Fade out

Başlatan rumar80, 02 Şubat, 2021, 16:03:50

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

rumar80

   1948 sonbaharında Los Angeles'tayız. Savaş öncesi film endüstrisinin en önemli senaryo yazarlarından (en iyi senaryo Oscar'ını Yurttaş Kane'e kaptıracak kadar) olan, ancak savaş sonrası kuruyan ve arkadaşı Gil sayesinde ayakta duran Charlie, gözlerini bir banyo küvetinde açar. Ev Charlie'nin senaryosunu "yazdığı" filmin baş kadın oyuncusu Valeria Sommers'ın evidir. Charlie önceki gece katıldığı partiden sarhoş bir şekilde ayrılmış ve Valeria'nın evine gitmiştir. Ancak sonrasını hatırlamamaktadır. Salona geldiğinde Charlie ikinci bir şok ile karşılaşır: Valeria boğularak öldürülmüştür. Korkan Charlie kaçar. Ertesi gün haberlerde Valeria'nın ölümü vardır, ama Charlie'nin bildiği gibi değil. Valeria banyo kapısına kendini asarak intihar etmiştir. Peki gerçekte ne olmuştur? Charlie gerçeği bulabilecek midir? Ya da bunu anlatabilecek kadar yaşayabilecek midir?

   Beni de favori yazarlarımdan olan Ed Brubaker ve ayrılmaz ortağı gibi olan Sean Philips'ten Hollywood'un karanlık yüzüne ait 12 bölümlük bir "noir" polisiye. Bir yanda komünist arayan FBI, diğer yanda şöhret için her yolu kabullenen oyuncular, bunlardan yararlanan stüdyo sahipleri, vs. Brubaker bir kez daha başarılı bir yazarlık sunuyor karşımıza. Baştan "kaybeden" bir kahraman olan Charlie'nin gözünden bir dönem anlatılıyor. Buna Philips'in çizimleri inanılmaz renk katıyor. Suç hikayeleri konusunda gerçekten bir usta Brubaker. Hep kafamda gerçekten bir senaryo yazsa da ekranda ya da perdede görsek duygusu geçmekte. Şu ana kadar başarısız bir öyküsünü okumadığım Brubaker'ın bu eserini de imkanı olan çizgi roman okurlarının okumasını tavsiye ederim.

   Son olarak; Brubaker'ın amcası 30'lu yıllarda Hollywood'da senaryo yazarlığı yapmış, yengesi de halkla ilişkiler işindeymiş. Onların anılarının da büyük katkısı olduğunu düşünüyorum.




ZGeralt

Eline sağlık abi, ben de dün başladım buna :)
Bitince yazarım fikirlerimi, zaten Brubaker-Philips henüz hayal kırıklığına uğratmadılar beni, beklentim daha da yükseldi şimdi.

Abysmal

Yazı için elinize sağlık.
Umarım bir gün dilimizde görürürüz :'(

Darkseid is.

Ne tesadüftür ki ben de şu an bu seriyi okuyorum. İlk 2 cildi bitirdim, biraz ara verdim hemen bitmesin diye başka şeyler soktum araya :) Geniş karakter yelpazesine rağmen Brubaker hikayeyi kontrol altında tutmayı başarıyor. Gizem yavaş yavaş çözülürken akıp gidiyor sayfalar.
Ed Brubaker - Sean Philips`in daha kötü işini okumadım, her seferinde hikayeye dalıp gidiyorum. 

Yeni bir cilt çıkardıklarında gözüm kapalı alıyorum artık.


rumar80

  Uzun zamandır almayı planlıyordum.  Ama ikinci cildi bulamıyordum. Yakin zamanda tek cillte hepsi toplanmış.  Ben de onu aldım hemen.

hanac



Clark çekti sloganının sahibi Clark Gable'e benziyor gibi.

rumar80

  Bu resimdeki karakter filmin baş erkek oyuncusu Earl.
  Ama kitapta Clark Gable ve Humphrey Bogart gibi dönemin ünlü oyuncuları arka planda görünmekte. Hatta Clark Gable'ın hayatı ile ilgili bir anı da anlatılmakta.

ZGeralt

Ben de bitirdim The Fade Out'u. Beklentimi yine karşıladı Brubaker -Philips ikilisi. Suç janrında efsane olma yolunda ilerliyorlar gerçekten yani ne diyebilirim başka övmek için bilemedim.

Hikaye ilerledikçe karakterlerin derinleşmesi, flashbackler ile o atmosfer içindeki ilişkilerin detaylandırılması vasıtasıyla sizi sadece "katil kim" sorusunu merak eder bir halde bırakmıyor, aksine "katili" aramayı unuttuğunuz bile oluyor. Dönemin Hollywood atmosferi, komünist avı ve kirli stüdyo ilişkileri içinde politik alt metinleri de olan bir "dönem manzarası"  sunuyor. Yakın tarihte David Fincher'ın son filmi Mank'ı de izlediğim için - ki Mank'de benzer bir atmosferde geçiyor- ortama fazla yabancılık da çekmedim, belki hikayenin içine çok çabuk girmeme etkisi oldu.

Son yıllarda insanın karanlık tarafını da gösteren, gri alanlara çok giren, bazen anti-kahraman formülü ile bazen ise insanın kötü bir canlı olduğu teziyle yazılmış çok sayıda yazılı veya görsel eser gördük. Uzun yıllar süren tertemiz ana kahraman içeren ve iyiyle-kötünün keskin olarak  ayrıldığı hikayelerden sonra bu tarz hikayeler oldukça popüler oldu ve talep görmeye başladı. Açıkçası bende bu tarz hikayeleri çok daha fazla seviyorum. Fakat bir süre sonra sırf popüler olması nedeniyle de sıradanlaştı ve sadece anti-kahraman yazarak ilginç hikayeler ortaya çıkabilir gibi yanlış bir düşünce de ortaya çıktı bence. Yani özetle artık bir hikayenin tarzına baktığımda bu grilik/anti-kahramanlık -artık nasıl tanımlarsak- tonu ne kadar düzgün ve samimi kullanılmış az çok hissedebiliyorum sanırım. The Fade Out bu konuda da benim için sınıfı geçti. Yani bu çizgi roman bakın ben griyim diye reklam yapmıyor, doğası gereği tüm doğallığı ile gri. Bilmiyorum güzel anlatabildim mi :)

Fırsat buldukça ve maddi durumum el verdikçe bu ikilinin bütün işlerini toplamaya çalışıyorum, suç janrını seviyorsanız ve İngilizceniz de varsa en azından bir göz atmanızı tavsiye edebilirim.