Tarkan ve Karaoğlan maceraları

Başlatan drfuhrer, 24 Ekim, 2011, 16:06:56

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ustura Kemal

Tarkan ile tanışmam da, Karaoğlan ile tanışmam gibi gazete sayesinde oldu. Hürriyet gazetesinin Simavi ailesinde olduğu vakitler. Yıl 1967. ( Acaba 1968 olabilirmi. ) Yani Hürriyet 'in ceride değilde, gazetelerin şahı, basın dünyasının amiral gemisi olduğu dönemler. Artık evimize akşam gazetesi değilde, Hürriyet gazetesi giriyor. Sabun boro, eşi oda boro, ailenin kedisi miço ile birlikte kısmetim adı verdikleri tekneleriyle çıktıkları dünya turunu hürriyet gazetesi günlük tefrika halinde yayınlıyor. Rahmetli babamın, Hz Ali ve Cenk kalesi kitabını okurken duyduğu heyecanı, Sadun boro'nun dünya turunu okurken de hissetmesi bugün bile gözlerimin önünde canlanıyor. Ben ise, Hürriyet gazetesinde Tarkan'ı keşfettiğim için, babamın bir an önce gazeteyi bırakmasını sabırsızlıkla bekliyordum. Tarkan, günlük yayının üst köşesinde Tarkan ve kurt'un kafa portreleri. İlk gördüğüm gün, Tarkan elinde balta kuzmo'nun kellesini uçurmuş, kendini esir eden kadına sallıyor. Tarkan, dergi olarak 1970 veya 1971 yılında yayınlanmaya başladı. İlk okul 4 sınıfa gidiyordum. Gene, hafızam beni yanıltmıyorsa ilk sayıyı günaydın gazetesi hediye olarak vermişti. Yağmur, çamur, soğuk bir günde, ilçedeki bayinin önünde saatlerce gazete kamyonunun gelmesini beklediğimi anımsıyorum.

Animvader

Alıntı yapılan: trooper - 27 Ocak, 2025, 21:11:56Geçtiğimiz günlerde yıllardır istediğim bir şeyi yaptım ve kendime Ikea'nın cam kapaklı Billylerinden üç tane aldım. Kitaplarımı yeni yerlerine dizerken yıllar önceki bir Kitapkurdu kampanyasından çok ucuza alıp bir köşeye attığım MM, Nathan Never ve Karaoğlan ciltlerini sıra gelince içlerini bir karıştırıp acaba bunları toplasam mı diye düşündüm. Ama sizin dediğinize göre Karaoğlan özelinde Lal derli toplu bir yayıncılık yapamamış anladığım kadarıyla. 4-5 bin lira olarak bahsettiğiniz takımlar Lal'den çıkan sayılar mı yoksa başka yayınevleri tarafından mı basıldılar?

Lal takımı satıyorlar doğrudur. Bende yıllar önce vardı daha başlardaki bir sayıda bir maceranın devamını orjinallerini bulamadıkları için basamadıkları, yabancı dilde yayınlanan bir sayıdan bulup basacakları gibi bir yazı hatırlıyorum yarım yamalak. Hatta o maceranın devamı daha sonraki bir sayıda tamamlanıyor.

trooper

 
Alıntı yapılan: Animvader - 28 Ocak, 2025, 17:33:21Lal takımı satıyorlar doğrudur. Bende yıllar önce vardı daha başlardaki bir sayıda bir maceranın devamını orjinallerini bulamadıkları için basamadıkları, yabancı dilde yayınlanan bir sayıdan bulup basacakları gibi bir yazı hatırlıyorum yarım yamalak. Hatta o maceranın devamı daha sonraki bir sayıda tamamlanıyor.

Teşekkür ederim bilgilendirme için. Hiç bulaşmayayım o zaman desenize

pizagor

Alıntı yapılan: Animvader - 28 Ocak, 2025, 17:33:21Lal takımı satıyorlar doğrudur. Bende yıllar önce vardı daha başlardaki bir sayıda bir maceranın devamını orjinallerini bulamadıkları için basamadıkları, yabancı dilde yayınlanan bir sayıdan bulup basacakları gibi bir yazı hatırlıyorum yarım yamalak. Hatta o maceranın devamı daha sonraki bir sayıda tamamlanıyor.

Lal Karaoğlanları 2 liradan anlı şanlı bir internet sitesinde satışa konmuştu bundan yedi sekiz sene öncesi. Pahalılık, yüksek enflasyon fiyat algısını bozdu, hem de sekiz sene evveli 2 liraya satılan kitap şu anda 120 TL ise bu artış çok da anormal değil diye düşünebilecek kadar, ama hatırlıyorum o zaman için bile çok komik bir bedeldi. Ben de o sırada edinmiştim Lal serisini.
İlk Biriktirici... Vampir Dişçisi... Huysuz İhtiyar... KRONİK İTTAPAR!!!
Hayat sana sokak hayvanlarına davrandığın gibi davransın!


trooper

Alıntı yapılan: pizagor - 28 Ocak, 2025, 19:45:00Lal Karaoğlanları 2 liradan anlı şanlı bir internet sitesinde satışa konmuştu bundan yedi sekiz sene öncesi. Pahalılık, yüksek enflasyon fiyat algısını bozdu, hem de sekiz sene evveli 2 liraya satılan kitap şu anda 120 TL ise bu artış çok da anormal değil diye düşünebilecek kadar, ama hatırlıyorum o zaman için bile çok komik bir bedeldi. Ben de o sırada edinmiştim Lal serisini.

Ben de böyle bir fiyattan elimdekileri almıştım diye hatırlıyorum. Öğrenci olmasam o zamanlar hepsini alırdım sanırım

Ustura Kemal

Karaoğlan külliyatım birkaç maceranın eksik oluşu nedeniyle on yıllardır tamamlanamamıştı.  _ İnce yılan hanı, Cengizin gazabı_ Hep bu eksikliğin yoksunluğunu yaşıyordum. Mükemmel baskı kalitesiyle nihayet bu ciltleri de edindim. İddia ediyorum. Yurdumuzda en zengin Karaoğlan külliyatına sahip koleksiyonerlerden biri de benim.

Ustura Kemal

İnce yılan hanı macerasını bir çırpıda okudum. 180 sayfalık bu sürükleyici hikaye erotizmin dibinde başlıyor, doruklarında son buluyor. Önce şaşırdım, Suat Yalaz ustanın bu eserine 1960 yıllarının tutucu atmosferinde sansür kurulu nasıl müsaade etmiş diye. Sonra, değerli forum üyesi, aynı zamanda Karaoğlan tutkunu Ferzan Bey'in, Karaoğlan incelemelerinde ki İnce yılan hanı bölümünü okuyunca, bu hikâyenin 1982 yıllarında yazılıp çizildiğini öğrendim. 20 gün kadar evvel aynı sahaftan ısmarladığım
Fakir Baykurt'un, yılanların öcü ve Irazca'nın Dirliği gibi edebiyatımızın başyapıtlarını okuduğum da, 1958_ 59 yıllarında meclisin Mc Carty kafalı senatörleri ve Milli eğitim bakanlığı tarafından nasıl müstehcen olarak değerlendirilip, büyük yazarın mahkeme mahkeme süründürüldüğünü, bunlarla da yetinilmeyip tenzil i rütbe ile sürgünler edildiğini bilirim. İnce yılan hanı, hikayesinin o karanlık dönem de yaratılmamış olmamasını biz Karaoğlan tutkunları için şans olarak görüyorum.

cyclops

Alıntı yapılan: Ustura Kemal - 31 Ocak, 2025, 11:01:01Karaoğlan külliyatım birkaç maceranın eksik oluşu nedeniyle on yıllardır tamamlanamamıştı.  _ İnce yılan hanı, Cengizin gazabı_ Hep bu eksikliğin yoksunluğunu yaşıyordum. Mükemmel baskı kalitesiyle nihayet bu ciltleri de edindim. İddia ediyorum. Yurdumuzda en zengin Karaoğlan külliyatına sahip koleksiyonerlerden biri de benim.

Benim elimde maalesef  sadece lal kitabın serisi var, Elinizdeki külliyatı özetleyebilir misiniz,  kaç  seri  kaç farklı edisyonla tam takım  yapabiliriz,  hangi serileri  toplamalıyız ?  Teşekkür ediyorum saygılar 

Ustura Kemal

Merhaba değerli cyclops. Ferzan bey ve Altay1944 gibi Karaoğlan otoriteleri varken , " kaç seri, kaç farklı edisyonla tam takım yapabiliriz. Hangi serileri toplamalıyız ."  Sorularınıza verebileceğim yanıt eksik olabilir.  Karaoğlan serileriyle ilgili eksik bilgilerimle sizi yanıltabilirim. Değerli Ferzan ve Altay1944 - Mesut hoca - Karaoğlan külliyatıyla ilgili donanımlarıyla sizin  üstteki sorularınıza cevap verirlerse bizlerde aydınlanırız. Elimdeki Karaoğlan külliyatını ise şu şekilde açıklayabilirim. 1- 1963 yılında basılan ve 17 sayı süren ilk seri büyük boy Karaoğlan serisi.  2-  1964- 1970 ) yılları arası yayınlanan 186 sayılık büyük boy Karaoğlan serisi. ( İki ciltten oluşan Cengiz'in gazabi ciltlerini yeni edindim ) 3- 1973 yılında yayınlanmaya başlayan , ancak kaçıncı sayı da sonlandığını bilemediğim küçük boy ( ilk kez bu seri küçük boy olarak  yayınlanıyor. ) Karaoğlan serisinini ilk 23 sayısı ve  100 kadar değişik sayısı. 4- 1977 yılında yayınlanan renkli büyük boy 19 sayılık seri. 5- 1980 yıllarında güneş gazetesi tarafından yayınlanan 158 sayılık büyük boy ve renkli Karaoğlan serisinin ilk 60 sayısı. Koleksiyonumdaki  Karaoğlan külliyatı bu serilerden oluşmaktadır .

trooper

Alıntı yapılan: Ustura Kemal - 31 Ocak, 2025, 20:48:51Merhaba değerli cyclops. Ferzan bey ve Altay1944 gibi Karaoğlan otoriteleri varken , " kaç seri, kaç farklı edisyonla tam takım yapabiliriz. Hangi serileri toplamalıyız ."  Sorularınıza verebileceğim yanıt eksik olabilir.  Karaoğlan serileriyle ilgili eksik bilgilerimle sizi yanıltabilirim. Değerli Ferzan ve Altay1944 - Mesut hoca - Karaoğlan külliyatıyla ilgili donanımlarıyla sizin  üstteki sorularınıza cevap verirlerse bizlerde aydınlanırız. Elimdeki Karaoğlan külliyatını ise şu şekilde açıklayabilirim. 1- 1963 yılında basılan ve 17 sayı süren ilk seri büyük boy Karaoğlan serisi.  2-  1964- 1970 ) yılları arası yayınlanan 186 sayılık büyük boy Karaoğlan serisi. ( İki ciltten oluşan Cengiz'in gazabi ciltlerini yeni edindim ) 3- 1973 yılında yayınlanmaya başlayan , ancak kaçıncı sayı da sonlandığını bilemediğim küçük boy ( ilk kez bu seri küçük boy olarak  yayınlanıyor. ) Karaoğlan serisinini ilk 23 sayısı ve  100 kadar değişik sayısı. 4- 1977 yılında yayınlanan renkli büyük boy 19 sayılık seri. 5- 1980 yıllarında güneş gazetesi tarafından yayınlanan 158 sayılık büyük boy ve renkli Karaoğlan serisinin ilk 60 sayısı. Koleksiyonumdaki  Karaoğlan külliyatı bu serilerden oluşmaktadır .

Değerli abim başta Karaoğlanlar olmak üzere koleksiyonundaki çizgi romanları görmeyi çok isterim. Keşke görsellerini foruma yükleyip merakımı gidersen

Ustura Kemal

Merhaba değerli Trooper .  Bende çok isterim çizgi roman koleksiyonumu forumda sergilemeyi. Ancak , ben 78 kuşağı mensubu olduğum için ve ilk teknolojik aygıtlarla ( cep telefonu, bilgisayar vs ) kırk'lı yaşlarımda tanıştığımdan internet kullanma da bile komşumun  on yaşındaki torunundan yardım alıyorum. Kitap okuma keyfimi kaçırıyor diye hiçbir biçimde sosyal medya kullanmıyorum, kullanmayı da öğrenmek istemiyorum. Facebook, instigram ( doğru yazmıştırım inşallah ) ve ismini bilmediğim diğer sosyal medya platformlarını girmeyi, üye olmayı bile bilmiyorum.  Yani görseller foruma Nasıl yüklenir bilmiyorum. Yalnızca whatshap dan paylaşımlar yapabiliyorum. Ben normal ev telefonuyla bile ilk kez 24 yaşımda , iş'e girince konuştum. Benim yatiştiğim dünya da yalnızca sinema, gazete, çizgi roman, yazılı kitaplar vardı. Tv 'yi ilk kez 1974 yılında dünya kupası maçlarında gördüm. Belki inanmayacaksınız ama ben radyoyu bile ilk okulda okurken on yaşlarındayken gördüm.   Sonuç : Bu kadar teknoloji engelli olmaktan şikayetçimizin ? Kesinlikle değilim . Çizgi romanlarla , yazılı kitaplarla ve doğayla kurduğum dostluk yetiyor bana. Hele de 186 sayılık seri Karaoğlan külliyatımı tamamladım ya  değmeyin keyfime...

Ustura Kemal

Napıyorsunuz arkadaşlar. Bu ne ya , herkes mi Tamu'yu boyladı. Herkes mi Kazırgan da albız'la karşılıklı kımız kadehi tokuşturuyor. ( görüyorsunuz değerli dostlar; önemli olan Karaoğlan koleksiyonu yapmak değil , karaoğlan'ın diliyle konuşmak ) Saat olmuş sabahın On buçuğu. İstanbul'daki arkadaşlardan kimi arıyorsam uyuyor. Horlamaları Muğla'dan duyuluyor . Bu güzel havada uyunurmu . Güneş , benim gibi ömrünün Bahar'ında gençleri aşk'a davet sdiyor . Kalkın yataktan. Eşi olan eşi ve çocuklarıyla, sevdalıları olan sevdalılarıyla ; yalnız olanlar da kafa dengi arkadaşlarıyla çıkın dışarı. Dışarıda hayat var . Şöyle uzanın Kadıköy yakasına doğru. Moda parkında, Kadıköy sahilinde Bahar'ın müjdecisi solgun Güneş'in tadına varın. Bakınız, ben bile atladım at'ım yağmur'un sırtına ( Motosiklet ) ardımda bayırgülü  ( eşim ) dağ tepe yaylalarda , obalarda, Türkmen yurtlarında atalarımızın topraklarında at ( motosiklet ) koşturuyorum !..

Ustura Kemal

Yağmurlu, soğuk bir havada Karaoğlan okumak Tatavlalı Zurnik Onnik'in meyhanesinde iki çamşak öküz gözü şarabı içmek gibi keyıfli olur düşüncesiyle " Kanlı Sultan " macerasını yıllar sonra yeniden okudum. İlk okumalarımda dikkat etmediğim bir bölüm dikkatimi çekmekle kalmadı , kırsal  kesim insanlarının sosyolojik yapısı ile ilgili uzun uzun düşünmeme  ve türlü yorumlar yapmama neden oldu. Olay şu şekilde gelişiyordu. Karaoğlan ve Baybora yoksul bir kasabada dinlenmek için uygun bir yer ararlarken hırsızlıkla suçlanıp kadı tarafından bir madende yıllarca çalışma cezasına çarptırılırlar. Kendileri gibi cezaya çarptırılan yoksul köylülerle birlikte madene giderken bir şekilde Karaoğlan ve Baybora kollarını çözerler , muhafızlardan ele geçirdikleri kılıçlarla Cenk ederken bir taraftanda diğer mahkumları serbest bırakırlar ve kendilerine yardımcı olmalarını isterler. Bunun üzerine muhafız başı mahkumlara " sakın ha, uzak durun. Bize yardım ederseniz sultanla görüşür cezanızı hafifletirim, hatta sizleri serbest bıraktırırım. " diye garanti verir !.. İşte burada, Ortadoğu toplumlarının günümüzde de sık sık karşılaştığımız güce boyun eğme, haksız da olsa güçlüye yaltaklanma gerçeği kendini gösterir. Karaoğlan ve Baybora yardımcı olmak istedikleri yoksul mahkum köylüler tarafından etkisiz hale getirilir.  ( ne acıdır ki bu gerçek yüzyıllar geçse de değişmiyor. )   Sonunda şu sonuca vardım. Köylüler , yüzyıllar boyunca egemen güçler tarafından ezilip köle ruhlu hale getirildiği için sürekli olarak güçlünün yanında yer almışlardır. Bu davranış biçimlerinin , ne çok övündükleri dinsel inançlarıyla ne de  insan onuruyla bağdaşmadığını ileri süren , kendilerinin onurlu birer yurttaş olarak yaşama hakkı için mücadele eden bir avuç idealist insanlara düşmanlık etmişlerdir. Öyle görülüyorki ,   " insanın insana kulluk etme " inancı sürdüğü sürece bu düşmanlık devam edecektir...

kedidiro

Alıntı yapılan: Ustura Kemal - 18 Şubat, 2025, 14:05:36Yağmurlu, soğuk bir havada Karaoğlan okumak Tatavlalı Zurnik Onnik'in meyhanesinde iki çamşak öküz gözü şarabı içmek gibi keyıfli olur düşüncesiyle " Kanlı Sultan " macerasını yıllar sonra yeniden okudum. İlk okumalarımda dikkat etmediğim bir bölüm dikkatimi çekmekle kalmadı , kırsal  kesim insanlarının sosyolojik yapısı ile ilgili uzun uzun düşünmeme  ve türlü yorumlar yapmama neden oldu. Olay şu şekilde gelişiyordu. Karaoğlan ve Baybora yoksul bir kasabada dinlenmek için uygun bir yer ararlarken hırsızlıkla suçlanıp kadı tarafından bir madende yıllarca çalışma cezasına çarptırılırlar. Kendileri gibi cezaya çarptırılan yoksul köylülerle birlikte madene giderken bir şekilde Karaoğlan ve Baybora kollarını çözerler , muhafızlardan ele geçirdikleri kılıçlarla Cenk ederken bir taraftanda diğer mahkumları serbest bırakırlar ve kendilerine yardımcı olmalarını isterler. Bunun üzerine muhafız başı mahkumlara " sakın ha, uzak durun. Bize yardım ederseniz sultanla görüşür cezanızı hafifletirim, hatta sizleri serbest bıraktırırım. " diye garanti verir !.. İşte burada, Ortadoğu toplumlarının günümüzde de sık sık karşılaştığımız güce boyun eğme, haksız da olsa güçlüye yaltaklanma gerçeği kendini gösterir. Karaoğlan ve Baybora yardımcı olmak istedikleri yoksul mahkum köylüler tarafından etkisiz hale getirilir.  ( ne acıdır ki bu gerçek yüzyıllar geçse de değişmiyor. )   Sonunda şu sonuca vardım. Köylüler , yüzyıllar boyunca egemen güçler tarafından ezilip köle ruhlu hale getirildiği için sürekli olarak güçlünün yanında yer almışlardır. Bu davranış biçimlerinin , ne çok övündükleri dinsel inançlarıyla ne de  insan onuruyla bağdaşmadığını ileri süren , kendilerinin onurlu birer yurttaş olarak yaşama hakkı için mücadele eden bir avuç idealist insanlara düşmanlık etmişlerdir. Öyle görülüyorki ,   " insanın insana kulluk etme " inancı sürdüğü sürece bu düşmanlık devam edecektir...

Söyleminiz bana vaktinde şairinin de başına dertler açmış şu provakatif ve güzel şiiri hatırlattı
 
https://www.google.com/amp/s/www.gzt.com/amphtml/nihayet/koyluleri-nicin-oldurmeliyiz-3579816

trooper

Alıntı yapılan: kedidiro - 18 Şubat, 2025, 16:20:15Söyleminiz bana vaktinde şairinin de başına dertler açmış şu provakatif ve güzel şiiri hatırlattı
 
https://www.google.com/amp/s/www.gzt.com/amphtml/nihayet/koyluleri-nicin-oldurmeliyiz-3579816

Okuyunca benim de aklıma direkt Şükrü Erbaş'ın bu güzide şiiri geldi 😀