Birkaç yaz günü...Chaboute

Başlatan peder clemente, 28 Kasım, 2020, 17:45:42

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

peder clemente





Quelques Jours  D'ete=Birkaç yaz günü...
CHABOUTE


Küçük bir erkek çocuğu... Spider-Man tişörtü giyiyor ve kısa pantolonlu.
Bir yaz günü, annesi, kırsal bölgede, nehir kıyısındaki bir eve bırakır onu. Evde yaşlı bir çift, alet-edavat konulan yerde kafeste tavşanlar vardır. O yaşlarda çocuklar, büyüklerin de sorunları olduğunu düşünemez, Dünya kendi etrafında dönüyor zannederler... Annesinin sorunları vardı. Çözmesi gereken sorunları...






Yaşlı kadın hoş biridir ve çocuğa iyi bakar. Geceleri ocak başında ya da yatarken, cadı hikayeleri anlatır ona. Rüyalarına girecek türden hikayeler.



Yaşlı adam, nehre, sinek oltasıyla alabalık avlamaya gider. Balık tutmaya çalışan adam bir arabacı gibiydi. Akıntıya sırtını dönmüş vaziyette havayı kırbaçlıyordu. Nehre ilerlemesini emrediyor gibiydi ya da çocuk öyle gördü. Adeta nehri evcilleştiriyordu yaşlı adam...



Yaşlı adam, çocuğa balık avlamayı öğretti. Sabırla ve hoşgörüyle... Çocuk oltaya dolandığında asık suratlı yaşlı adam gülümsedi.



Çocuk, süt almak için köy meydanına gittiğinde, yaşlı kadınlar (cadı olabilirlerdi!) ona "sıska, küçük sivrisinek" dediler... "O, dilsiz ihtiyar kaçığın evinde kalan şehirli çocuk bu!" dediler. Oysa yaşlı adam dilsiz değildi. Bir gün, balık yakaladıktan sonra, nehir kenarındaki büyük bir kayanın üzerinde otururlarken, yaşlı adam ona şöyle dedi: "Evet dilsiz değilim... İnsanlar her zaman açıklamalara ve büyük cümlelere ihtiyaç duyarlar... Ama nehir büyük cümleler kurmuyor. Sadece dinle! Nehrin fısıltısını duyuyor musun?"



Hayvanlarla dostluk kurmayı (gerektiğinde beslenmek için onlardan faydalanmayı) ve korkularını yenmeyi de öğretti ona yaşlı adam.
Bir süre sonra çocuğun annesi geri döndü. Babasından ayrılmış, eşyalarını yeni evlerine taşımıştı. Bundan böyle, babasını, iki haftada bir görecekti küçük çocuk. Çocukluk bitiyordu... Ayrılırken: Annesinin verdiği zarfı, "Hiç olur mu öyle şey? " diyerek almadı yaşlı kadın. Yaşlı adam, arabanın camına doğru eğilip: "Nehirlerin fısıltısını küçük adam! Hiç unutma!..." dedi.




Araba, ağaçlı yolda ilerliyordu. Annesi gergindi. El sallayan yaşlı çift ve evleri gitgide küçülüyordu arkalarında. Yan taraftaki nehir fısıldayarak akmaya devam ediyordu...


yidar

Keyifle okudum.Ellerine sağlık .

seastar1000

Harıka yazmıssınız umarım orjınal hıkayeyı de okuruz

KenParker

Bakalım yayınlanma olanağı bulacak mı

hercai

Sevgili Peder Clemente;
Çocukların dünyasına girebilmek; onların yetişkinliklerinde dahî akıllarının ve ruhlarının  bir köşesinde etkisini duyacakları izler bırakmak kaçınılmazdır. Hikâyenizde büyükanne ve büyükbaba tiplemesini görüyorum...sonunu elbette merâk ediyorum.
Link atsaydınız bari.
Cadılar ve korkuları öteleyip aklıma bir ay önce izlediğim bir film geldi;
Nehir her durum ve koşulda sessizce fısıldar mı insana? Yok, yok ben inanmıyorum buna.
İnsanı bir anda çaresiz bırakabilir...debisini arttırıp sizi ordan oraya sürükleyebilir...tek kurtuluş aracınız olan teknenizi parçalayabilir...bu nehir size rotanızı kaybettirebilir...timsahlar, sülükler ve sineklerle boğuşmak zorunda kalmanız kaçınılmazdır.
Bunlar kurgu bile olsa gözlerimle gördüm...Bu nehir fısıldamıyor, haykırıyordu...
Bana inanmıyorsanız izleyin!
Afrika Kraliçesi ( The Afrikan Queen)
Yapım yılı 1951,
Humprey Bogart, En iyi erkek oyuncu oscarı
  Sevgiler sizinle olsun

peder clemente

Yidar, Seastar1000 ve KenParker arkadaşlarıma olumlu görüşleri için teşekkürler.
Sevgili hercai,
Nehir, yaşam metaforu olarak kullanılırsa eğer; doğru...Her zaman fısıldayarak akmaz suları...Ama taşkınlıkları, durgunlukları ve tatlı, tatlı aktığı anları ile bir bütün değilmi hayat dediğimiz?

Gabby

"...az yanımda kal çocukluğum" diye yakaran, "...açılın açılın tekrar çocuk dizlerimdeki yaralar" diyen Ziya Osman Saba'nın kırılganlığı var Chaboute anlatılarında... Anne-babasının yatak odası kapısını heyecanla tıklatan, bir müddet sonra içeriden babasının bıkkın bir sesle: "Of ya Melissa, bugün pazar, dön yatağına!" demesiyle, iki fincan kahve, bir paket büskivi ve birkaç dal papatya ile süslediği sürpriz kahvaltı tepsisiyle kapının ardında öylece kalakalan "Acı Masallar" daki küçük kız gibi...

Nehir lafı açıldığı için söylüyorum, Bizi Ayıran Nehir filmi de, rahip baba ve iki oğlunun nehirde balık tutma ritüelleri üzerinden yaşamı ve aile bağlarını sorgulayan edebi anlatımlı şiirsel bir filmdir... Bu keyifli yazı için teşekkürler peder clemente.

peder clemente

Değerli görüşleriniz ve katkınız için teşekkürler Gabby üstâd. Aslında, eseri okurken aldığım notlardı yazdıklarım. Beğenince, "arkadaşlarla paylaşayım" dedim.
Robert Redford'un yönettiği 1992 tarihli: "A River Runs Through it" adlı film, Türkiye'de "Bizi Ayıran Nehir" adıyla gösterilmişti. Kardeşlerden asi karakterli olan Paul'u Brad Pitt oynamıştı. Robert Redford, Brad Pitt'i sanki kendi gençliği yerine oynatmıştı. Büyüleyici güzellikteki balık avı sahneleri unutulmaz...




Çok sevdiğim Ziya Osman Saba'nın bir şiirinin adı gibi: Bütün Saadetler Mümkündür...

hanac

Daha yeni okuyabildim Pederim.

Çok güzel anlatmışsınız, kaleminize sağlık.

peder clemente

Bir kaç yaz günü geçen bu kısa ve sıcak öyküyü beğendiğinize sevindim Hanac dostum; ayrıca, Bizi Ayıran Nehir filminden balık avı sahnesi anının boyutlarını düzenlediğiniz için de teşekkür ederim.

karlıova

Sevgili Peder, bu güzel öyküye güzel görseller ve özgün anlatımınızla dikkat çektiğiniz için teşekkürler. Chaboute, Rabate ve Manu Larcenet gibi bazı BD otörleri çizgi roman değil, grafik roman yapıyor. Kısa da olsa eserlerinde edebi derinlik ve gerçek hayattan kesitler var. Umarım ülkemizde henüz yayınlanmayanlar ileride okurla buluşma şansı bulur.

nicholaihel

Haydi İletişim, büyük yayınevisin. Bas şu külliyatı arka arkaya. Yapayalnız'ın kardeşleri tamamlansın.