmek ve anatomiye dikkat etmekti ama en doğru çizebilenlerin işleri bile her zaman amatör duruyordu,ruh katmayı bilemediklerinden...
    Mesela,Galip Tekin'in çok hoşuma giden bir sözü var...''Yanlışlarım,stilimdir'' diye...Bu da tüm anatomik hatalarına rağmen Ferri'yi de,Aslan Şükür'ü de neden hala sevdiğimizi açıklıyor...
    Fatih Abi'yle (Okta) ilk tanıştığımız ve çalışmaya başladığımız zamanlar,ikinci paragraftakine benzer birşeyden bahsettiğimde,''Anatomi salt insandan ibaret değil,taşın,ağacın,toprağın bile anatomisi vardır,bırak bildiklerini okusun onlar...'' gibilerinden birşeyler söylediğini hatırlıyorum...Keza,Sezgin Burak çizimlerini beğenmeyen arkadaşlarıma da çok dil dökmüşümdür ama çok azı onun eserlerindeki ruhu algılayabilip zevk alabilmiştir...
    Galep'e saygım büyük olmakla birlikte Tex okumak için başka çizerleri yeğlerim ama Galep'i okursam da,çizdiği dönemin şartlarını ve akımını göz önünde bulundururum,bu da çok tutmamama rağmen zevk almama engel olmaz,onun tadı da başkadır çünkü...Pizza dışarıda yapıldığında ya da hazır olduğunda ya da bilen birinin elinden çıktığında mükemmeldir ama bir gün babaannemiz tepside yapmaya kalkıştı mı aynı tadı vermez,daha acayip olur ya,bu durumu da ona benzettim.Tabi,bana göre babaanne pizzası Galep,Letteri ve Ferri gibi çizerler ama ben babaanne pizzasına bayılıyorum açıkçası...Benden daha büyük ve eski dönemi yakalayabilmiş herhangi bir abim için de babaanne pizzasının Maraffa,Brindisi,Ambrossini ve diğer yeni kuşak çizerlere tekabül etmesi kadar doğal birşey olamaz elbette...
    Ben de çizer olmama rağmen,çizgiromanda çizgiye nedense pek takılamıyorum...Daha çok öykü,anlatım ve o anlatıma en uygun çizginin seçilip seçilmediğine bakıyorum ve genellikle çok keyif alıyorum ama çok underground bir eserde de uçuk derecede iyi bir çizeri gözlerim arayabiliyor...EsseGesse bir fenomen,ama Ken Parker çizseydi çok sırıtırdı...Ya da Milazzo'yu Kaptan Swing'te görseydim,aynı şeyi hissederdim...Bonelli bünyesinden bugüne dek çok rezil bir çizer çıktığını,hatta kötü bir çizer çıktığını bile düşünmüyorum,en fazla ortalama ya da ideal çizerlerle gün kurtarılmıştır diye düşünüyorum ama Dylan ve Dampyr çizgiromanlarında çizdiği öyküden bağımsız sırıtan herhangi bir çizere rastlamadım...
    Zaman zaman kendini hatırlatan Letteri mevzusuna gelirsek,ben Aksoy'un bastığı ve adı şu an hatırımda olmayan,Puma Adamlar konulu 6 fasiküllük uzun macerayla tanımıştım Letteri'yi ve çizgiroman kendini su gibi okutmuştu...Bazen çok çok kaliteli ve günümüze hitap eden çizerler bile teraziyi eşitleyemiyor,genellikle öykünün ilerisinde kalıyor ama bu tarz adamlar öyküyle mükemmel uyum içerisinde kalıyor,tam anlamıyla çizgiroman okutuyor...
    Bu,yalnızca benim yaklaşımım...Forumda 370 üye varsa,herbirinin yaklaşımı doğal olarak farklıdır elbette...Dolayısıyla ben öykü ve öyküye uyumlu niteliklere sahip çizerlerden tatmin olup da çok iyi çizerlerin de teraziyi dengelediği ve önde kalmadığı öykülere rastladığımda,yemeğin üzerine tatlı yemiş gibi oluyorum...Belki fazla Polyanna'cıyımdır ama,bu demek değildir ki her çizgiromanı okurum...Öyküsü de,çizeri de mükemmel olsun,ruhunu hissedemediğim her anlatıya sadece tadımlık yaklaşırım...EsseGesse'ye saygı duyarım,bir dönemdir EsseGesse ama Tommiks'i çok nadiren,o da vakit harcamak için elimde varsa okurum ki,artık onu da yapmıyorum...Yine de Tommiks'in ruhu olduğunu inkar etmem...Swing ve Teksas'ta,hatta EsseGesse üretimlerinin hepsinde gerilimi daha öykünün başında öldürdüğünü,yüz ifadeleriyle ya da göze göze sokulan ipuçlarıyla tüm tadı kaçırdığını düşünür,lanet ederim ama bazen o ruhu da tatmak istediğimden,beklentimi alçak tutarak okuduğumdan zevk alırım...Daha geçen gün,Kedidiro Abimin İzmir toplantısında her birimize hediye ettiği Swing fasiküllerinden benim payıma düşeni,bir öğleden sonra zevkle okumuştum...
    Dolayısıyla Drfuhrer abim,sanırım burada çok fazla gürültüsünü koparıp itkilediğimiz Dampyr ve Dylan için beklentisini çok yüksek tutmuş diye düşünüyorum,ya da kendi sevdiği çizgi tarzının dışında bulduğundan kabullenememiş olabilir...Gerçekten de dert edilecek birşey değil,hiçbir sorun da yok...Benim fikrimce de Dylan ve Dampyr'e her çizer yakışıyor,sözkonusu sayıyı ve öyküyü kendine has kılabiliyor...
    Yazımın başında ruhtan bahsetmiştim ya,ruhtan anlamayanlardan kastım bu işe yeni girişmiş,çok bildiğini sanan yeniyetme zihinli,ahkam kesme meraklısı arkadaşlar içindi...Yani tamamen bizim forum dışında yer alan,muhtemelen bizim foruma girse birşey anlamayıp sıkılıp yine ''Bu ne yaa'' diyebilecek ergen bünyeler içindi...Çevremde bir vakitler çok olduğundan,biraz bahsetmek istedim...Neyse ki en azılı birkaçını imana getirdim,kendileri hala daha bir zamanlar beğenmedikleri eserleri zevkle okurlar... :) Allah'tan eskisi gibi McFarlane ve Jim Lee'yi,Buscema'nın önüne koyanlara pek rastlamıyorum...Her ne kadar bana hitap etmese de,Hal Foster'ı bile Moebiüs'ün önüne koyabilirim...Çünkü biri başlangıçtır,biri de estetiği,sanatı ve zevki pekiştirip zirveye taşıyandır ama ikisinin de yeri ayrıdır...
    Drfuhrer abim,bence Dampyr ve Dylan'a bir şans daha versin,bir de benim gözümle okusun...Belki ilk seferde alamadığı zevki  o zaman alabilir...Alamazsa da ne çıkar,onun kriterlerine göre değildir o zaman...Daha farklı bir ruhun peşindedir belki...Bu da onun arayışına katkı sağlar,belki bizim atladığımız ya da sevdiğimizden çok da objektif yaklaşamadığımız noktalara dikkatimizi çeker...
    Şunu da unutmamak lazım,bağımsız eserlerde yapılan herhangi bir yanlış ya da çizerin eli titremesinden kaynaklanan bir sapma yahut düzensizlik ben de dahil olmak üzere bazılarımıza tatlı gelebilir ama endüstriyel seri üretim çizgiromanda ne yazık ki böyle bir durum tam tersi tepki de verebilir...Bonelli üretimleri de bu sınıfa giriyor çünkü...
    ...ve evet,Bahadır Abi'nin dediği gibi,Maraffa'sız kalmayalım... :)
    Martin kapakları da o kadar kötü değil yahu,ben Martin'e has bir tat alıyorum o kapaklarda...
    Bu da demek oluyor ki,en iyi ben biliyorum,kötüye ben karar veririm,sizin birşeyden anladığınız yok,haydi birbirimize girelim... ;D ;D ;D
    Şaka tabii... :)
    Eğer içinden geldiği takdirde Drfuhrer abi benim gözümle bu eserlere bir şans verecekse,ben armut mu toplayacağım?..Ben de onun gözüyle Dampyr ve Dylan'a bir kez daha bakar,beğenimi sorgularım...
    Güzel başlık oldu,bence devam ettirelim,herkesin fikrini ve beğenisini öğrenelim,gerekirse sorgulayalım...Olmadı Bonelli'yi basarız zaten... :)
Bağnaz okur, memnuniyetsiz beşer, işkilli büzük, sıfır tolerans iksmen, taş kalpli ahkam efendi...

https://ucuztefrika.blogspot.com

ümitkr

Diğer yazılanları çok inceleyerek okuyamadım ve kendi penceremden paylaşım yapıp kaçmak istiyorum :) Diğer arkadaşların yazdıklarından tekrar ettiklerim olursa özür dilerim  :P

Çocukluğu almanyada geçmiş 40 yaşında bir adam olarak geriye baktığımda bugünkü comics okuma alışkanlığımı oralarda DC comics okuyarak edindiğimi görüyorum. Türkiye'ye geldiğimde fumettileri hiç sevmedim ve 4 yaşımda okumaya başladığım çizgi roman skalam içinde uzun süre yer alamadılar. Hala Teks okumam, onu da Tommiks ve diğerlerini de bilirim ama bilecek kadar ancak, Dylan Dog'a bir türlü ısınamadım ve son derece sıkı bir comics hayranı olmakla birlikte en iyi çizgi roman denince aklıma fumetti Alaska ile Dampyr gelir... Çelişki gibi görünse de o dönem comics tarzıyla mesela Milazzo'nun çizgileri arasında uçurum olsa da senaryolarına çok bağlanmış olsam da çizimle bütünleştikleri oranda seviyorum her ikisini de. Ve bence en sevdiğim comicslere de fark atarlar bir çok bakımdan. 

Ben metin-çizgi bütünlüğünü ve tutarlığını sağlayabilmiş çizgi romanları seviyorum. Okumadığım Teks ile Dylan da buna dahildir. Ama beğenime hitap eden çizgiye kötü öykü, beğenime hitap etmeyen çizgiye iyi öykü verildiğinde de mesajını sevdiğim ve sevmediğim çizgi romanlarda da çizgi romana saygı duyar geçerim. Kriterim asla "benim beğenim" olmamıştır. Muhtemelen "tükürürüm ben böyle sanatın içine", "picasso mu, bunu ben de çizerim", "sevmedim demek ki gudubet" görüşlerinden beni uzak tutanın da bu olduğuna inanıyorum. Yeniliklere ve farklı bakış açılarına açık olmak gerekir diye düşünüyorum. Veya en azından saygı duymak.

Not - Yukarıdaki örnekleri asla buradaki herhangi bir görüş veya kişiye yapmadım aman! Sadece bazı zamanlar yapılmış olan bazı bir yerlerdeki tartışmalara gönderme yaptım. Forumlarda eski olan arkadaşlar son derece keyifli bu sohbetin nasıl kırıcı yerlere ulaştığına defalarca tanık olmuştur onlara gönderme yaptım.

hennessy

Sayın drfuhrer sanki kendimi gördüm sizde aynı sıkıntıyı bence yaşadım.

Dylan Dog ve Dampyr'in ilk kitaplarını okudum ve ilyasa geri götürdüm bir daha görmek istemiyorum bunları diye :)

O da inanamadı, ne çizimler ne konu ne de atmosferleri beni etkilemedi ve çok zor bitirdim kitapları.

Dediğin gibi nerede bir Tex, Martin, Mister No çizimleri, hikayeleri, gizemleri, nerede bu iki hikaye.

Belki bu tarz kitaplar bana hitap etmiyor, ha onlar için rezalet diyemem okuyanı var.

Hala yayaınlandığına göre sadece bana hitap etmiyor, okuyana da saygı duymak zorundayız ama yalnız değilsin bu konuda.
Murat : Hasan abi Avengers dağılmış duydun mu?
Hasan: Duydum duydum toplanın Tellioğulları

drfuhrer

sevgili hennessy tşk ederim,en azından diğer arkadaşların ve senin bu yorumlarınızdan sonra bende bir sorun olmadığına kaniyim artık.hakkaten bazılarına hitap etmiyor bu kitaplar.neyse,biz arşivimizle mutluyuz.zagor,mister no,m.mystere,tex bunlar yeter de artar bile.zaten evde dağ kadar oldu kitaplarım.bugün sistematik bir şekilde okumaya başlasam eminim bir kaç yılı bulur.
martin forever ;D

yunusmeyra


Yukarıdaki ilk sırada amerikan comics'lerinin son 15 yılına farklı tekniği ve çizgisiyle damga vuran çizerlerden birinin , alex ross'un sayfalarından örnekler koydum..hemen altında bir çoğumuzun hem tanıdığı,hem okuduğu,hem de takipçisi olduğu "hellboy"'un yaratıcısı mike mignola'dan 2 sayfa..en altta ise"moebius" diye namı yürüyen "giraud"'nun 2 farklı türe ait farklı anlayışla çizilmiş sayfalarını yerleştirdim..bunun gibi binlerce örnek daha verilebilir..şimdi sorun ,bunlardan hangisini daha kendimize yakın hissettiğimiz,okumaktan zevk aldığımız ve her zaman çizer ve yorumu açısından en başa yazdığımızın nedeni..en "fotografik" çizen mi, "en farklı" çizen mi,"en stilize" çizen mi,"öykü ile en iyi bütünleşen mi"...yüzlerce soruya verilecek ,hepsi kendimizin o anki istek,donanım,psikoloji,sosyal konumumuza değen ve illaki geçmiş çizgi roman tercih ve deneyimleriyle de desteklenen binlerce cevaplar  var..ancak aynı cevaplar arasında yukardaki 3 farklı stilin ve yorumcunun ortak takipçisi olmak,onlardan yüksek düzeyde hazlar almak gibi cevaplarda var..tabii bir çizern belli bir dönemini ve hikaye anlatışını beğenip diğer dönemi görmek bile istemeyen cevapların olduğu gibi..(blueberry çizen giraud için deli olan ancak "bilim kurgu" tarzını deneyen giraud'ya "vampir" muamelesi çekenlerimiz vardır..)
Amerikan çizgi romanının devlerinden "buscema"nın  1940'larda çizdiği kısa çizgi romanlardaki çizgisini bir 10 yıl sonraki "herkül" tarzı ve "western" tarzı öykülerdeki çizimlerle karşılaştırın,bunların yanına 1960'lardaki "super hero" çizimlerini ve 1970'lerdeki "Tarzan" ve özellikle "conan" çizimlerini koyun ne büyük farklar göreceksiniz...ancak büyük usta farklı dönemlernde farklı stilleri denerken bir yandan hakim endüstriye bağlı gözükürken,bir yandan sanatını getirdiği ve kendine kattıklarıyla bambaşka "ilhamların" tarzların,çizer gruplarının öncüsü" ve "idolü" olmuştur..okur ve piyasa ile birlikte kendide gelişmiş ve değişmiş,ancak kendi yaratıları bir süre sonra  amerikan  çizgi romanının ana akımlarından birinin kaynaklarından olmuştur..sektör ve gençler artık onlardan öğrenecek ve yeni yollar arayacak bir dönemi yaşamıştır..öyle ya bir dönem sektörün ve sanatın anlatım kılavuzu,hatta "incili" ,onun çizim anlayışıyla zirvesini bulan "how to draw comics marvel way" defalarca basılmış,videosu yapılmıştır..şimdi ustanın farklı dönemlerini ayrı ayrı seven olacağı gibi ayıran ve son 20-30 yılını zirve kabul edip sadece onları sahiplenen de olacaktır..ya da tüm bir hayatında çizdiklerini,bir çizgi roman sanatı yorumcusunun anlamlı bir süreci kabul edip tümden kabul eden ve benimseyende olacaktır..galleppininin ilk dönem teks yorumlarındaki ve 300 sayı sonraki yorumlarındaki ;anatomi,kadrajlar,ifadeler,her türlü dış ayrıntı,teksin mimikleri,vs vs , ne kadar farklıdır..aslında çizim sayfa formatı ve kitap sayfa sayıları değişmeyen serilerde ne çok değişiklik ve fark yaşanmıştır..aynı şey  farklı yazar ve çizerlerin yorumlarına da doğallıkla yansıyacaktır..bir çizerin aynı insanı,ışığı ve gölgeyi ele alış tarzı bu kadar değişirken daha farklı çizerlerin yorumlamalarında yüzlerce farklı soruna buldukları cevaplarda başka başka olacaktır...
Şimdi bir de alttaki görselle vaktinizi çalacağım..(hala sıkılmamış olanlar için ben kafamdakileri boşaltmaya devam ediyorum..)

hepsi de çok tanıdık bir isme "Picasso"'ya ait olan resimler,düzenlemeler,yorumlar bunlar..
En üstte ilk resim 9 yaşında..klasik anlayışa bağlı olan resimleri (genç yaşlarında yaptıkları ki,çoğu 20'ye bile varmadan..),sonra donanımı,çevresi,psikolojisi,resimle anladıkları ve anlatmak istedikleri devamlı yeni arayışlarla neticelenen,yüzlerce farklı sorusuna "bi milyon tane" cevap bulup yenilerini soran bir adamın diğer eserleri izliyor..en altta 3 farklı yaş dönemindeki 3 farklı otoportresiyle,Picasso..hangi Picasso.."mavi mi","kübist mi","izlenimci mi"....ya da hepsini anlamaya çalıştığımız ;"bir büyük anlama ve anlatma yolculuğu olan sanatının" hepsi mi..bir de alttaki resimlere bakalım..bunlarda zamanın önde gelen akımlarına dahil olan ressamların farklı istek,teknik ve donanımlarla yaptıkları başka resimler..(bir de sona klasik bir heykel örneği koyduk,bir nedeni var tabii..)

çoğunlukla asillere,kiliseye,saraylara yapılan ve dini sahneleri,kahramanlıkları  , mitolojiyi,"ideal"  olanı anlatan anlatan resimler..4-5 yüzyıl resim böyle yapılmış,böyle anlaşılmış..pek tabiidir ki içinde bütünle çelişen,ayrılan sanatçılar çıkmış ve belki de 3-4 asır sonra gelecek olan yeni anlayışların habercisi olmuşlar..sonra 18-19 .yüzyılda her şey picasso'nun yolculuğu gibi hızla değişmiş..yüzyıllardır değişmemiş gibi olan eskinin içinde yeni şekillenmiş ve eskiyi çoğu yerde yeni soru ve sorunlarla aşarak,çoğu yerde reddederek kimi zaman uzlaşarak yeni resim akımları şekillenmiş..ışık ve renk teorileri gelişmiş,artık klasik resimler bile yeninin yol göstericiliğinde yapılır olmuş..aşağıda ise 19-20.yüzyıl resminden "seçmeceler" var..akımlar muhtelif:gerçekçi,yeni klasik, fovist ,izlenimci,dışavurumcu,kübist,gerçeküstücü,fütürist... (bir önceki görsel grubundaki klasik heykel örneğine oranla buradaki örneklerle heykel anlayışıyla ilgili de ne gibi devrimci yenilikler olduğuna "rastgele"  bakıyoruz..)

Ama soyut sanata  evrilen resim ve heykel sanatı akımları olduğu gibi,tamamen "hiper gerçekçi" resim ve heykel düzenlemelerine de yaşadığımız yakın zamanlarda rastlıyoruz..bir fotoğraftan daha çok "gerçek" duran veya klasik sanatın ,tüm heybetiyle gerçeği idealize ediş ve yansıtışına inat ve bunun ötesinde, "her an canlanıverecek"  izlenimi veren ve izleyicilerinde çok farklı duygu ve soruları harekete geçiren bir sanat akımıda var.."hiper gerçekçilik"..bu ürünleride tercih etmek,sahiplenmek,sevmek mümkün..

Sanatın ve sanatçının hikayesini bilebildiğimiz oranda tüm yapıtlar siz de bir karşılık bulabiliyor..ancak her birimiz ayrı bir evreniz ve sonsuz sayıda farklı girdiyle şekilleniyoruz..ve beynimiz toplum içinde sahip olduğumuz,o tarihsel kesitte  kendine özgü anlamları taşıyan kriterlerle karar veriyor: "iyi", "tam","harika","güzel","ideal","eşsiz"... siz seçiminizi kendinize ifade edebiliyor ve başkasının da kendi tercihlerini kendi kriterlerine oturttuğunu biliyorsanız,artık yapılacak tek şey(kriterler de değişmeyecekse..) karşılıklı olarak seçişlere saygı duymak..ama biraz araştırınca görüyoruz ki,insanlık tarihi belli kriterlerimizin bile değişebildiğini gösteriyor..ancak bu farklı tercihlere saygıyı elden bırakmak anlamına gelmiyor..tabii ,eleştiri ve seviyeli bir tartışma , karşılaştırma faaliyetini de..sadece kendi deneyimlerimiz değil her konuda ve sanatta olduğu gibi bir çok insan topluluklarının deneyimleri de bizi besliyor..bu deneyimleri de okuyarak araştırarak kendi karşılaştırmalarımızı,tercihlerimizi tartabiliyoruz..çizgi roman okuma ölçeğimiz ne kadar geniş olursa olsun farklı türleri anlatan,özetleyen kaynaklara,yazılara,ansiklopedilere,biyografi,röportaj ve tartışmalara ihtiyaç duyuyoruz..bu bize tercihlerimizi yapma ve farklı tercihlerle karşılaştırma da donanım sağlıyor..(bu tarz yayınlar,özellikle de son dönemde 1001 roman yayınevinin yayınladığı çizer ve "üretici" biyografisi-röportajları tipindeki yayınlar(ferri  v.b);bizim tercih ettiğimiz kitapları,üretimleri ,çizer ve yazarlarının,editörlerinin gözünden anlatıyor..neden fırça kullanmış,neden tarama ucu yerine "art line" tercih etmiş veya gölgeyi neden klasik-bilinen yer ve şekilde değil de "dışavurumcu" kullanmış,niye siyah beyaz değil de tonlu çalışmış,az tarama yerine çoğu niye tercih etmiş,aksiyon ve efektleri nasıl vermiş gibi..ayrıca piyasanın tercih ve yönlendirmelerini de anlatarak kafamızda bazı soruları cevaplayabiliyor..mesela lal yayınevinin yayınladığı renkli ve ciltli conan serilerinin arkasındaki yazar-editör roy thomas ve bazı conan çizerlerine ait anlatılar ,belki bizimde başa yazdığımız bir ürünün şekillenişiyle ilgili ipuçlarını veriyor..tercih ettiğimiz yazar ve çizerlerin bir seriye dahil oluşundan,neler yapmak istediklerine ve neleri yapamadıklarına,neden öyle değilde böyle yaptıklarına kadar bir çok sırrı  öğreniyoruz..sorularımız cevaplanıyor,yeni sorular soruyoruz..benim bir çok farklı sebeple çinileme tarzını sevmediğim bir çinicinin (ernie chan) buscemanında çok taraftar olmamasına rağmen "conan"ları roy thomas'ın insiyatifiyle nasıl çinilediğini anlıyorsunuz..arkadaşlar arasında yaşadığımız bazı tartışmaların yıllar önce "conan"'ın yönetim katında tartışıldığını öğreniyorsunuz..roy thomas ve başka yazarları conan öykülerinden hangilerinin özgün ,hangilerini birebir r.e.howard'tan uyarlama olduğunu öğrendiğinizde 2.'cil yazarlara değilde asıl kaynak yazarlara hayranlığınızın nasıl arttığını anlıyorsunuz.

Amerikan çizgi romanı ve tarihi üzerine yazan maurice horn çizgi romanı tanımlamasında özet olarak  şunları  söylüyor:
-çağdaş kültürü oluşturan unsurlardan biri,
-yepyeni bir sanat türü,bir çok ülkedeki özgün üreticiler açısından önemli bir sanat kolu,
-sinema ve televizyon gibi bir iletişim aracı,
- birbirinden tümüyle farklı iki unsurun, yazı ve çizginin birlikteliğiyle gerçekleştirilen bir anlatım sanatıdır (narrative art).
will eisner."sequential art" diyor,ardışık sanat..bir biri ardı sıra sıralanmış imajlardan ve metinlerden oluşan anlamdan yola çıkarak..
ayrıca bu konulardaki görüşleri ve farklı üretim süreçlerini anlattığı kitabı ,"understanding comics-çizgi romanları anlamak " ,çizgi roman diliyle oluşturduğu önemli bir kaynak olan scott mc cloud şöyle tanımlıyor çizgi romanı :" birbiri ardına sıralanmış imajların ve bazen yazılı metinlerin bir bilgiyi iletmek veya izleyende estetik bir etki yaratmak amacıyla üretilmesi"..ve burada da çizgi romanı sanatlar içinde "en heyecan vericisi" olarak adlandırır..
"bir kişinin ,fikrin,yerin ve şeyin karşılığı olarak,imajlar kağıt üzerinde var olurlar.ikon görevindeki çizimler fotoğrafik bir gerçeklikten,karikatür sadeliğine kadar,geniş bir aralıkta çizgi romanda kullanılır.."
  bir başka tanımda roland barthes'tan hareketle şöyle söylenebilir: "çizgi romanın karşılaması gereken, hikayenin ihtiyaçları doğrultusunda imaj ve metnin bir hiyerarşik düzene kapılmadan,birlikte tasarlanmış olmalarıdır.." (buraya kadar olan çizgi roman üzerine tanımlamaları serüven dergisi 2.sayıdaki başak önsal'ın "imaj-metin" yazısından özetledik..)
çizgi roman ne sadece resim,ne sadece metin olduğu gibi imaj ve metnin aritmetik toplamıda değildir..daha başka,farklı bir yeni üründür.."metin bir imaj olarak sayfa üzerine yerleşirken,imajlarda zihnimizde dilsel ifadelere dönüşürler"
"diyalog balonları,düşünme balonları,ses efektleri,tarih,yer,zaman açıklamaları gibi dilsel yazılı ifadeler,çizili imajlarla bir araya geldiğinde "imaj+metin" değil,çizgi romanın kendine özgü  o tek imajını varederler.."  böylede özetleneblir..


bütün yukarıda özetlenenlerden sonra kısaca şöyle söylemek mümkün; biz bir çizgi roman tercihi yaparken çok zengin bir türün,anlatım sanatının bize en yakın gelen,en anlayabildiğimiz,en çekici gelen,en dikkate değer bulduğumuz dergi,kitap ve sayfalarını,yazar ve çizerlerini seçiyoruz..ve aslında "imaj ve metinlerden" oluşan özel bir birlikteliği tercih ediyor ve bazılarını bazılarından daha önemli ve değerli buluyoruz..bu doğrultuda baştan hiçbir seçimi 2.sınıf,kötü vs ilan edemeyiz.bu değerlendirmeler doğası gereği özneldir,kişiye ve onun bakış açısına bağlıdır..ne düşünüyoruz,ne hissediyoruz,beğenilerimiz nasıl şekilleniyor,nasıl bir çocultuk,nasıl bir yetişkiniz,çocukken ne okuduk neler seyrettik,ya sonraları nelerden etkilendik,nelere kızar,nelerle seviniriz gibi sonsuz sayıdaki soruya farkında olmadan verdiğimiz cevaplar ve farkındalıklarımız tercihlerimizi belirler..bazı çizgi romanlar bazı şiirler,bazı filmler ve romanlar gibi bizden bir şey talep etmezler.başlarlar,anlatırlar ve bizde bir "huzur" ve bir "tatmin duygusu"  bırakarak çekilirler..bazen bizi "tavlayan" bu defalarca tekrarlanan bu"tatmin duygusu"dur..çizgi yormasın,yazar yormasın isteriz..bazen de bizi sarsacak,hatta tutup fırlatacak bir anlatı ararız veya onunla karşı karşıya kalırız..bazen ortak duygular,eylemler,erdemler cezp eder bizi bazen "anti-kahramanlarınilginç,ters,abartılı,marjinal,kötü hikayelerine tanık olmak isteriz..iyi kötüyle devinir çoğu zaman..bazen "ırak savaşın" ve katledilen yüzbinlerce insana takarız..neyin ne olduğunu,siyaseti,vahşeti biliriz ama bize biri yeniden anlatsın isteriz..bazen kinimizi bileylemek için,bazen yaraya merhem olsun diye..bazen aynı dedektifin bir birine yakın yöntemler ve akıl yürütmelerle olayları çözmesi rahatlatır bizi,bazen süper kahramanın da "parasız" kaldığını bilmek..bazense ters köşeye yatmak şaşırtır bizi veya okuduğumuz derginin "doğrularımıza" ters şeyler anlatması "rahatsız" eder..
  bazı aklımız sadece çizere ve çizgiye takılır,bazen imlaya ve senaryonun nasıl ilerlediğini dert ederiz kendimize..suat yalaz , karaoğlan'daki anlatıyı oluşturur ve olgunlaştırırken hangi aşamalardan geçmiş,hangi teknikleri kullanmış,ilk gazete bantlarında hangi Amerikan çizerlerine ve tekniklerine özenmiş,sonra kendinin olana nasıl ulaşmış,ışık ve gölgeyi nasıl yorumlamış,nasıl çimiş merak ederiz..
bazen de hiç merak etmeyiz..çocukluğumuzdan tanıdığımız bir seriyal kahramanının aynı tipte şaşırtmayan maceralarla ,hala var olası "güvenilir limanlardan" ,"oynamayan taşlardan" biridir..ve "kaos" gibi bir hayatta  çoğumuz "değişmeyen" güvenli yerler,kişiler,kavramlar ararken bazı çizgi romanlar her daim bunu sağlar..kimi çizgi romanlar çizim ve metinleriyle değişerek,yenilenerek  yeni kuşaklara taşınır,kimi "tek atışta" veya sınırlı sayıda "albümde" söyler söyleyeceğini ve çekilir..kimi geçmişten gelen bir sadık dost gibidir,her defasında bir sürpriz vaat etmeden döner ve okursun..geçmişin güzel anıları,paylaşılmışlıkları vardır arada..
çizgi romanlar sadece popüler kültürün ve piyasanın,editörlerin isteklerinin doğrultusunda şekillenip bize ulaşabileceği gibi tamamen mevcut mekanizma  ve beğenilerin dışında da üretilip bize ulaşabilir...(bağımsız yayınevleri,kişisel baskılar,fanzinler,yer altı dergileri v.s.) ancak çoğunlukla bize sunulanla şekilleniriz..sorularımız,şüphelerimiz varsa,antenlerimiz açıksa verili olanın dışındakileride merak ederiz,araştırır ,bulur ve okumaya çalışırız..bazen yorulmak gerekir,anlamak için de uğraşmak..
ama çoğunlukla sabırsızız ve "alışkanlıklarımızı" bozmadan yalnızca tüketmek istiyoruz..ya sorularımız yok ya da cevapları dinleyecek,cevapların farklarını tartacak zamanımız ..ekmeğimizi kazanmamız gerekiyor..ve 21.yüzyılda hala "ekmek" için çok çalışmak ve az düşünmek zorundayız..siyah ve beyaz ile açıklansın her şey istiyoruz..biz "beyaz" olalım ve "beyazlığımız" sorgulanmasın istiyoruz..muhafazakar da değiliz aslında "gelenekçiyiz"..tek gerçek olsun ve bu "inadına" bizim sahiplendiğimiz olsun istiyoruz..farkedilmeyi sevmekle birlikte çevremiz "aynı bize benzesin","bizim gibi olsun" istiyoruz..hiç bir zevkimizin,tercihimizin tartışılmasını,alternatiflerden bahsedilmesini istemiyoruz.."kavga" dediğimiz şey buradan çıkıyor..(aslında tarihte ilerleme birazda bu kavgalarla oluyor ya neyse..) ama tartışma olursa ve bilgiye dayanırsa güzel oluyor,katkısı oluyor..yoksa varolmak ve "güvenli limanlarımızı" savunmak adına saldırganlaşıyoruz..
not:bu yazı bu başlık altındaki tüm arkadaşların yazıları okunarak ve kafada oluşan bir ton düşünceyi boşaltmak için yazıldı..dağıldı,toplanamadı..zahmet edip okuyanlar kusura bakmasınlar..
HULK DEĞERLİ BİR KAHRAMANDIR!
HSD YENİ ÜYELERİNİ BEKLİYOR

V

Bu doyumluk,keyifli,bilgilendirici yazı için teşekkürler dostum.
"İstemem,eksik olsun.."

darkwood

Bu güzel paylaşımlar için teşekkür ederim.
Önümüze çıkacak güzel şeyleri ve engelleri görmek için, arkamıza baktığımız gibi önümüze bakmayıda öğrenmemiz gerekir.
Aynı zevklerimizi paylaşmayı sevdiğimiz gibi, farklı zevkleride denemeyi ve bunlara saygı göstermeyi bilmekte önemli.
Kimbilir? Belki bizim zevklerimize yeni şeyler katacak bir şeyler fark ederiz. Siz nedersiniz?
Darkwood Sakinleri..

ferzan

    Hepimize birden hitap eden,kelimenin tam anlamıyla konuyu eksiksiz bir şekilde bağlayan uzun ve bir o kadar da muhteşem bir yazı ve paylaşım olmuş,ellerinize kollarınıza sağlık...
Bağnaz okur, memnuniyetsiz beşer, işkilli büzük, sıfır tolerans iksmen, taş kalpli ahkam efendi...

https://ucuztefrika.blogspot.com

HacıGeraltEmmi

Uzun ve bir o kadar bilgilendirici bir değerlendirme olmuş. Teşekkürler.