Beni Avlayamazsınız - KaraKarga

Başlatan TKnKT, 06 Mayıs, 2022, 21:09:35

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

TKnKT


Özgün Adı: Je Mourrai Pas Gibier
Yazan/Çizen: Lional Papagalli aka Alfred (Guillaume Guéraud'nun romanından uyarlama)
Renklendirme: Henri Meunier
Çevirmen: Sebla Kutsal
Yayın Tarihi: Mayıs 2022
Sayfa Sayısı: 120
Ebat: 16,5 cm × 22 cm
Etiket Fiyatı: 110₺
Tadımlık: Burada!

Tanıtım Metni
    Aslında, bunun bir kutlama olması gerekiyordu, çünkü ağabeyimin düğünüydü.

    Ama Mortagne'da yapılan bir kutlamanın neye benzeyeceği hiçbir zaman bilinmez.

*Alfred'in Karakarga'dan Senso ve Eskisi Gibi adında iki kitabı yayınlanmıştı.
"The man who opens topics faster than his shadow"

TKnKT

    Hâlâ fırsat bulup Eskisi Gibi'yi okuyamadım bu sebeple Senso'dan sonra benim için ikinci Lionel Papagalli (Alfred) kitabı oldu. Senso ne kadar pozitif bir kitap ise spektrumun diğer ucunda olağanca karamsarlığı ile Beni Avlayamazsınız duruyor. Kısa bir kitap, ancak bu kısalığı uyarlandığı eseri* okuma güdüsü oluşturacak kadar güçlü bir kitap. En azından ana karakterimizin motivasyonlarını daha iyi anlamamıza sebebiyet verebileceğini düşündüğüm için gerekli olduğunu düşünüyorum. Karakter değişimi çok keskin ve çok radikal, gerekçelerini kabulleniyorum ancak biraz daha bu gelişimi adım adım izlemek isterim. Alfred'in bu kitap özelindeki çizimleri Senso'ya göre biraz daha sade hissediliyor. Özellikle karakterlerdeki duygu geçişlerini ve özellikle duygusal bir çöküşe sürüklenişi karalama ile ifade etmesini -sanatsal olsa dahi- biraz zayıf buldum.

    Kitabın içeriğine gelecek olursam, konusu net ve açık ancak direkt olarak hikaye üzerinden ilerleyeceğim için spoiler şeklinde aşağıda belirteceğim. Kitaptaki metinler konuşma balonundan çok düşünme balonu içerisinde. Yani kitabın çoğunda karakter aslında sizinle konuşuyor. Spoiler ile konunun dramatikliği bir şey değiştirmeyecektir, ancak yine de okumadan önce spoiler ile yüzleşme tercihini sizlere bırakıyorum.

[spoiler]
    Kitap tam anlamıyla güçlü bulduğum ancak artık klasikleşmiş ve klişeleşmiş bir şekilde açılış yapıyor. Kitabın sonunda ne olduğunu başında görüyoruz ve hikayenin buraya nasıl geldiğini görüyoruz. Ana karakterimiz kendini içinde bulunduğun küçük topluluğun normlarından ve tekdüzeliğinden uzaklaştırmak isteyen bir insan. Tutumları ve tavırları bu noktada kendisini bir miktar "naif" gösteriyor. Kesinlikle öfkeli ve keyifsiz, ancak bunu içinde yaşadığı için sadece biz biliyoruz. En nihayetinde bu tutumu onu toplulukta kabullenilen ancak önemsenilmeyen konumuna itiyor. Tüm bu karakter özellikleri üzerine biraz beklendiği üzere, biraz da tesadüf eseri ana karakterimizin bu toplumda kendine tek arkadaş görebileceği isim toplumun bir diğer dışlanan karakteri oluyor, -kitapta ifade edildiği şekliyle- "mahallenin delisi".

    Buraya kadar her şey hikayenin başlangıcı için güzel bir nokta. İşin can alıcı kısmı "mahallenin delisine", ana karakterin abisi ve arkadaşı tarafından gösterilen tutum sonucunda ana karakterimizin tüm içinde yaşadığı duyguları somut dünyaya dökmesi ile gerçekleşiyor. Hikayenin beni etkilediği ana nokta burası oldu. Özellikle çocuk yaşlarda yaşadığınız çevrede, sokakta oynarken denk gelinen bir mahallenin delisi var mıydı? Benim ilkokul çağımda yaşadığım yerleşim yerinin içerisinde belki benden büyük belki küçük bir çocuk vardı. Konuşma yetisi yoktu, kendini ifade etmekte zorlanıyordu. Üstü başı ise sürekli kir ve pislik içerisindeydi. Probleminin ne olduğunu hiçbir zaman öğrenemedim. Ancak kitaptaki hikaye ile benzer çok benzer bir özelliği vardı, mahallenin diğer çocukları tarafından sürekli olarak zorbalığa uğruyordu. Çünkü zayıftı ve karşılık vermiyordu. Belki vermiyordu, bekli veremiyordu. İmkan bulursa kaçıyor, dokunulmazsa yine bir kenarda seni izliyordu. Hiçbir zaman kabullenilmedi ya da insanlar aralarına dahil etmek istemedi. Öyle bir konumdaydı ki zorbalık etmeyen biri olsanız da onunla gidip sosyalleşmeniz mümkün değildi. Buna kalkışırsanız siz de o sokağın çocukları arasında sosyal konumunuzu kaybedecek ve silinecektiniz. Bu sebeple zorbalığı yapanlardan olmasam da ses çıkarabilen bir kişi de olamamıştım. Bu da benim gönlümde yatan derin bir sızıyı tetikliyor. O çocuğun diğer çocuklar açısından eğlence unsuru olarak maruz kaldığı muamele ile gelişimine daha da büyük bir ket vurulduğu aşikar. Bu hikayenin zorbası olmasam da hiçbir şey yapmamak da suçlu olmanız için yeterli oluyor.

    Yeryüzünü iyiler ve kötülerden daha net ayırabilecek genel bir ayrım aslında güçlüler ve güçsüzler arasında. Güçsüz her koşulda bir şekilde hayata, çevresine ve geleceğine tutunma derdinde. İyilik ve kötülük güçsüzler için bir tercih imkanı olmayabiliyor. Asıl irade ve mühim konu güçlülerin kendini nerede konumlandırmak istediğinde. Her iki tarafta da yer alabilme imkanları var. Ancak yine de bir çoğu, çoğunluğun iyiliğine fayda sağlamaktansa kendi gibi kötüleri yüceltmek ve gücüne güç katmak derdinde. Tüm yolsuzluklar ve kötülüklere diğer söz sahiplerinin ve güçlülerin gözlerini kapatması da aralarında karşılıklı bir dayanışma. Durum böyle olunca ana karakterimizin geldiği noktadaki eylemlerini yargılamak bir miktar zorlaşıyor. İlahi adalet bekleyecek kadar masum olmanın gereği yok, yeryüzüne adaleti indirebilmek gerek. Adaleti nasıl sağladığınız ise asıl çıkmazı oluşturuyor.
[/spoiler]


*Küçük bir araştırma yaptığımda Guillaume Guéraud'nun Je mourrai pas gibier'si sanırım Türkçe'ye çevrilmiş bir eser değil.
"The man who opens topics faster than his shadow"

kahramanlarsinemada

Hikaye ilgi çekici başlıyor. Akışı da güzel. Çizimler ve panel kullanımı da tatmin edici. Tek eksik yanı; hikayeye bütün olarak bakınca bir inandırıcılık sorunu var.