dean'in izledikleri

Başlatan dean, 19 Ağustos, 2013, 15:53:49

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

dean

Mission: Impossible - Fallout



https://www.imdb.com/title/tt4912910/

  Mission: Impossible film serisi 1996 yılından beri hayatımızda. Çoğu Franchise'ın aksine filmlerin arasında çok uzun seneler var. Neyse ki son zamanlarda bu farklar kapanmaya başladı. Artık filmler daha hızlı şekilde karşımıza çıkıyor.

  Serinin genel yapısı farklı yönetmenler tarafından çekilen, farklı estetik anlayışa sahip filmler şeklindeydi. Ta ki Mission: Impossible - Rogue Nation filmiyle seriyi devralan Christopher McQuarrie'ye kadar. Onula birlikte serinin boyut değiştirdiğini söylemek mümkün. Fallout ile birlite ilk defa bir yönetmen seride ikinci filmi çekti. Önceki filmi geçmesinin yanında belki de serinin en iyi filmini ortaya koydu.

  Aslında Mission: Impossible - Fallout hikaye anlamında çok yeni şeyler sunan bir film değil. İyi casusluk filmlerinin yaptığı çoğu şeyi tekrar eden, senaryosuyla seyirciye şok etkisi yaratan bir film de değil. Bunu diğerlerinden ayıran teknik özellikleri. Film prodüksiyon bazında neredeyse kusursuz. Aksiyonu müthiş görünüyor. Sinematografik olarak çok başarılı. Christopher McQuarrie bu tip filmlerde harika iş çıkartıyor.

  Filmin gözüme çarpan en büyük kusuru Henry Cavill. İyi adam, hoş adam, yakışıklı adam. Sahneyi dolduran bir adam ama oyunculuk olarak maalesef standardın altında. Tek başına sırtlamaya çalıştığı ve marka olmayan filmlerin hemen hemen hepsinin batması tesadüf olmasa gerek.

dean

Law Abiding Citizen



https://www.imdb.com/title/tt1197624/

  Film temelde klasik bir intikam hikayesi anlatıyor. Ailesi gözleri önünde vahşice öldürülen bir baba, yozlaşmış hukuk sisteminden kurtulan katilleri avlamaya çıkıyor.

  Tek cümlelik özet bu. Lakin film bu klasik hikayeyi fantastik seviyeye kayan bir senaryoyla hayata geçiriyor. Law Abiding Citizen suç, gerilim filmi kategorisine sokulamayacak derecede uçuk bir film. Kaybettiği gerçekliği ise temposuyla ve mantıksız merak uyandırıcılığıyla kapatmaya çalışıyor. Bunu ilk izleyiş olarak başarıyor. Ama geriye dönük baktığımızda çok büyük mantık hatalarıyla dolu bir film var karşımızda.

  Teknik açıdan düşünürsek yönetmen F. Gary Gray, filmi izlenebilir kılmak için elinden gelen her şeyi yapıyor. Aksiyon anlamında film kötü değil. Yine de vasat sularına zar zor ulaşan bir film olmasından kurtaramıyor.

ZGeralt

Alıntı YapAslında Mission: Impossible - Fallout hikaye anlamında çok yeni şeyler sunan bir film değil. İyi casusluk filmlerinin yaptığı çoğu şeyi tekrar eden, senaryosuyla seyirciye şok etkisi yaratan bir film de değil. Bunu diğerlerinden ayıran teknik özellikleri. Film prodüksiyon bazında neredeyse kusursuz. Aksiyonu müthiş görünüyor. Sinematografik olarak çok başarılı. Christopher McQuarrie bu tip filmlerde harika iş çıkartıyor.

Mission İmpossible filmlerini öyle pek sevmem, aslında "saf aksiyon" filmleriyle aram pek yoktur. Söylediklerine katılıyorum bu film yeni bir şey sunmuyor ama vaadettiği şeyi çok iyi yapıyor. İlk defa bir M.İ. filmini beğendim diyebilirim. Sonlara doğru iyice uçup hafiften baysa da eğlenceli vakit geçirtiyor.



dean

Roma



https://www.imdb.com/title/tt6155172/

  Yaz aylarının sonunda festivallerde gösterileceği zaman eleştirmenler arasında büyük bir heyecan yaratmıştı Roma. Son derece olumlu eleştiriler gelince bu heyecan doğal olarak seyirciye yansımaya başladı. Film ile ilgili hatırı sayılır bir beklenti oluştu. Filmin kendi açımdan bu beklentiyi fersah fersah karşılayabildiğini söyleyebilirim.

  Roma gerçek anlamda bir yönetmen sineması. Alfonso Cuarón hiçbir gişe kaygısı gütmeden tamamen kendisine ait bir hikaye anlatmış. Cuarón hem kendi ülkesinde çektiği filmlerle hem de Children of Men ve Gravity gibi filmlerle kendisini ispatlamış bir yönetmen ama Roma belki de zirvesi olmuş. (Bir Potterhead olarak serinin en iyi filmi olduğunu düşündüğüm Harry Potter and the Prisoner of Azkaban'ı çektiği içinde ayrı severim.)

  Film teknik anlamda büyüleyici. Filmi izlerken kameranın neredeyse hiç zoom in ya da zoom out yapmadığını görüyorsunuz. Kamera sadece tilt ve çoğunlukla pan yapıyor. Dış mekan çekimlerinde karakterleri takip ederken geniş açılı kamerayla pan yapılması filmin sinematografik zevkini katlayarak arttırmış.

  Roma'nın Oscar Ödüllerinde 10 tane adaylığı var. Yönetmen ve Sinematografiyi kesin alacağını düşünüyorum. Filmin hem en iyi filme hem de en iyi yabancı filme aday olması kafamda çok soru işareti yaratıyor. İkisini birden verirler mi bilemiyorum. Ama hakkettiğini rahat şekilde söyleyebilirim.

 

dean

A Star Is Born



https://www.imdb.com/title/tt1517451/

  Oscar ödülleri hızla yaklaşırken bende Oscar adayı olan filmleri izlemeye devam ediyorum. Sıra senenin ses getiren işlerinden A Star Is Bron'a geldi.

  A Star Is Born, Jack ve Ally isimli iki müzisyenin aşk ve müzik kariyerlerini ele alıyor. Jack ünlü bir müzisyen ama popülaritesinin son dönemlerini yaşıyor. Ally genç ve müzik yapma arzusuyla dolu bir kadın. İkili karşılaştıklarında Jack, Ally'deki yeteneği görüyor ve onu yanına alıyor. Böylece bir star'ın doğuşu diğerinin ise çöküşü başlıyor.

  Filmin başrolünde, yönetmenlik koltuğunda, senaryosunda ve yapımcılığında Bradley Cooper'ı görüyoruz. Cooper benim sevdiğim bir aktör işlerini takip ediyorum. Oyunculukla başladığı kariyerini artık komple bir sinemacı haline getirdi. Bu film onun ilk yönetmenlik denemesi. İlk film olarak beklentilerin çok üzerinde bir film. Yine de yönetmenlik açısından bakıldığında Cooper'ın ilk filmi olduğunu anlayabiliyorsunuz. Ufak tefek hatalar değilde acemilikler var. Zamanla Cooper'ın oldukça başarılı bir yönetmene dönüşeceğine inanıyorum.

  Lady Gaga'da bir çok kişi için sürpriz oldu. Lakin Gaga'nın oynadığı American Horror Story'nin beşinci sezonunda Gaga'da oyunculuk kumaşı olduğu belliydi. Bu film Lady Gaga içinde son derece uygun bir film olmuş. Lady Gaga'nın sahne deneyimi sadece kendi performansını değil, filminde performansını üstlere taşımış. Hatta yukarıda bahsettiğim Cooper'ın acemiliğine gölgelemiş.

  Hikaye anlamında sizi çok şaşırtan, çok özgün bir film değil. Lakin seyir zevki çok yüksek. Atmosferi ve müzikleri seyirciyi filme bağlayan en önemli elementleri. Film süresince karakterlerle bir arada olmak çok eğlenceli. Senaryosu ortalamanın üzerinde. Türün klişeleri bazen kullanıyor olsada seyirciyi rahatsız eden bir durum yok.

  A Star I Born izlemesi ve dinlemesi çok keyifli bir film. 8 dalda Oscar adaylığı var. Oyuncu performansları çok iyi bir film ama ödüle ulaşma ihtimalini yüksek görmüyorum. Orijinal şarkı dalında Shallow ön plana çıkıyor. En büyük rakibi Black Panther'dan All the Stars. İkisi de ödüle yakın. Yine de sanki bir tık Shallow daha iyi gibi.

 

rumar80

 Daha önce benzerleri çekildiği için ( aynı adla Barbara Streissand ve Kriss Kristopherson'lu film, Sezai Aksu ve Bulut Aras'lı film gibi) uzak duruyorum. Herhalde izlemem de.

dean

BlacKkKlansman



https://www.imdb.com/title/tt7349662/

  Ron Stallworth, Colorado'da siyahi bir polis memurudur. Eline bir fırsat geçer ve yerel Ku Klux Klan'a sızma şansı elde eder. Ortağı Yahudi Flip Zimmerman ile birlikte operasyona başlar.

  Gerçek olaylardan esinlenen filmimiz üslubu ile ön plana çıkmış. İyi filmlerine hasret kaldığımız Spike Lee, filmin tonunu kara mizaha yaklaştırarak bu kadar sert konulu bir filmi izlemeyi çok eğlenceli kılmış. Filmin senaryosunu başarılı buldum. second act birazcık sönük olsa da film geneli itibariyle oldukça iyi.

  Konsept olarak baktığımızda siyahi bir polisin Ku Klux Klan'a sızması zaten ilgi çekici ve altı rahatlıkla doldurulabilecek bir hikaye. Spike Lee bununla da kalmayıp, Redneck'ler üzerinden her türlü ayrımcılığın karşısına geçmiş. BlacKkKlansman'da hem filmin geçtiği dönem, hem de günümüz ile alakalı olarak ırk, din ve cinsiyet gibi konularda yapılan ayrımcılığa dair bir çok şey bulmak mümkün. Özellikle film bittikten sonra credits akmadan önceki gerçek görüntülere dikkat. Tüyleri diken diken eden cinsten.

  Filmin güçlü olduğu alanlardan biride oyunculukları. Filmin başrolünde Danzel Washington'ın oğlu John David Washington var. Kendisini ilk defa burada izledim. (Teknik olarak ikinci izleyişim. Zira çocuk oyuncu olarak Malcolm X'te de oynamış ama gram hatırlamıyorum orada karakterini.) Beklediğimden çok daha başarılı buldum. Ballers dizisinde Dwayne Johnson ile birlikte oynuyor. Kendisine güzel bir kariyer kurabilir.

  Sonuç olarak BlacKkKlansman başarılı yazılıp yönetilmiş altmetin olarak güçlü aynı zamanda da izlemesi çok keyifli bir film. Senenin iyi filmlerinden. En iyi film ve en iyi yönetmen dahil 6 dalda da Oscar adayı.

  Not: Filmin başında shiiiiiiiit lafını Isiah Whitlock Jr.'dan tekrar duyuyoruz ya. İşte o süperdi. (The Wire izleyenlere buradan selam)

dean

Bohemian Rhapsody



https://www.imdb.com/title/tt1727824/

  Film efsanevi rock grubu Queen'in kuruluşunu, solisti Freddie Mercury'nin hayatını bir kısmını ve ünlü Live Aid konserini anlatıyor. Bu süreçte Freddie Mercury'in özel hayatına da ışık tutuluyor.

  Bohemian Rhapsody aslında baya sıkıntılı bir pre-prodüksiyon süreci var. Filmden ilk kez 2010 yılında söz edilmeye başlanıyor. Sacha Baron Cohen, Freddie Mercury rolünü alıyor. Ama zamanla film çekimlere başlayamıyor ve 2013 yılında Cohen rolden ayrılıyor. Daha sonra  Ben Whishaw ismi ön plana çıkıyor. Yönetmen olarak Dexter Fletcher açıklanıyor. Ama senaryo bir türlü istenilen hale getirilemiyor. Fletcher yapımcılarla anlaşamıyor ve projeden ayrılıyor. Whishaw'unda ayrılmasının ardından film yine beklemeye başlıyor.

  2015 yılının son aylarında senarist Anthony McCarten projeyi ele alıyor. Senaryonun ilk draft'u 2016 yılının başında hazır hale getiriliyor. 2017 yılında ise Bryan Singer filmin yönetmenlik koltuğuna oturuyor. Rami Malek, Freddie Mercury rolüne getiriliyor. İvme yakalayan proje 20th Century Fox ve New Regency çatısı altında hızlıca çekimlere başlıyor.

  Bohemian Rhapsody, güzel bir film. Hikaye anlatımı, teknik özellikleri, yönetmenliği ve oyunculuğu son derece yerinde olan bir film. Yalnız şöyle bir sorun var sanki. (Aslında bu sorun bu filme ait bi'şey değil. Bu tür filmlere ait bir soruna dönüşmeye başladı.) Biyografi türü dram filmleri çok formülize hale gelmeye başladı. Bu formülü uyguladığınız zaman sanki bu filmleri kötü çekmek imkansızmış gibi.

   Bohemian Rhapsody gücünün büyük bölümünü elbette Freddie Mercury çok ilginç biri olmasında ve Rami Malek'in oyunculuğundan alıyor. Malek adeta Freddie Mercury'ye dönüşmüş. Geri kalan kadro yine çok başarılı tabi ama Malek filmi sırtlamış götürmüş.

  Filmin son 20 dakikası Live Aid kısmını oluşturuyor. Zaten Live Aid'in filmin en önemli kısmı olacağı açıklanmıştı. 20 dakikayı konsere ayırmak ilginç bir seçim olmuş. Ama film o noktaya kadar o kadar başarılı geliyor ki belki de o konseri canlı izlemiş (ben değilim) olanlar için bile yeni bir tat vermeyi başarıyor. (kendimi film biter bitmez orijinal Live Aid konserinde buldum.)

  Sonuç olarak Bohemian Rhapsody senenin güzel işlerinden biri. 5 dalda Oscar adayı. En iyi filmi alacağını düşünmüyorum ama Rami Malek kendi kategorisinin en büyük adaylarından biri.

dean

Green Book



https://www.imdb.com/title/tt6966692/

  Tony Lip, İtalyan bir aileden gelen Amerika'lı işçi sınıfından bir adamdır. Bir gün hiç beklemediği bir iş fırsatı ile karşılaşır. Afrikalı-Amerikalı bir piyanist olan Dr. Donald Shirley'nin şoförlüğünü yapacaktır. Ülkenin Güneyine yapılacak tur 1960'lı yılların Amerika'sında hiçte kolay olmayacaktır.

  Green Book benim açımdan senenin en güzel sürprizlerinden biri oldu. Roma, Bohemian Rhapsody, A Star Is Born, BlacKkKlansman derken sanki köşede sırasının gelmesini bekliyormuş. İrili ufaklı bir çok Ödül Töreninden aslında En İyi Film, En iyi Senaryo ve En İyi Yardımcı Erkek dallarında ödüllerle döndü. Özellikle Altın Küre'den sonra Oscar'a da göz kırpılmıştı.

  Filmi yönetmenlik olarak çok başarılı bulmadım. Peter Farrelly kendisini ön plana koymamış. Alfonso Cuarón'un kendi filmine yaptığı etkiye benzer göremiyoruz Green Book'ta. Eksi yönle başladım oradan gideyim. Filmin bazı noktalarda organik olmayan değişimler geçirdiğini düşünüyorum. Mesela baş karakterimiz Tony'nin siyahilerin içtiği bardağı çöpe atma seviyesinden siyahi bir adamı benimsemeye çok hızlı geçiş yaptı. Aynı durum ailesi içinde geçerli. Onun dışında biliyorsunuz ki Donald Shirley acıkırsa masaya oturtmayacaklar, lavabo'ya gitmesi gerekirse onu içeri sokmayacaklar. Bunlar biraz filmi düşürdü. Dediğim gibi organik hissettirmedi. Ama tek kusur bu olsun. Çünkü geri kalan her şeye bayıldım.

  Özellikle filmin senaryosu çok başarılı. Amerika'nın Güneyine yaptığımız yolculukta ırklar arasındaki ayrım son derece başarılı işlenmiş. Donald Shirley'nin "yeteri kadar siyahi olmamak" üzerine olan karakterizasyonu filmin hikayesini çok güçlü kılmış. Arabanın stop ettiği zaman Shirley ile çiftlikte çalışan siyahi işçilerin bakışması buna güzel bir örnek olarak verilebilir.

  Oyunculuklar çok kaliteli Mahershala Ali'nin zaten bu rolle almadığı ödül kalmadı. Onu direkt geçiyorum. Benim asıl dikkat çekme istediğim kişi Viggo Mortensen. Harika bir oyunculuk sergilemiş. Oynamamış, yaşamış denir ya işte aynı öyle. Fiziksel ve zihinsel olarak rolü çok başarılı giymiş. Özellikle Mortensen ve Ali'nin yağmur altındaki sahnesi filmin oyunculuk gücünün ne hayli yüksek olduğunu göstermiş.

  Sonuç olarak filmi beğendim. En İyi Film Oscarı almasıyla zaten bütün dikkatleri üzerine topladı. Ama bunun dışında da Green Book oyunculukları, senaryosu ve atmosferiyle ilgiyi hak eden güzel bir film.

dean

  Bu başlığa çok uzun zamandır uğramamışım. 8 ay olmuş. Tabi bu 8 ayda çok film izlendi. İzlediğim filmlerin listesine bakıp, sıra ile Green Book'tan sonra izlediklerimi kısaca yorumlayıp atacağım. Güncele gelirim. Benim içinde bir hafıza tazelemesi olur.

Enemy of the State



https://www.imdb.com/title/tt0120660/

  Avukat Robert Clayton Dean tesadüf eseri siyasi bir cinayetin delillerini ele geçirir. Hükümete bağlı bir istihbarat sevisi onun peşine düşer. Dean'in hayatı kabusa dönerken hiç beklemediği bir müttefiki olacaktır.

  Karşımızda Tony Scott tarafından yönetilen başarılı bir gerilim filmi var. Scott kariyeri boyunca bu tip filmlerde ne kadar iyi bir iş çıkardığını bir çok kez kanıtlamıştı. Enemy of the State filmi de bunlardan biri. Film güvenlik adına özgürlüklerimizden ne kadar vazgeçebiliriz ? Peki bu güvenlik ! güvenilir mi ? Yoksa güvenlik adı altında takip mi ediliyoruz ? gibi yirmi yıl sonrasında bile tartışılan önemli soruları soruyor. Verdiği ve vermediği cevapları günümüze bakıp düşündüğümüzde filmin ne kadar başarılı bir hikayeye sahip olduğunu da görebiliyoruz

  Filmin kadrosunda başroller olan Will Smith ve Gene Hackman dışında Jon Voight, Lisa Bonet, Regina King ve Gabriel Byrne gibi isimleri görmek mümkün. Herkesin rollerinde iyi işler çıkardığını söylemek mümkün. Türün sevenlerinin kaçırmamış olduğunu tahmin ediyorum. Ama gözden kaçtıysa izlenmeyi kesinlikle hak eden bir film.

dean

The Lost City of Z



https://www.imdb.com/title/tt1212428/

  Kaşif Percy Fawcett, Amazon Ormanlarında Z adını verdiği bir medeniyetin izlerine rastlamıştır. Bilim çevreleri ise Fawcett'a bu onuda yeterince güvenmez. O da kendi imkanlarını seferber ederek Z'nin peşine düşer.

  The Lost City of Z arada derede kaldığım bir film oldu. Genel olarak seyircinin beğenmediği kadar kötü bulmadım. Ama çok sevdiğimi de söyleyemem. Özellikle hikaye anlatıcılığı olarak biraz sorunlu bir film. Filmde karakterlerin aldığı bazı kararlar sizi tam tatmin etmiyor. Bu aynı zamanda filmin kurgusunda da sorunlar olduğunu gösteriyor. Zaman atlamalarından sonra karakterleri bıraktığınızdan çok farklı yerlerde buluyorsunuz ve film bunu açıklama gereği duymuyor. Filmin uzun süresi de bir noktadan sonra sizi yorabiliyor.

  Olumsuz özelliklerinin dışında yönetmen James Gray bu film için uzun zaman uğraştı. Onun tutkusunu filmi izlerken hissedebiliyorsunuz. Yaptığı işe inanan bir yönetmen var karşımızda. Ama filmin asıl yıldızı görüntü yönetmeni Darius Khondji. Seyirciyi filme bağlayan en önemli unsur leziz görselleri olmuş. Charlie Hunnam'ın da başarılı oyunculuğunu anmadan geçmeyelim.

dean

Skyscraper



https://www.imdb.com/title/tt5758778/

  Bir operasyon sırasında bacağını kaybeden eski FBI ajanı Will Sawyer, gökdelenler için güvenlik danışmanlığı yapmaktadır. Dünyanın en yüksek binası The Pearl Çinde açıldığında ailesi ile birlikte buraya yerleşir. Binanın güvenliğinde açıklar vardır. Yangın başlayıp ailesi içerde mahsur kalınca Sawyer'ın tek başına binaya girmekten başka çaresi kalmayacaktır.

  Dwayne Johnson'ı ne kadar seversiniz bilmiyorum. Belki her zaman aynı karakteri oynuyor gibi hissettirebilir, belki oyunculuğunu beğenmiyorsunuzdur. Olabilir. Ama şöyle bir gerçek var ki adam tam manasıyla bir Hollywood aksiyon yıldızına dönüştü. İçerisinde bulunduğu filmleri izletmeyi başarıyor, sonradan dahil olduğu serilere enerji katmasını biliyor. Bir şekilde seyirce ekranda güzel gözüküyor. Böylece her sene yüksek bütçeli iki üç aksiyon filminin başrolünü alıyor.

  Skyscraper'da o yüksek bütçeli aksiyon filmlerinden bir tanesi. Film vadettiği her şeyi yerine getiriyor. Full aksiyon arayan seyirci için ilaç gibi. Sürükleyici ve eğlenceli. Bu tip aksiyon filmlerini seven seyirci için birebir.