Horla - Yapı Kredi Yayınları

Başlatan memospinoz, 27 Ekim, 2018, 08:47:52

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

memospinoz



Deli değilim ben...
Burada yaşayan bir şey var... Benimle birlikte...
Bu şey insanlara dokunabiliyor...
Su ve sütle besleniyor...
Ama onu göremiyorum...

Maupassant'ın ölümsüz hikâyesi Horla, Sorel'in ellerinde yine bir çizgiroman başyapıtına dönüşüyor.

Boyut: 22x29 cm
Sayfa Sayısı: 64
Etiket Fiyatı: 18 TL

https://bedetheque.com/BD-Horla-Sorel-Le-Horla-208522.html

hanac


SeSSe

Bu kitap ne zaman çıkacak bilgisi olan var mı?

memospinoz

Alıntı yapılan: canmeymancan - 28 Ekim, 2018, 10:49:16
Bu kitap ne zaman çıkacak bilgisi olan var mı?

Haftaya Cuma raflara çıkmış olur sanırım.

yidar

Güzel bir esere benziyor.Daha önce bilgisi olan arkadaşlar varsa yorum yazabilir mi?

KenParker

Bu ÇR sert kapaklı mı basıldı, bilgisi olan var mı?

kırkambar


memospinoz


KenParker

Frankafon seviyorum ama o zaman bi düşüneyim...
Renklendirme çekici. Sert kapak olsaydı kaçmazdı.

peder clemente



"Horla "adlı grafik roman, Guy de Maupassant'ın "Le Horla" adlı öyküsünden, aslına sadık kalınarak Guillaume Sorel tarafından uyarlanmış ve özenle resimlenmiş.


Guillaume Sorel

Guillaume Sorel : Fransa'nın, Normandiya Bölgesindeki Cherbourg'da 25 Mart 1966'da doğmuş, Fransız çizgi roman sanatçısı ve yazar. Bir mimarlık okulunda, Lyon'daki uygulamalı sanatlar okulunda ve Paris'teki güzel sanatlar kolejinde okudu. On dokuzuncu yüzyıl ile yirminci yüzyılın başlarındaki fantastik edebiyata olan ilgisini "Horla" adlı çalışmasında da görmek mümkün.


Guy de Maupassant'ın 1888'de Nadar tarafından çekilmiş fotoğrafı

Gelelim orijinal eserin yazarı Guy de Maupassant'a (okunuşu:güy dö mopasan): 5 Ağustos 1850'de Fransa'da doğmuş, 6 Temmuz 1893 Yılında Paris'te vefat etmiştir. Mezarı, Paris Montparnasse mezarlığındadır. Maupassant ailesi, Normandiya bölgesine (Guillaume Sorel'de aynı bölgeden) 18. Yüzyılda yerleşmiş. Babası Gustave Maupassant, 1846 yılında, bir burjuva olan Laure Le Poitevin ile evlenmiş. Laure, derin bir edebi kültüre sahipmiş (Vikipedi). Çiftin boşanmasının ardından Guy ve ağabeyi Herve, anneleriyle yaşamışlar. Guy de Maupassant, Yvetot'da gittiği din okulundan atılmış ve hayatı boyunca bu ilk eğitim sürecinde dine karşı geliştirdiği olumsuz görüşlerin izlerini taşımış ("Horla" adlı eserde de bu izler görülüyor). Fransa-Prusya savaşına gönüllü olarak katılmış. Savaşın sona ermesinin ardından 1871 yılında Normandiya'yı terk edip Paris'e yerleşmiş. On yıl boyunca Denizcilik Bakanlığı'nda çalışmış. "Madame Bovary" adlı eserinden hatırladığımız ünlü Fransız Yazar Gustave Flaubert (okunuşu: Güstav Flober), onun koruyucusu, akıl danışmanı, yol göstericisi, yani "guru"su olmuş. Flaubert'in yönlendirmesiyle öykü ve roman yazmaya başlamış. 1880 ile 1891 arasında en verimli dönemini yaşamış. Gençlik yıllarındaki hızlı yaşantısında cinsel ilişki yoluyla bulaşan (hastalık etkeni Treponema Pallidum adı verilen bakteridir) "Frengi (Sifiliz)" hastalığına yakalanmış. Uzun yıllar bu hastalıkla boğuşmuş. Zaten bu hastalık uzun dönemde ciddi komplikasyonlara neden olur. İlerleyen yıllarda büyük bir ölüm korkusu ve yalnız kalma isteği geliştirmiş. İntihar girişiminde bulunmuş. Paris'teki Dr.Blanche Tıp Kliniğinde akıl hastalığı teşhisi konmuş ve 43. yaşgününden bir ay önce, 6 Temmuz 1893 tarihinde burada hayata gözlerini yummuş. Grafik romanın kaynağı olan "Le Horla" öyküsünü 1888'de yazmış. Yazarın hayatı, kişiliği ve melankolik yapısı bilinirse  "Horla" daha iyi anlaşılıyor.


Guy de Maupassan'ın "Le Horla" adlı eserinin İspanyol edisyonunun kapağı.

Spoiler Olabilir.
Sorel, "Horla"da, Matou karakterini, Guy de Maupassant'a benzer çizmiş.
Matou, büyük bir malikane'de, hizmetçisi (Jean), Aşçısı (Rose), Arabacısı (Gustave) ile birlikte yaşıyor. Matou yalnızdır ve sürekli yazmaktadır. Kendisini odasına kapatmış gibidir. Bir gün, açık pencereden odasına bir kuş girer. Kedisi, kanapede uzanmış yatmaktadır. Kuş, odada çırpınır... Kendini camlara vurur, dışarıya çıkmak için... Panikler. Matou: "Yoksa hiç bir şey görmüyor musun?" diyerek kuşu açık cama yönlendirir; odadan çıkan kuşun ardından, "Şu korku nasıl da aptala çeviriyor insanı" der. Kuş, sadece bir "metafor"dur. Matou'nun "Agorafobi"si (Alan korkusu. Kişi, dışarı çıkmaktan, alışveriş'ten, kalabalıktan kaçar) ve "Panik Atağı" (Ölüm korkusundan mütevellit) ortaya çıkmaya başlamıştır. Sorel'de gecikmeden bu panelleri resimler:





İsviçreli ressam ve sanat yazarı Johann Heinrich Füssli'nin, 1871 tarihli, "Kâbus" adlı yağlıboya tablosu.

İsviçreli Ressam Johann Heinrich Füssli: 1741'de doğmuş, 1825'te vefat etmiş. Füssli'nin "Kâbus" adlı tablosundan esinlenerek, Sorel'in yukarıdaki paneli çizdiği çok açık.
Matou'ye, nedenini bilmediği sıkıntılar gelmektedir. Ateşler içinde uyanmaktadır. Sanki evde onunla birlikte yaşayan görünmeyen bir varlık vardır.




'Evde kendisini bir kötülüğün beklediğini' düşünmektedir. İştahı azalmıştır. Uyuyamamaktadır. 'Göğsüne bir yaratığın toynaklarıyla oturduğu, ruhunu emdiği, yaşam enerjisini çaldığı' kâbuslar görmektedir. Kan, ter içinde "Hayııır!" diyerek uyanmaktadır.



Ancak, 2-3 saat uyuyabilmektedir. Sonrası ...Kâbus. Yüz rengi sararıp solar. Korku içine iyice yerleşir.



Kedisi ormana kaçar. Onu ararken, ağaçları üzerine kapanıyor gibi görür. Nefes nefese kalır.
Kedide de bir gariplik vardır...




İyileşmek için bir süre evden uzaklaşır. Bir ada'da bulunan eski ve tarihi kiliseyi ziyaret eder.



Keşiş ile konuşur. Keşiş: "Sizde bir şey var, huzuru arıyor." der. Keşiş, sürekli esen rüzgardan bahseder.
Rüzgarın mitolojik hikayesini anlatır Matou'ya. Hep bu rüzgarla yaşamaktadırlar... Çocuk bağırışları gibi rüzgarlarla. Konuşma ilerler...
Matou sorar: "Yeryüzünde bizim dışımızda varlıklar olsaydı görürdük onları değil mi?"
Keşiş cevaplar: "Var olanın yüz binde birini görebiliyor muyuz acaba?".
Odasına döndüğünde, başucundaki suyun kaybolduğunu, sütün eksildiğini görür. Bahçeye çıkar... Bir gül kırılıp alınır, kâbusuna gelen yaratık tarafından.




"O kopardı gülü" der Matou; "Burada benimle beraber yaşıyor ve benden besleniyor" diyerek devam eder...
Adını: "Horla!" koyar yaratığın.
Matou anlatır: "Bilim insanları hayvan gözünün bizimki gibi görmediğini söylüyor.
Benim gözüm beni baskılayan varlığı göremiyor mesela.
Yeni bir varlık...
Keşiş haklıydı. Var olan şeylerin ancak yüz binde birini görebiliyoruz...
Geldi işte, bu o!
O...O...Horla!
Horla, bu o...Geldi!".




Kalemi mürekkebe batırıp, bir kağıda "Korkuyorum" yazar...Ve bitkin vaziyette başını masaya koyup dalar.



Bazı gelişmelerden sonra  Matou: "O geldi"..."Onu öldüreceğim" der...Ve...
Sorel'in çizimleri çarpıcı güzellikte ve çerçevelik.
Puanım : 7.5/10




Guillaume Sorel'in başka ve güzel bir çalışması daha.

hercai

Sevgili Peder Clemente;
Öncelikle ellerinize sağlık...geçen haftalarda "Kaybolan O Günler" kitabını değerlendirmiştik forumda...psikoloji temalı romanlardan dı...orada 'Çoğul Kişilik Bozukluğu' mükemmel bir şekilde kurgulanmıştı..
Burada ise, 'Panik Atak ve Şizofrenik Bulgular' kurgulanmış...yanlış anlaşılmasın roman kahramanının psikiyatrik değerlendirmesi haddim değil  :D
Bu kitaba kaynak öykünün yazarı ve onun hayatıydı merak ettiğim...Guy De Maupassant'ın hayatına  yer vermeniz çok yerinde olmuş...çünkü inanıyorum ki; ruhun betimlemeleri sahibinin kaleminden çıktığında muhteşemdir...
Sevgiler sizinle olsun

Nomad

@peder clemente
Üstad yine dert kapısı açtın  :)
Merak ve itki etkisiyle alacağım bir şekilde bu kitabı.
Zaten zor bela dengede tuttuğum psikolojimi sanayide rot balans görmüş araç gibi dağıtıyor bu tür eserler.
Sonra gelsin" acaba" lar, gitsin "sanki" ler.
Şahsi kanaatim yazarın psiko sosyal arızalarını yansıttığı bu tür eserlerin güzel yurdumda +18 olarak satılması gerektiği yönünde.
Zaten toplumun yarısı sayko, kalanını da bozmamak lazım.
Ayarbozan sınıfı bir eser bu benim kategorizasyon tablomda.

peder clemente

Alıntı yapılan: hercai - 17 Aralık, 2020, 12:17:59
Sevgili Peder Clemente;
Öncelikle ellerinize sağlık...geçen haftalarda "Kaybolan O Günler" kitabını değerlendirmiştik forumda...psikoloji temalı romanlardan dı...orada 'Çoğul Kişilik Bozukluğu' mükemmel bir şekilde kurgulanmıştı..
Burada ise, 'Panik Atak ve Şizofrenik Bulgular' kurgulanmış...yanlış anlaşılmasın roman kahramanının psikiyatrik değerlendirmesi haddim değil  :D
Bu kitaba kaynak öykünün yazarı ve onun hayatıydı merak ettiğim...Guy De Maupassant'ın hayatına  yer vermeniz çok yerinde olmuş...çünkü inanıyorum ki; ruhun betimlemeleri sahibinin kaleminden çıktığında muhteşemdir...
Sevgiler sizinle olsun

Sevgili Hercai,
Yorumunuz ve konuya katkınız için teşekkür ederim.
Guy de Maupassant'ın biyografisinde: "Canlı ve taşkın bir kişiliği olan Maupassant, hayatın zevklerine ve çalışmaya aynı coşkuyla sarılmıştı. Ne olduğunu bilmediği ve kendisine düşman bellediği bir varlığı hep yanı başında hissediyor ve ölüm düşüncesi sürekli olarak aklını kurcalayıp duruyordu. 1887 Yılında yayımlanan "Le Horla" adlı hikayesinde, delilik belirtilerinin nasıl başladığını ve insan üzerinde ne gibi değişiklikler meydana getirdiğini anlattı." yazar.

Her deli dahi değil ama bazı dahiler biraz deli galiba. Edgar Allan Poe bir diğer örnek. Poe:19 Ocak 1809 ile 7 Ekim 1849 arasında yaşamış ve 40 yaşında vefat etmiş. Polisiyenin mucidi. Boston'da oyuncu anne-babanın ikinci çocuğu olarak doğmuş. 1810 yılında babası aileyi terk etmiş ve bir yıl sonra annesi ölmüş. Poe'yu Virginia'lı John ve Frances Allan çifti evlerine almış. 1836 yılında 13 yaşındaki kuzeni Virginia Clemm ile evlenmiş. Eşini kaybetmiş. Poe, insanın bilinçaltında var olan korku ve kaygıları eserlerinde canlandırmış. Poe'nun yaşam ile ölüm arasında biçimlendirdiği alacakaranlık ve gotik ortam, karakterlerinin hastalıklı iç dünyalarını da yansıtır. Poe, psikolojik süreçlerin egzotik ve tuhaf yanlarını araştırmak için delilik hikayelerine adeta kendini adamış.
Bauledelaire, Poe için şöyle yazmış: "...O ve onun gibi özel yapıdaki insanlar için şöyle diyeceğim: Bizler adına acı çektiler!".

peder clemente

Alıntı yapılan: Nomad - 17 Aralık, 2020, 15:39:25
@peder clemente
Üstad yine dert kapısı açtın  :)
Merak ve itki etkisiyle alacağım bir şekilde bu kitabı.
Zaten zor bela dengede tuttuğum psikolojimi sanayide rot balans görmüş araç gibi dağıtıyor bu tür eserler.
Sonra gelsin" acaba" lar, gitsin "sanki" ler.
Şahsi kanaatim yazarın psiko sosyal arızalarını yansıttığı bu tür eserlerin güzel yurdumda +18 olarak satılması gerektiği yönünde.
Zaten toplumun yarısı sayko, kalanını da bozmamak lazım.
Ayarbozan sınıfı bir eser bu benim kategorizasyon tablomda.
Nomad dostum, güldürdün yine. Hastasıyız!
Aman, akıl ve ruh sağlığımıza mukayyet olalım; yoksa "HORLA!" gelir geceleri. ;D
Delilik veya akıl hastalıkları çok ciddi sonuçlara yol açıyor. Çocuklarını öldüren ebeveynler var. "O söyledi öldürmemi" diyorlar sonradan, hayali arkadaşlarını kastederek. Ankara'da emekli olduğum Kurumda, İbrahim adında, bayağı iri yapılı biri vardı. Kibar bir insandı görünüşte. Ankara, Karşıyaka Mezarlığından, bir gece annesinin cesedini eve taşımış. Beş gün evde cesedi saklamış. Polisler geldiğinde, "Ben onu iyileştirecektim" diyormuş. Malûlen emekli ettiler.
Alfred Hitchcock, filmlerinde "anne bağımlılığı" konusunu çok iyi işler.
Deliliğin dağlarında  hava hep rüzgarlı ve çok bulutlu, bazen yıldırımlı-şimşekli...Nadiren güneş açıyor.
Jean Pierre Melville'in 1967 tarihli "Le Samurai" filmi, Bushido kitabından şu alıntıyla başlar: "Samurai'ninkinden daha büyük bir yalnızlık yoktur, tabi ormandaki kaplan olmadıkça..."
Martin Ritt'in yönettiği, 1967 tarihli, "Hombre" filminde: Gerçek bir cesarete ve güce sahip Hombre, gerçek adıyla John Russell şöyle der: "Hepimiz öleceğiz, sadece zamanı belli değil."
Meksikalılar, Tanrıya, "Yaşamıma yakışır şekilde ölmeyi, önceden bilemeyeceğim ölümüme ters düşmeyecek şekilde yaşamayı diliyorum" diye yalvarırlarmış.

hercai

Sevgili Peder Clemente; sayenizde, tam da olması gerektiği gibi muhteşem kitapların yazarlarına da yakınlaşmış olduk...verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederken, akıl ve ruhsağlığı kavramını 'delilik/dâhilik' tanımına indirgemeyelim!
Çok kıymetli bir eser geldi aklıma, yazar/çizerine 1992 Plutzer Ödülü kazandıran;
MAUS ( Hayatta Kalanın Öyküsü )
Yazar hakkında;....çoğunluğu deneysel ve otobiyografik özellikler içeren anlatılar üretti deniyor...
Bu kitap da otobiyografik özellik taşıyor...yazar dahil ebeveynlerinin ve diğerlerinin isimleri dahî değiştirilmemiş...
Bir bölüm vardı bu kitapta beni darmadağın eden...bir çizgi romanı okurken, katılarak ağlıyordum...

Kitabın içinden gerçek bir öykü;

CEHENNEM GEZEGENİNDE BİR TUTSAK

-1968 yılında, ben 20 yaşındayken annem intihar etti. Ardında mektup falan bırakmadı.
-3 ay önce eyalet akıl hastanesinden taburcu edilirken söz verdiğim gibi, annem ve babamla oturuyordum.
-Eğer eve her zamanki gibi dönseydim cesedi ben bulacaktım.
-Dr Orens yakında oturuyordu;"annen intihar etti: ANNEN ÖLDÜ"
- Benim suçum olduğunu düşünüyorlar!
Onu son görüşümü hatırladım; odama gelmişti gecenin geç bir saatinde;
-"Artie...beni...hâlâ...seviyorsun...değil mi?
-Göbek bağını çekiştirmesine bozularak arkamı döndüm.
Tabii, anne!
-Odadan çıkıp kapıyı kapadı.
Anne, eğer duyuyorsan...
Tebrikler! kusursuz cinayeti işlemişsin...
Beni buraya tıktın...bütün devrelerimi arttırdın...sinir uçlarımı kestin...tellerimi ters bağladın!...
Beni öldürdün anne, sonra da hesabı ödemem için burada bıraktın!!!
Hastanenin diğer koğuşundan bir ses duyuldu;
-Kes zırıltıyı!
Sevgiler sizinle olsun